İslam Dünyasının Çıkış Yolu: Vahdet ve Kur’ân’ın Aydınlığı
İslam dünyasının maruz kaldığı baskı ve parçalanmışlıktan kurtuluş yolu nedir? Kur'an-ı Kerim'in 'Hablullah' emri ışığında, ümmetin vahdetini (birliğini) sağlamanın hayati önemini ve tefrika tehlikesini inceleyen derinlemesine bir analiz.
“Böl, parçala, yut” şeklinde formüle edilen Firavun siyasetinin[1] küresel güçler tarafından acımasızca yürürlüğe konulduğu bir çağda yaşıyoruz. Elbette tarihî süreçte de bu mesele, her devirde uygulanan bir silah olmuştur. Ancak bunun en acı ve derin tesirini Ümmet- Muhammed çekmiş ve çekmektedir. Peki, böyle insafsız, merhametten yoksun bir planın ve algının kahrından Kur’an’a inananlar, nasıl kurtulacak ya da en az zararlı bir şekilde bu vahşi zihniyetin üstesinden gelecek? Bu konuda Kur’an’ın sahibi, müminlere ne diyor? Gayet öz ve kesin bir şekilde cihanşümul bir ilkeyi Kur’an şöyle bildirmiştir ki, bu prensibe sarılmadıkları takdirde, Ümmet-i Muhammed’in ezilmekten, parçalanmaktan ve yok olmaktan kurtulması asla mümkün görülmemektedir. Şimdi hep birlikte Kur’an’ın mesajına kulak verelim.
ALLAH’IN İPİNE TOPTAN SARILIN
Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın ipine sımsıkı sarılmanın hayatiyet kesbettiğini, mü’minlerin hep birlikte Allah’ın bu ipine sarılmaları ve bölünüp parçalanmamaları gerektiğini şöyle dile getirmiştir: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin...”[2]
Âyette geçen “habl” (el-hablü) kelimesi, yular, ip, urgan, halat anlamlarına geldiği gibi, ahid, anlaşma; eman, yemin, and, zimmet, kavuşma, ulaşma, bitişme, yanaşma anlamlarına da gelmektedir.[3] Yine âyette geçen “hablullah” (Allah’ın ipi) kavramı, Kur’ân veya İslam dini diye de tefsir edilmiştir.[4]
Hablullah (Allah’ın ipi), Allah Teâlâ’yâ kavuşma sebebi olan bir delil ve vasıta demektir ki, Kur’ân, Allah’ın emrini yerine getirme, cemaat, ihlas, İslam, Allah’a söz verme, Allah’ın emri diye de tefsir edilmiştir. Korkunç bir yol kenarına çekilmiş olan bir ip veya kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona gereğince iyi tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte bu tasavvurdan meydana gelen heyet-i içtimaiyye (sosyal kurul), Kur’ân etrafında devamlı yükselen bir İslam cemaatinin misalini teşkil edecektir.[5]
İSLAM TOPLUMLARININ HALİ
Kur’ân’ın hükümlerine sarılan ve ona itimat eden toplumların hali, tehlikeli bir uçurumun kenarında bulunan, bir çukurun içine, bir kuyunun dibine düşen kimselerin ve boğulmaya ramak kalmış bir toplumun kurtulması için uzatılan halat, ip ve urgandan meydana gelen bir oluşuma benzetilmiştir. Bu duruma göre bireyin ve toplumun, küfür, şirk ve nifak gibi insanını fıtratını bozan, karartan ve tahrip eden hastalıklardan, ahlakî düşüklüklerden, zulüm, kin, fitne, fesat, anarşi, tefrika, kin ve haset gibi bela ve musibetlerden kurtulması, ancak Allah’ın kitabına hep birlikte sımsıkı sarılmaya bağlıdır. İnsanı, küfür uçurumuna yuvarlanmaktan, ahlaksızlık, edepsizlik ve hayâsızlık girdabına yakalanmaktan koruyacak olan “hablullah” (Allah’ın ipi) başka bir deyişle Kur’ân’dır.
Kur’ân, ana konusu olan tevhid ve vahdaniyet kavramlarının özü ve hülasası olan kelimeyi tevhidi, kökü yerde sabit, dalları göğe doğru uzanan ağaca benzeterek[6], kendisinin bizzat hablullah (Allah’ın ipi) olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Kur’ân, yuvarlanmak üzere olan ve düşme tehlikesi ile baş başa kalan bir insana uzatılan bir ip gibi, Allah tarafından insanlığa sarkıtılan bir hablullahtır yani, bir iptir. Onun prensiplerine tutunan ve sımsıkı sarılanlar ancak, küfür, şirk, nifak gibi illetlere maruz kalmaktan kurutulur, nefsini arındırır ve bu sayede Allah’a yaklaşırlar. Aksi takdirde köksüz ve ayakta durmaya imkanı kalmamış bir ağaç misali, çeşitli batıl esintilerine karşı devrilirler ve yıkılıp giderler.
TOPTAN BİRLİKTELİK
Kur’ân, güvenilir, sağlam ve kopması asla mümkün olmayan bir iptir. O ipin çözülmesi, kopması, kırılması, çürümesi ve parçalanması söz konusu değildir. Çünkü o ipi, emir, yasak, mev’ıze ve çeşitli hikmetlerle dokuyan, ören ve sağlam bir halde hazırlayan Allah Teâlâ’dır.
