İslam’da Nikah ve Cinsellik Konusunda Sünnet Ne Diyor?

İHTİSAS

İslam’da nikâh, cinsellik ve cinsel isteğe Sünnet’in yaklaşımı; hadisler ışığında iffet, oruç, evlilik ve meşru cinsellik çerçevesinde ele alınıyor.

Hazırlayan: Doç. Dr. Ramazan Doğanay

Hadis külliyatında ve İslam hukuk düşüncesinde zinâ ve livâta gibi meşrû olmayan cinsel fiillere son derece ağır yaptırımlar ve hukuki cezalar öngörülmüştür. Bununla birlikte konuyu sadece bu olumsuz yaptırımlar ve cezalar üzerinden okumak, İslam’ın insan fıtratına ve cinsel yaşama yaklaşımını eksik veya yanlış bir biçimde değerlendirme riskini ortaya çıkaracaktır.

Bu sebeple konunun ancak diğer rivâyet ve hükümlerle birlikte değerlendirilmesi bizi İslam’da cinselliğin meşruiyetine dair daha sağlıklı bir sonuca ulaştıracaktır.

İSLAM’DA CİNSEL İSTEK VE NİKÂHIN YERİ NEDİR?

İslam’ın ana kaynağını teşkil eden ve Hz. Peygamber’in (sas) bizzat tatbik ettiği Sünnet, bize cinsel isteği insan doğasından kökünün kazınması, bastırılarak imha edilmesi veya utanılması gereken manevi bir "düşman" olarak görülmemesi gerektiğini öğretmektedir. 

Bilakis İslam bu konuyu insan fıtratının asli bir parçası ve kontrol edilmesi gereken tabiî, dinamik ve potansiyel hayırlı bir güç olarak ele alır. Bu meşrû yönlendirme ve denetleme mekanizmasının adı ise nikâhtır. (Atar, 2007).

Bâ’e Hadisi Cinsel İstek ve Nikâh Hakkında Ne Diyor?

Sünnet, cinselliği meşru bir zemin olan nikâha yönlendirmek suretiyle hukuki bir çerçeve kurmuştur. Bu çerçevenin temel metinlerinden biri de meşhur bâ’e hadisidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bu rivayette şöyle buyurmaktadır:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç yetirebiliyorsa evlensin; çünkü bu, gözü (harama bakmaktan) daha çok sakındırır ve iffeti daha iyi korur. Kim de güç yetiremezse oruç tutsun; çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buhârî, Nikâh, 3; Savm, 10; Müslim, Nikâh, 1, Ebû Dâvûd, Nikâh, 1, Tirmizî, Nikâh, 1; Nesâî, Nikâh, 3; İbn Mâce, Nikâh, 1).

Mutemet hadis eserlerinde yer alan bu hadis, cinsel isteğin insan fıtratının reddedilemez bir gerçekliği olduğunu, bu ihtiyacın meşru bir vasıta olan nikâhla sağlanması gerektiğini, buna imkân ve gücü yetmeyenlerin ise oruç yoluyla bu arzudan korunmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Hadisten anlaşıldığı üzere nikâh, kişiyi harâmdan koruyan, gözü ve iffeti muhafaza eden toplumsal ve dinî kalkandır. Oruç ise nikâhın şartları elverinceye kadar geçici olarak koruyucu bir perde ve iradeyi terbiye mekanizmasıdır.

Nikâh Mümkün Olmadığında Oruç Neden Önerilir?

Nikâh bir ecir kaynağı ve sürekli bir yaşam tarzıyken bu çerçevede tutulan oruç ise sürekli bir yaşam tarzı değildir. Oruç tutularak yapılan terbiye tavsiyesinin hikmetlerinden biri olarak nasıl ki orucun başladığı ve sona erdiği vakti var ve süresiz-nihayetsiz oruç tutulamıyorsa tabiat ve fıtrat itibariyle süresiz olarak evlilikten uzak kalınması gibi bir durum da söz konusu değildir.

Burada vurgulanan oruç, nefis, hevâ ve hevesin dizginlenmesini, irade terbiyesini  kolaylaştıran bir unsur olarak ön planda tutulmaktadır.

