İnfakta Gözetmemiz Gereken Gönül Edebi

İnfak

İnfak, sadaka ve zekâtlarımızı verirken nelere dikkat etmeliyiz? Nasıl bir edep ve şuurla vermeliyiz? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.

İnfakta gözetmemiz gereken en mühim husus, gönül edebidir. Rabbimiz şöyle buyurur: "Mallarını Allah yolunda harcayıp da ardından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü incitmeyen kimseler var ya; işte onların mükâfatı Rableri katındadır. Onlar korkmayacaklar ve üzülmeyeceklerdir" (Bakara, 2/262).

Yine Cenâb-ı Hak, Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimseler gibi, başa kakma ve incitme ile yaptığımız infak ve sadakaları boşa çıkarmamamızı emreder (Bakara, 2/264). Bu ibadetler bir mahviyet içinde yapılmalıdır.

Zekât, Sadaka ve İnfakı Tevazu Ve Şükür Hâlinde Yapmak Gerekir

Meselâ; “Benim fabrikam var, bin kişiye ekmek veriyorum.” gibi sözler çok sakıncalıdır. Bu, yapılan hayrı gösterişe dökmektir. Evet, birine ücret veriyorsun; fakat aynı zamanda ondan iş alıyorsun. Bu, bedelsiz bir ihsan değildir. Buna rağmen başa kakmak, yapılan hayrın ecrini zayi eder. Maalesef bu tür ifadeler, insanı eksiye düşürür. İkram ve ihsanı başa kakmak, yapılan hayrın boşa gitmesine sebep olur; hatta ilâhî gazaba da davetiye çıkarır. Onun için zekât, sadaka ve infakı tevazu ve şükür hâlinde yapmak gerekir.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur ki: “Üç kişi vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz; onlar için acı bir azap vardır.” (Müslim, Îmân, 171)

Bunlardan biri kibir sahipleri, diğeri yalan yere yemin ederek malını pazarlayanlar, bir diğeri de verdiğini başa kakan kimselerdir.

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur ki:

“İki nimet vardır ki hangisine daha çok sevineceğimi bilemem: Birincisi, bir kimsenin ihtiyacını karşılayacağımı umarak bana gelmesi, bana güvenmesi; ikincisi ise Allah Teâlâ’nın o ihtiyacı benim vasıtamla gidermesidir.”

Yine buyurur ki: “Bir müslümanın sıkıntısını gidermeyi, dünya dolusu altına sahip olmaya tercih ederim.”

Büyükler, zekât, sadaka ve infak verirken çok dikkat ederlerdi. Hatta zarfın üzerine: “Hediyemizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.” diye yazarlardı. Bu, İslâm’ın inceliği, nezaketi ve zarafetidir.