Allah Teâlâ, mü’minlerden, Allah’ın ipine yani, Kur’ân’a ve onun hükümlerine sımsıkı ve hep birlikte sarılmalarını emretmiştir. Tefrikaya, ayrılığa ve ihtilafa düşmeden toptan Allah’ın ipine sarılmak yani, Kur’ân’a tabi olmak, mü’minlerin ve İslam toplumunun birliği için hayatiyet ifade etmektedir. Tek tek, fert fert, birey birey, kabile kabile, kavim kavim, aşiret aşiret oymak oymak değil, hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılmak emredilmiştir. Din binasının korunması ve ihtiva ettiği hükümlerin tatbikat sahasına koyularak hayata hâkim kılınması bu “toptan birliktelik” ilkesinin aktif, faal ve diri tutulmasına bağlıdır.
MÜSLÜMANLARIN KATLİAMA MARUZ KALMASININ SEBEBİ
Müslümanların ezilmişliği, saldırılara hedef olmaları, yurtlarının işgali, katliama maruz kalmaları ve soykırıma uğramalarının sebebi, Milli Şairimizin “Sizin felaketiniz tarumar olan vahdet” şeklindeki deyişinden başka nedir? “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur…”[7] âyeti aslında çok önemli bir bilgi vermekte ve ibretlik bir levha sergilemektedir. İslâm ümmeti, ne yazık ki, bölüp parçalanmış, itkadi açıdan dahi, Tevhidin merkezinden ve ana omurgasından fersah fersah uzaklaşan hizipler, meşrepler, mezhepler, reformistler ve gruplar ortaya çıkmıştır.
Kur’ân, Sünnet ve o iki asli kaynağın vücuda getirdiği sahih İslam anlayışına dönmeden Müslümanların kurtuluşu zor görünmektedir. Kur’ân’ı ve onun bir anlamda şarihi olan nebevî sünneti, asrın idrakine sunmanın tek yolu, itikat, amel, ahlak birlikteliğinde vahdete erişmek ve ümmetin birliğini sağlamaktır. Allah Teâlâ’nın, hep birlikte Kur’an’a sarılın emri ve tefrikaya düşmeyin/parçalanmayın uyarısına kulak asmayan, hırsa, kibre ve hasede bürünmüş bir anlayışla kendi hâkimiyetini ilan etmiş hangi birey, aile, İslam toplumu, irili ufaklı İslam Devleti ya da milleti adıyla anılan oluşumlar, kendini koruyabilmiş ve dünyada özne olabilmiştir? Hangisi, gerçek özgürlüğünü, vakarını, mehâbetini/onurunu muhafaza edebilmiştir? Bunun yegâne sebebi, parçalı bohça desenine benzemekten ya da onunla iftihar etmekten kaynaklanmıyor mu? Tefrika, ümmeti zafiyete uğratmış, itibar kaybına sebep olmuş ve kendi evini korumaktan onu aciz bırakmıştır.
FARZ-I KİFÂYE
Bu yüzden tekrar, Kur’an’ın çağrısına kulak vererek ümmetin vahdetini temin etmek artık bir farz-ı kifâye halini geçmiş nerdeyse farz-ı ayn mesabesine ulaşmıştır. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük azap vardır.”[8] Kur’an gibi muazzam bir delil ve onun şahidi sünnet varken Ümmet-i Muhammed nasıl olur da ihtilafa düşebilir? Dini hayatta ihtilaf, siyasî hayatta çekişme, ahlâkî hayatta uyumsuzluk, ibadetlerde tefrikayı andıran teori ve pratikler, Ümmet-i Muhammed’in gücünü ve dinginliğini zayıflatmış hatta yok etmiştir. Bu çöküşün büyük faturası ise, tefrika olarak kendini göstermiş ve küresel güçlerin menfaatine boca edilmiştir.
Müslümanların birliğini sağlayan kelime-i tevhid, kıble, Kur’an ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi mü’minlere lütfedilen muazzam nimetlerin bile, inananların zatında tam tabarüz ettiğini ifade etmek ne yazık ki çok zor hale gelmiştir. Aynı Allah’a, aynı dine, aynı kıbleye, aynı Kitaba ve aynı Peygambere inanan Müslümanlar neden birbirlerine düşman hale geldi ve neden birbirine acımasız davranıyorlar? Bu problemlerin, bu zafiyetlerin, bu kırılmaların sebebini araştırarak, ümmetin vahdetini sağlamanın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Aksi takdirde bu gidişat ve vurdumduymazlıkla âhirette ayılırız ve o zamanda iş içten geçmiş olur. Zalime diz çöktürmenin, zulme dur demenin, vicdan yoksunluğunu ardına kadar sürdüren inkârcıların yapıp ettiklerine karşı yüreklice durmanın tek yolu, ümmetin birliği ve dirliğidir.
Dipnotlar:
[1] Kasas, 28/4.
[2] Âl-i İmrân, 3/103.
[3] Bkz. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabiyyi, Beyrut, 1999, XI, 134-136; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları, İstanbul, ts., III, 1226-1227.
[4] Zemahşerî, Keşşâf, Dâru’l-Kitabi’l-Arabiyyi, Beyrut, ts., I, 394; Fahruddin Râzî, Mefâtihu’l-Ğayb, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1990, II, 14; Kurtubî, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, Beyrut, Dâru’l-Fikr, 1995, cz. IV, c. II, 151.
[5] Yazır, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Kitapevi, İstanbul, 1971, II, 1153-1154.
[6] İbrahim, 14/24-25.
[7] En’âm, 6/159.
[8] Âl-i İmrân, 3/105.
Kaynak: Kerim Buladı, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482