SÜNNETE GÖRE EVLİLİKTEN UZAK DURMAK DOĞRU MUDUR?

Cinselliğin tamamen yok edilmesi (tebettül) ve dünyadan el etek çekilmesi sünnete uygun bir durum değildir. Böyle bir anlayışı Hz. Peygamber reddetmektedir.

Sünnete Göre Evlilik ve İbadet Dengesi Nasıldır?

Söz konusu hadise göre Allah Resûlü’nün (s.a.v.) ibadetlerinden haberleri olduktan sonra kendi amellerini az bulan üç kişilik bir grup sahâbeden biri sürekli oruç tutacağını, diğeri her gece hiç uyumadan namaza kılacağını, bir diğeri ise kadınlardan tamamen uzak durup asla evlenmeyeceğini ifade edince Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şöyle şöyle diyenler sizler misiniz? Allah’a yemin ederim ki ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’ndan en çok sakınanınızım; fakat ben bazen oruç tutar bazen de tutmam, (gecenin bir kısmında namaz kılar bir kısmında da uyurum, ayrıca kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." (Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5, Nesâî, Nikâh, 4; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c.21, s.169,273,437)

Bu hadiste evlilik, oruç ve uyku hayatın ve ibadetin asli unsurları arasında zikredilmiştir. Evlilikten ve nikâhlı cinsellikten imtina etmek bir takva veya dindarlık alameti sayılmamış, bilakis “Sünnet’ten yüz çevirmek” olarak nitelendirilmiştir. Bu vurgu, nikâh çerçevesindeki cinsel yaşamın, Sünnet’in ve ideal Müslüman kimliğinin merkezinde yer alması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Aksi takdirde farklı zemin ve metinlerde fıtrata olan meyli ve fıtrîliği vurgulayan, fıtrata müdahale etmeyi men eden ayet ve hadislerin fıtrata aykırı olarak evlilikten uzak durulmasını ibadet olarak telakki etmesi söz konusu değildir. Zira bu durum evliliği ibadete mâni bir durum gibi algılamak, ruhbanlığa benzer bir yaşam tarzını Müslümanlık zannetmek gibi vahim bir tehlikeye ve İslam’ı yanlış anlamaya neden olmaktadır.

Osman b. Mazûn’un Tebettül Talebi Neden Reddedildi?

Aynı ikazın bir diğer örneği Osmân b. Mazûn’un (r.a.) dünyevi lezzetlerden tamamen uzaklaşarak kendisini ibadete adama isteğinin Hz. Peygamber tarafından reddedilmesinde görülür.

Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a.) bu olayı “Resûlullah, Osmân b. Mazûn’un tebettül talebini reddetti. Eğer ona izin verseydi biz de iğdiş olurduk.” sözleriyle nakletmektedir. (Buhârî, Nikâh, 8; Müslim, Nikâh, 6; Nesâî, Nikâh, 4; İbn Mâce, Nikâh, 2).

Ebû Dâvûd’da yer alan Hz. Âişe rivayetinde, Hz. Peygamber, Osmân b. Mazûn’a sünnetten yüz çevirmemesi gerektiğini hatırlattıktan sonra “Allah’tan kork ey Osmân! Çünkü ailenin senin üzerinde hakkı vardır, misafirlerinin senin üzerinde hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır.” şeklinde ilave bilgi mevcuttur. (Ebû Dâvûd, Tatavvu, 27).

Semüre b. Cündeb’den gelen rivâyette ise Katâde (r.a.), tebettül yasağını doğrudan Kur’ân-ı Kerîm’deki “Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara eşler ve çocuklar verdik” (er-Ra’d, 13/38) âyeti üzerinden ele alarak meseleyi temellendirmiştir. (İbn Mâce, Nikâh, 4).

Abdullah b. Mes’ûd da iğdiş edilerek cinsel arzudan kurtulma taleplerinin Hz. Peygamber tarafından menedildiğini rivâyet etmiştir. (Buhârî, Nikâh, 8, Müslim, Nikâh, 3; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c.7, s.184).

İSLAM’DA MEŞRU CİNSELLİK İBADET SAYILIR MI?

İslâm, cinselliği yalnızca neslin devamını sağlayan bir zorunluluk olarak değerlendirmemiş, aksine eşler arasında meşru mecrasında gerçekleştirilen birlikteliği başlıca bir ibadet ve sadaka kaynağı olarak tavsif etmiştir.

Nikâhlı Cinsel Birliktelik Neden Sadakadır?

Ebû Zerr’den (r.a.) nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), zenginlerin sadaka vererek sevap kazanmalarına gıpta eden fakir sahâbîlere tesbîh, tahmîd ve tekbirde bulunmanın, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın da sadaka olduğunu ifade ettikten sonra şöyle buyurmuştur: “…ve birinizin eşiyle cinsel münasebetinde de bir sadaka vardır.” Sahâbîlerin “Ey Allah’ın Resûlü! Birimiz şehvetini giderdiğinde ona bunda da mı ecir vardır?” demeleri üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.): “O kimse şehvetini haramla tatmin etseydi bundan dolayı ona günah yazılmayacak mıydı? İşte bunun gibi, ihtiyacını helal yolla giderdiğinde de onun için bir ecir vardır.” (Müslim, Zekât, 53, Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c.35, s.376) şeklinde mukabelede bulunmuştur.

Mezkûr hadisin ifade ettiği gibi bu fiil, gayrimeşru yollarla yapıldığında ağır bir vebâl ve günah teşkil ederken, nikâh içerisinde gerçekleştirildiğinde ecir ve mükâfat kazandıran bir ibadete dönüşmektedir. Dolayısıyla sünnete göre cinsellik isteği veya fiilinin kendisi kötü veya kirli olmayıp gerçekleştiği mecraya göre ecir veya vebâl ile sonuçlanmaktadır.

İSLAM’DA CİNSEL İSTEK VE EVLİLİK NASIL ELE ALINIR?

Sünnete göre kadına duyulan ilgi, bastırılması ve gizlenmesi gereken bir zaaf değil, fıtratın bir gereği ve Allah Teâlâ tarafından insana ihsan edilen bir meyil olarak değerlendirilmektedir.

Sünnete Göre Cinsel İstek ve Evliliğin Önemi

Nitekim Enes b. Mâlik’ten (r.a.) nakledilen “Bana dünyanızdan kadınlar, güzel koku ve gözümün nuru namaz sevdirildi.” hadisi (Nesâî, İşretü’n-Nisâ, 1, Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c.19, s.305); c.20, s.351), cinsel isteğin insani bir duygu olduğunu ve bu duygunun yok sayılması gereken bir zaaf değil, fıtrî bir hakikat olduğunu ortaya koymaktadır.

Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.v.), cinsel uyarılma hisseden kişinin eşine yönelerek bu fıtrî ihtiyacı meşru zeminde tatmin etmesini tavsiye etmiştir. (Müslim, Nikâh, 9; Ebû Dâvûd, Nikâh, 44).

Bu hadis daha önceki bâ’e hadisi gibi başta gençler olmak üzere bireyleri evliliğe teşvik etmiş ve cinsel isteği, iffet ve sorumluluk dairesinde doğru mecraya yönlendirerek “İffet ve İtidal İlkesini” tekraren vurgulamıştır.

Bununla birlikte nikâh sadece bireysel bir tatmin aracı değil, aynı zamanda neslin devamını sağlayan ve ümmeti güçlendiren bir kurumdur.

Nitekim Ma’kil b. Yesâr’dan nakledilen rivâyette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sevgi dolu, doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben kıyamet gününde peygamberlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 4; Nesâî, Nikâh, 11; İbn Mâce, Nikâh, 1.).

Bir başka rivâyette ise Hz. Peygamber’den (s.a.v.) “Birbirini seven iki kişi için nikâh gibisi görülmemiştir.” buyurduğu nakledilmiştir. (İbn Mâce, Nikâh, 1). Bu hadis, meşru sevginin ideal çatısının nikâh olduğunu ortaya koymaktadır.

