Hidayet Yoluna Vesile Olmanın Ecri Nedir?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, bir insanı hidayet yoluna yönlendirenin sevabının, o yoldan yürüyen herkesin ecrinden eksilmeyeceğini ve hayırlı bir iz bırakmanın ölümsüz bir miras anlamına geldiğini anlatıyor.

HİDAYET YOLUNA VESİLE OLMANIN ECRİ

Efendimiz -aleyhissalâtu vesselâm- buyuruyor:

“Doğru yola dâvet eden kimse, ona tâbî olanların ecirleri kadar ecir alır. Bu, tâbî olanların ecrinden bir şey eksiltmez!

Kötü bir yola dâvet eden kimse de, ona tâbî olanların günahları kadar günah alır. Bu da, tâbî olanların günahlarından hiçbir şey eksiltmez!..” (Müslim, İlim, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlim, 15)

Yani siz hidayet yolunu açarsanız, o yoldan insanlar yürüdükçe sizin de hanenize damla damla hayırlar düşer. Allah muhafaza, bir kötü çığır açtıysanız, bir günah yolu açtıysanız, kabirde defteriniz kapanmaz.

Bazen kıymetli kardeşlerim, gıpta ettiklerim ve üzüldüklerim oluyor.

“Niye gıpta ediyorsun hocam?” diye soracak olursanız; geçenlerde Erkam’da Kâbe Radyosunu açtım. Ekranda Muhammed Eyyûb diye bir zat vardı. Medine’de Türkler onu çok severlerdi. Öyle gürül gürül, Manavgat şelalesi gibi akardı okuyuşu.

Muhammed Eyyûb geldi aklıma. Herhalde vefat edeli 6-7 sene oldu. Öyle güzel Kur’ân-ı Kerîm okuyordu ki, dedim ki:

“Allah’ım, şu adam… Medine toprağı çok sıcaktır; belki cesedi çürümüş gitmiştir. Belki de Allah, bazı hâfızların cesedini çürütmezmiş; belki de çürümemiştir, onu bilmiyorum. Ama sanki hayattaymış gibi hâlâ bütün dünyaya Kur’ân okuyor. Hâlâ bütün dünya seyrediyor.”

İşte insan öldükten sonra geride ne kalacağının farkına varmalı. “Ben bugün yaptığım bu işleri, acaba benden sonra insanlığa ne bırakacağım? Benimle mi bitecek, yoksa devam edecek mi?” diye düşünmeli.

Bir günah yolu açıyorsunuz, kapatamadan gidiyorsunuz öbür tarafa. Ama elhamdülillah, bir sevap yolu, bir hayır yolu açıyorsanız, siz gidiyorsunuz ama yol devam ediyor.

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin vefatının üzerinden 400 sene geçti. Kıymetli kardeşlerim, düşünün ki 400 sene sonra hâlâ Hüdâyî Hazretleri anılıyor, onun adına sohbetler yapılıyor, dualar ediliyor. Her namazda Hüdayî Hazretleri’ne dua ediliyor. Ne kadar güzeldir!

Bizim müezzinlerimizin de bir geleneği var: “Bu camiden gelip geçen cemaatin de ruhlarına…” diye dua ediyorlar. İnşallah 20-30-40 sene sonra bu caminin müezzinleri aynı duayı okurlarsa, biz de toprak altında o dualardan nasipleniriz. Ne kadar güzel değil mi?

Onun için insan, hayatında dua alacak işler yapmalı. Öldükten sonra da hâlâ duaya vesile olacak güzellikler bırakmalı ki o dualar akıp gitsin. Mesela bir kitap yazarsınız, bir talebe okutursunuz, bir hayırda bulunursunuz, tatlı bir menkıbeniz olur. İnsanlar söze başlarken:

“Allah rahmet eylesin, filan zamanda şöyle bir abimiz vardı. Şu güzelliği yapmıştı, beni sohbete götürmüştü, bana Kur’ân öğretmişti, bana yardım etmişti, beni güzel insanlarla tanıştırmıştı…” derler.

Siz de toprak altında, toprağın yağmuru emdiği gibi o duaları emersiniz.

Değerli kardeşlerim, hayatı ciddiye almak lazım. Âyet-i kerîmede geçiyor: “İnsanlardan öylesi vardır ki işin ucundan tutar.” (Hac, 22/11) Yani tam sınırdadır; itildi mi öbür tarafa düşer demektir. Veya biraz daraldı mı ipi bırakır.

Ama öyleleri vardır ki, gövdesiyle sarılır. Müslümanlığımıza, müminliğimize, ibadet hayatımıza, davamıza, heyecanlarımıza, hayırlarımıza adeta parmaklarımızı birbirine kenetler gibi sarılmak lazım.

Kıymetli kardeşlerim, güzel sarılanlara Cenâb-ı Hak -Azze ve Celle- hem hayatlarında mutluluk, huzur ve şükür hâli veriyor; hem de ölümlerinden sonra onları arkadan gelen rahmetlerle toprak altında besliyor.

İşte bu hadis-i şerifte de beyan edildiği üzere: Bir insan bir hayra, bir hidayete, bir güzelliğe vesile olursa, o güzelliğe tabi olanlardan Allah bir şey eksiltmez. Ama onlar yürüdükçe Allah, ona vesile olan insana da ecir verir.

Buyuruyor Rasûlullah -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem-.