Husun ve Kubuh: Bir Şey Kötü Olduğu İçin mi Yasaklanmıştır, Yoksa Yasaklandığı İçin mi Kötüdür?
Bir şey Allah onu yasakladığı için mi kötüdür yoksa kötü olduğu için mi Allah onu yasaklamıştır? Mu'tezile, Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye’nin iyilik-kötülük kaynağına dair farklı bakış açılarını ve akıl-vahiy dengesini görün.
Hazırlayan: Dr. Muhammed Yuşa Yaşar
“Hırsızlık Allah yasakladığı için mi kötüdür yoksa kendisi bizzat kötü olduğu için mi Allah onu yasaklamıştır?” Bu mesele inanan-inanmayan fark etmeksizin tüm zihinleri meşgul eden ve cevabı aranan önemli ve temel soru(n)lardan biridir.
HUSUN VE KUBUH: İSLAM KELAMINDA İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞI
Meselenin temelinde “Herhangi bir şeyin kötü oluşu onun zatından dolayı mıdır yoksa şer’î bir emir ya da yasaktan dolayı mıdır?” sorusu yatmaktadır. İslam kelamında bu mesele husun-kubuh (iyi-kötü) başlığı altında incelenmiş ve kelam ekolleri arasında bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Mu’tezile Ekolünde Akılcı Ahlak: Eylemlerin Özündeki İyilik ve Kötülük
Mu'tezile’ye göre bir eylemin kabîh (çirkin, kötü) olması şer'î bir nehiy (yasak) ile değil, o eylemin bizatihi kendinde olan bir sebepten dolayıdır ve bu durum aklen bilinir. Şer’i hükümler de bu bilgiye muvafık olarak gelir.
Yani hırsızlık bizatihi kendisi kötü olduğu için akıl onun kötü bir eylem olduğunun farkındadır. Vahiy ile bildirilmese dahi akıl bu hükme varır, bunun için vahyin gelmesine gerek yoktur. (Kadi Abdülcebbar, 2013, 2/25).
Eş’arî Kelamında Ahlaki Belirleyicilik: Vahiy ve Şer’î Hüküm Önceliği
Eş’arîler ise bu hususta Mu’tezile’nin tam tersini düşünmektedir. Onlara göre bir fiilin iyi (hasen) ya da kötü (kabîh) oluşu şer'î hüküm (şeriat, vahiy) ile bilinir. Aklın tek başına bunu bilebilmesi mümkün değildir (Cürcani, 2015, 3/311).
Yani hırsızlık ve yalan gibi fiillerin “kötü” diye nitelenmesi, Eş’arîlere göre, o fiillerin zatında taşıdığı bir kötülükten değil, Şârî’nin onları yasaklamasından ve ihlal etmesi durumunda bu kişinin zemmedileceği (kınanacağı) ve cezalandırılacağına dair ikazların bulunmasından ileri gelmektedir.
Mu'tezile bu konuda aklı birincil konuma koyarken Eş’arîler eşyadaki iyilik ve kötülükte belirleyici merciin nass olduğunu savunarak Mutezile’nin tam tersi istikamette görüş beyan etmişlerdir.
Akıl ve Nakil Arasında Orta Yol: Mâtürîdî Kelamında Ahlaki Algı
Mâtürîdî kelamcılara göre ise onlar bu noktada Mu'tezile ile Eş’ariyye’nin arasında bir görüş beyan etmişlerdir. Buna göre kötülük sadece ilâhî emir ve nehye dayandırılamayacağı gibi akıl da bazı fiillerin güzelliğini ve çirkinliğini kendi başına idrak edebilecek istidattadır. Buna göre adil olmanın güzelliği ve zulmün çirkinliği akılla bilinir.
Adalet güzel, zulüm çirkindir ve bunların güzel-çirkin olarak tavsif edilmesi vahiy gelmeden önce de akıl tarafından bilinebilmektedir. (Mâtürîdî, 177-178).
MÂTÜRÎDÎLİKTE AKIL VE VAHİY İLİŞKİSİ: İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN SINIRI
Hırsızlık ve yalan gibi eylemler, başkasının hakkına tecavüz etme ve başkasını aldatma yönüyle zulüm ve adaletsizlik kapsamına girmektedir. Dolayısıyla Mâtürîdî bakış açısına göre bunların kötü oluşu sadece “Allah Teâlâ'nın yasaklamasından ötürü” kötü değil, bilakis kötü olduklarını akıl da tespit edebildiği için kötüdür ve çirkindir.