Sünnete Göre Eş Seçiminde Din ve Ahlâk Ölçüsü

Nikâhın meşruiyet zeminini tamamlayan diğer boyut ise eş seçiminde dinî ve ahlâkî niteliğin merkezde tutulmasıdır.

Abdullah b. Amr’dan rivâyet edilen “Dünya bir metâdır. Dünya metâının en hayırlısı ise sâliha bir kadındır” (Müslim, Rada, 64; Nesâi, Nikâh, 15) hadisi ise Tirmizî’de yer alan “Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz biri (kızınızla evlenmek üzere) geldiğinde onu evlendirin. Bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur” (Tirmizî, Nikâh, 3; İbn Mâce, Nikah, 46;) uyarıları, cinselliğin toplumsal bir sözleşme olan nikâhın içine yerleştirilerek meşru bir zemine oturtulması gerektiğini, aksi halde yeryüzünde herkese bulaşacak bir fesat ve kötülüğün zuhur edeceğini ortaya koymaktadır.

SÜNNETE GÖRE CİNSEL İSTEK VE NİKÂHIN ÖLÇÜSÜ NEDİR?

Hadis külliyatı bütüncül bir yaklaşımla incelendiğinde, cinsel isteğin yok edilmesi veya bastırılması gereken bir zaaf değil, aksine terbiye edilip doğru mecraya sevk edilmesi gereken fıtri-yaratılıştan gelen bir hakikat olduğu görülür. Bu mecrâ ve zemin ise kuşkusuz nikâhtır.

Sünnete Göre Nikâh ve Meşru Cinselliğin Sınırları

Hz. Peygamber “İmkânı olan evlensin, imkânı olmayan ise oruç tutsun. Çünkü oruç bir kalkandır.” buyurarak meşrû çözümü ve irade terbiyesine işaret etmiştir. “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” buyruğuyla da evlilikten uzak durmayı kesin bir dille reddetmiştir. Ayrıca “Çokluğunuzla övüneceğim.” sözüyle nikâhın neslin muhafazası ve ümmetin çoğalmasındaki önemli ve olumlu rolüne dikkat çekmiştir.

Sünnet, eşlerin helâl dairedeki birlikteliklerini dahi bir ibadet ve sadaka şeklinde niteleyerek fıtrat ile dini sorumluluğu hassas bir dengede buluşturmuştur. Buna mukâbil İslâm, gayrimeşru cinsel eylemleri sert bir şekilde yasaklamış ve ceza takdir etmiştir.

Nikâh çatısı altında cinselliğe ibadet niteliğinde geniş bir alan açılırken, bunun ihlal veya ihmal edilmesi ise bir taşkınlık kabul edilmiştir.

Hülâsa Sünnet, birtakım teşvik ve yaptırımlarla, cinsel isteği insanı alçaltan bir zaaf olmaktan çıkararak ahlakî ve toplumsal huzuru tesis eden bir mekanizmaya dönüştürmüştür.

Kaynakça:

  • Ahmed b. Hanbel, Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed eş-Şeybânî. el-Müsned. thk. Şuayb el-Arnaût - Âdil Mürşid vd. 50 Cilt. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1. Basım, 1421/2001.
  • Atar, Fahrettin. “Nikâh”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 33: 112-117. İstanbul: TDV Yayınları, 2007.
  • el-Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Cu’fî. Sahîhu’l-Buhârî. (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.
  • Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-Eş’as el-Ezdî es-Sicistânî. Sünenü Ebî Dâvûd. (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.
  • İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî. Sünenü İbn Mâce. (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.
  • Müslim, b. el-Haccâc el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî, Ebü’l-Hüseyn. Sahîhu Müslim. (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.
  • Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb. es-Sünenü’l-Kübrâ. (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.
  • Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevra. el-Câmiʿu’l-Kebîr (Sünenü’t-Tirmizî). (Mevsuâtü’l-hadisi’ş-şerîf: el-Kütübü’s-sitte). nşr. Sâlih b. Abdilazîz b. Muhammed b. İbrâhîm Âlü’ş-Şeyh. Riyâd: Dâru’s-Selâm, 4. Basım, 2008.