Hizmet ve Dâvâ Heyecanını Diri Tut!

Hizmet

İnsanı, hizmet ve dâvâ yolunda muhabbet ve neşeyle koşturan, işte bu bir avuç heyecandır. Bu heyecanı söndürmek, büyük vebaldir. Zira heyecansız yürekler, bedeni ve imkânları harekete geçiremez, harikalar meydana getiremez. Heyecan biterse, kişi et ve kemik yığınına dönüşüverir.

Bir gönülde heyecan, aşk ve vecd dalgaları çırpınır durursa, o gönül sahibinin hayatı bir başkadır. Hizmetten, vazifeden ve koşturmaktan zevk alır. Yorulmak, üşenmek ve bıkkınlık onun lügatinde yer bulamaz. Belki hizmet erlerine en lüzumlu azıklardan birisi, bu heyecanın zinde tutulabilmesidir. Bu itibarla önde bulunanların, ekiplerine karşı en büyük sorumluluklarında birisi bu heyecanı diri tutmalarıdır.

İMAN HEYECANI

“Preveze deniz zaferinin müjdesini dörtnala at üzerinde getiren levent, Topkapı Sarayı’na girince, atının dizginini çekmesi ile at bir müddet iki ayak üzerinde dönmüştü. Bu manzarayı seyreden Kânûnî Sultan Süleymân’ın, levende:

“Ne azgın bir küheylânla gelmişsin evladım!” demesi üzerine levendin:

“Hünkârım, Akdeniz böyle azgın bir küheylândı.. Biz onu bile uslandırdık!” cevabını vermesi, îmân heyecanı ile şahlanıştan doğan özgüveni göstermesi bakımından önemlidir.”[1]

[1] Osman Nuri Topbaş, Âbide Şahsiyet ve Müesseseleriyle Osmanlı, s. 174.

Kaynak: Dr. Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları