İnsan, Aklı İle Her İstediğini Yapabilir mi?

TEFEKKÜR

Akıl, iki uçlu bir bıçak gibidir. Hayra da vasıta olabilir şerre de. Onunla cinâyet de işlenebilir, faydalı işler de...

“Aklı, hudutsuz bir kuvvete sahip telâkkî edenler, akıl sahiplerinin hiçbir suç işlememesi lâzım geldiğini de kabul etmek mecbûriyetindedirler. Öyle ya, mâdem akıl, gerçeğe ve doğruya ulaşmaya muktedir bir vâsıtadır, o hâlde akıllı bir adam neden suç işlesin? Niçin kötü bir işin fâili olsun? Hâlbuki bütün beşerî sistemler, suçluya ceza verirken, onun akıl sıhhatine sahip olduğunu kabul ederler. Aklî melekelerin, işlenen cürüm esnasında devre dışı kalmış olduğuna kanaat getirdikleri takdirde, fâile ceza vermezler.

Bu demektir ki, ceza vermenin mantıkî temeli, fâilin akıl sahibi olduğunu ve bu aklın sıhhat üzere bulunduğunu kabul etmektir. Bu takdirde hem aklın hayra ulaşmaya kâfî bir vâsıta olduğuna inanmak, hem de buna rağmen ona kötü fiilinden dolayı ceza vermek, bir tezattır. İslâm ise aklı, lâzım fakat kifâyetsiz kabûl ettiği için, bu tezattan uzaktır.”( İslâm Dünya Görüşü, sf. 36.)

 Kulun ulaşabileceği en yüksek mânevî seviyeye, aklın yardımı olmaksızın ulaşılamaz. Fakat insanı “bel hüm edall”( el-A‘râf, 179; el-Furkan, 44.) durumuna, yani idrâk bakımından hayvandan da aşağı bir vaziyete düşüren de, çoğu kez akıldır.

KAYNAK: Osman Nûri TOPBAŞ, İslâm Nazarında AKIL VE FELSEFE, Erkam Yayınları, 2013, İstanbul