Dolayısıyla bu tür fiillerin din bildirmemiş olsa bile kendi bağlamında kötü olması mümkündür. Fakat burada vahyin ve peygamberlerin rolü yok sayılamaz. Peygamberlerin de insanlara adalet ve doğruluk yolunu göstermeleri ve bunların zıddı olan şeylerin zararlarını bildirmesi gerekmektedir. Bu açıdan Mâtürîdî görüş ile Eş‘arî görüş muvafık düşmektedir. Yani aklın genel çerçevede idrak ettiği güzellik ve çirkinliğin detayları, nasıl uygulanacağı ve hangi fiillerin bu çerçeveye girdiği peygamberlerin bildirmesiyle; yani vahiyle bilinebilmektedir.
Aklî olarak insanın güzel ve çirkin, iyi ve kötü olanı tespit edebilmesi, kendisine zarar ve fayda verecek olanların farkında olması, aklın tespit ettiği iyilerin sevap kötülerin ise günah olarak tayin edilmesini mümkün kılmamaktadır. Maturidi ekol ne tamamen eşariler gibi aklı hükümsüz bırakmakta ne de mutezililer gibi nassı devre dışı bırakmakta. Ancak onların aklın iyi-kötü olana dair tayin edici yönünün bulunması, şarinin inisiyatifinde olan sevap-günah, mükafaat-ceza şeklinde bir yetkisinin olmasını da gerektirmemektedir. Nitekim bu yetki şari'nin tayin ettiği çerçevede cereyan etmektedir.
KUR’AN-I KERİM AÇISINDAN İYİLİK VE KÖTÜLÜK: VAHYİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ
Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında insanların kötü zannettiği bazı şeylerin iyi; iyi zannettiği bazı şeylerin kötü olabileceğinin bildirilmesi (Bakara 2/216) insan aklının mutlak olarak iyi ve kötüyü kesin olarak ayırt edemeyeceğini göstermektedir. Öte yandan peygamber gönderilmeden insanlara azap edilmeyeceğinin bildirilmesi (İsrâ 17/15) vahyin yol göstericiliğinin gerekli olduğunu bize göstermektedir.
Fıtrat ve Akıl: Şer'î Hüküm Olmadan İyiyi Bulmak
Ayet ve hadislerin ışığı altında meseleye bakıldığında aslında konu açıktır. Alemde meydana gelen her şey Allah’ın ezeli iradesine bağlıdır ve bu irade her daim bir hikmet ve gayeye matuftur. Bu açıdan tüm mevcudat Allah’ın iradesine bağlı olup husun ve kubuh dahil her şey Allah’ın hüküm altındadır. Öte yandan husun ve kubuh şer’î olduğu kadar aklîdir de. Zira Allah Teâlâ insanı bizzat akıllı bir varlık olarak yaratmak suretiyle diğer canlılardan ayırmış ve onlardan üstün tutmuştur.
İnsan Allah’ın kendisine verdiği bu akıl sayesinde lehinde ve aleyhinde olan şeyleri yapabiliyorken yine bu akılla eşyadaki bazı iyilik ve kötülükleri de anlayabilmektedir. Ona bu özelliği veren Allah olduğu için eşyadaki bazı iyilik ve kötülüğü şer’i bir hüküm olmadan da aklıyla bulabilmesi yaratılışına uygun bir durumdur ve bu da dinen câizdir.
Kaynakça:
- Cürcani, Seyyid Şerif. Şerhu’l-mevâkıf : mevakıf şerhi (metin-çeviri). çev. Ömer Türker. 3 Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2015.
- Kadi Abdülcebbar, Ebü’l-Hasan Abdülcebbar b. Ahmed, 415/1025. Şerhu’l-usuli’l-hamse : Mu’tezile’nin beş ilkesi. thk. çev.: İlyas Çelebi; ed.: Metin Yurdagür. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2013.
- Mâtürîdî, Ebû Mansûr el-. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiyye: Dârü’l-Câmiâti’l-Mısriyye, ts.