Hesabı Ağır Olanın Uykusu Hafif Olur

HAYATIMIZ

"Özel kalem müdürü kadar endişe duyuyor muyuz?" Hesabı ağır olanın uykusu hafif olur diyen Hz. Ömer’in (r.a.) izinde, kulluk ve emanet bilinci üzerine bir muhasebe.

Bir gün mesai arkadaşım Bekir abiyle birlikte konuşurken, çok sevdiğimiz bir kardeşimizin belediyede özel kalem müdürü olarak atanmasından söz açıldı.

ÖZEL KALEMLİKTEN KULLUK ENDİŞESİNE

Bekir abi derin bir nefes alıp, “Ne ağır bir sorumluluk.” dedi. “Sürekli tetikte olması gerekiyor artık. Her sözünü, her adımını şimdi daha fazla ölçüp biçecektir. Çünkü yaptığı küçük bir hata, başkana laf getirir. Artık her hareketiyle başkanı temsil edecektir. İnsanın uykusu kaçar. Bu yük rahat uyutmaz.”

Bekir abi bunları derken, içimde bir şeyler filizlendi. Bambaşka bir kapı aralandı gönlümde. Düşündüm. Açıkçası Müslümanlar olarak yeryüzünde vazifeliyiz. Allah-ü Teâlâ bizleri yeryüzünde başıboş bırakmadı. Hepimize bir emanet verdi, bir sorumluluk yükledi. Peki, bize ne oluyor da bir özel kalem müdürünün duyduğu endişeyi duymuyoruz?

Bir özel kalem müdürü, başkanın hoşnutluğuna odaklanır. Başkanın dediklerini eksiksiz yapar. Müdürü görenlerin hatırına hep başkan gelir. Başkana yakın olmanın zahmetini omuzlar ama bunu fedakârca göğüsler. Netice itibari ile yükü çoktur. İşte bu yüzden, bu büyük sorumluluk insana rahat uyku vermez. Veriyorsa, orada bir eksiklik vardır. Meseleyi kendi özelimizde değerlendirdiğimizde de ortaya şöyle bir gerçek çıkıyor.

HZ. ÖMER’İN (R.A.) UYKUSUNU KAÇIRAN SORUMLULUK

Kulluk endişesi, özel kalemlik endişesinden daha baskın gelmiyorsa orada bir sorun var demektir. Ahiretin çetinliğinden korkan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bir defâsında Allah Teâlâ’nın huzûrunda hesap vermenin zorluğunu düşünerek yerden bir saman çöpü almış ve: “Âh! Şöyle bir saman çöpü olsaydım, dünyâya hiç gelmeseydim, anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitseydim.” diye hayıflanmıştır. (İbn-i Sa’d, III, 360-361)

İslam’ın en korkusuz isimlerinden biri olan Hz. Ömer’in (r.a.) bu sözleri Allah’a verilecek hesabın ağırlığını derinden hissetmesindendir. Çünkü o biliyordu ki hesabı ağır olanın, uykusu ağır olamaz. Huzuru kaçar, yaptığını dört dörtlük yapmaya çalışır. Sorumluluğunun farkındadır.

Hepimiz sözümüzden, susuşumuzdan, yetkimizden, yaptıklarımızdan ve ihmallerimizden sorumluyuz. Bu sorumluluğu fark eden insanın omuzları biraz çöker ama kalbi doğrulur. Asıl mesele de budur. Eğer bu yük bizi hiç rahatsız etmiyorsa, hiç geceleri kaldırmıyorsa, hiç kendimize getirmiyorsa, durup yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü kulluk, tam da bu fark edişle başlar.

NEFİS RAHAT, EMANET DİKKAT İSTER

Vazifelerimizin farkına varmak demek, hayatı gelişigüzel yaşamamak demektir. Sabah kalktığımızda sadece işe, güce, dünyalığa değil, omuzumuza bırakılan emanete bakmaktır. Bir anne için evlat, bir baba için ailesi, bir yönetici için yetkisi, bir çalışan için aldığı ücret, bir âlim için bilgisi… Hepsi ayrı ayrı birer imtihandır. Hiçbiri tesadüf değildir.

Sorumluluk bilinci insanı olgunlaştırır. Çünkü artık “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerine “Benden ne isteniyor?” sorusu geçer. İşte kulluğun kırılma noktası da burasıdır. Nefis rahat ister, emanet ise dikkat ister. Nefis övgü ister, sorumluluk ise hesabı hatırlatır. İşte bu yüzden bu yük rahat uyutmaz ama insanı diri tutar. Bu yük huzursuz eder ama kalbi temizler. Bu yük ağırdır ama insanı Allah’a yaklaştırır.

Allah’ım, bize yüklediğin emanetin hakkını verebilmeyi nasip eyle. Bizi gafletten, nefsimizin rehavetinden muhafaza eyle. Sorumluluğunun idrakiyle yaşayan, hesabını düşünen ve Sen’in rızandan başka gaye taşımayan kullarından eyle. Âmin.

Kaynak: Kadir Bekâr, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481