İnsana Yakışan Özellikler

İHSAN

Gafil kişinin huy edindiği şey nedir? İnsan, Allah’n emrine niye karşı çıkmıştır? İnsan aciz midir? İnsana yakışan dört özellik.

Mevlânâ Hazretleri buyurur:

“Ey işlerinde Hakk’ın emrine uymamayı kendine huy edinmiş gafil kişi! Şunu bil ki senin bedeninin zerreleri bile, Allâh’ın irâdesinin memurlarıdır. Şimdi ikiyüzlülük ediyorlar da, sana uymuş gibi görünüyorlar. Eğer Allah, onların sana karşı gelmelerini isterse, her biri, senin amansız bir düşmanın olur.

Allah göze; «Şu kulumu rahatsız et!» derse, göz ağrısı senden yüz türlü intikam alır.

Eğer Allah dişe bir cezâ verdirirse, görürsün ki diş, senin acı acı kulağını bükmeye başlar, seni âdeta perişan eder.

Tıp kitabını aç da hastalıklar bahsini oku. Oku da beden askerlerinin neler yaptıklarını gör.

Mâdem ki her şeyin canının canı Allah’tır; canının canına düşmanlıkta bulunmak, hiç akıl kârı mıdır? Bu bir çeşit delilik değil midir?!”

İNSAN ACİZ MİDİR?

İnsan, pek çok hususta kendine bile söz geçiremeyen, âciz bir varlık iken, nefsine uyarak gaflet şaşkınlığına dûçâr olduğunda, kendinde bir varlık ve kudret vehmetmeye başlar. Kendisinin Hâlık’ı olan Rabbinin emir ve nehiylerine îtirâza kalkışır.

Hâlbuki sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi olan Rabbine başkaldıran bir insan, sadece kendi vücudundaki ilâhî sanatın mûcizevî tezâhürlerine vâkıf olabilse, Cenâb-ı Hakk’a isyanın ne büyük bir cehâlet, cürʼet, hattâ ahmaklık olduğunu derhâl idrâk eder. Zira insan, hayatta kalabilmek için bile, her an Rabbine muhtaçtır. Öyle ki vücûdumuzda bulunan uzuvların neredeyse bütün faaliyetleri, kendi irâdemiz dışında cereyan etmektedir. Meselâ kalp atışları­mız, nefes alıp vermemiz, diğer bütün organ ve hücre içi faaliyetleri ile bunlar arasındaki haberleşme ve yardımlaşma da böyledir.

Vücudumuzdaki sayısız fabrikanın yine sayısız ünitesinde her an milyarlarca biyo-kimyevî icraat, muhteşem bir nizam içinde, haberimiz bile olmadan gerçekleşmek­tedir. İnsanı bir damla sudan yaratan Yüce Rabbimiz, vücudumuzun her uzvunu, sonsuz ilim ve kudretinin sayısız tecellîsinden biri olarak, mükemmel bir sûrette programlayıp âdeta otomatiğe bağlamış, âhenk içinde işlemesini murâd etmiştir. Yani her hücremiz, Rabbimiz’in emir ve kudretiyle vazifesini îfâ etmektedir.

Öyle ki sadece bir saatliğine vücudumuzdaki organların sevk ve idaresi bize verilse, kim bilir ona kaç defa ârıza yaptırırdık? Bu bile insanın Rabbine karşı acziyetini, muhtaçlığını, dolayısıyla Oʼna itaat ve teslîmiyetin zarûrî olduğunu ifadeye kâfîdir.

Cenâb-ı Hak da âyet-i kerîmede soruyor:

“Ey insan! Seni yaratıp düzgün ve dengeli kılan, seni istediği şekilde birleştiren, ihsânı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (el-İnfitâr, 6-8)

İNSANA YAKIŞAN DÖRT ÖZELLİK

Dolayısıyla en güzel kıvamda ve eşref-i mahlûkât olarak yaratılan insana yakışan;

  1. İlâhî kudret karşısında kendisinin bir “hiç” hükmünde olduğunu idrâk etmektir.
  2. Rabbinin “ol” emriyle var olduğunu, “öl” emriyle de bir gün can vereceğini unutmayıp haddini bilmektir.
  3. Rabbi emrettiğinde, gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikrobun, sırtı yere gelmez denilen koskoca pehlivan cüsseleri nasıl yere serdiğinden ibret almaktır.
  4. Büyük bir tevâzu, hiçlik, edep ve tâzîm ile Hak Teâlâʼya hamd, şükür, zikir, istiğfar ve ilticâda bulunmaktır.

Zira sadece insan vücudundaki zerreler değil, bütün mahlûkat, ilâhî nizam dâhilinde vazifesini harfiyyen îfâ etmektedir. Hâl böyleyken, varlıkların en mütekâmili olarak yaratılan insanın, bu gerçeği görmezden gelerek, ilâhî emirlere ters hareket etmesi, ne kadar abes bir durumdur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Mevlana, Erkam Yayınları