Hayatın Neresindesiniz?

TEFEKKÜR

Başarı ve güç arayışından, başkalarına dokunmanın verdiği huzura... Hayatı sadece yaşamak değil, hakkıyla taşımak isteyenler için bir anlam ve gönüllülük yolculuğu.

Bir yol değil midir insanın hayat boyu yürümek zorunda olduğu?

HAYATIN NERESİNDESİNİZ? BAŞARI YARIŞINDAN ANLAM YOLCULUĞUNA

Gençlikte hız vardır; zamanla ise muhasebe duygusu gelişir. Yıllar geçtikçe insan yalnızca “nereye gidiyorum?” sorusunu değil, “nasıl bir hayat yaşadım?” sorusunu da sormaya başlar.

Başarı, görünürlük ve güç arayışı yerini daha derin bir sorgulamaya bırakır. Hayat deneyimi arttıkça insan, iç dünyasıyla daha bilinçli bir yüzleşmeye davet edilir.

Gençlik Hızı ve Başarı Kıskacı: Nereye Koşuyoruz?

Hep ileriye doğru yürümemiz gerektiği söylenir bize. Daha başarılı, daha güçlü, daha görünür olmamız beklenir. Peki hiç durup şunu sorduk mu: Kendimize doğru yürüyor muyuz?

Psikoloji bize şunu söyler: İnsan kendini tanımadan yönünü belirleyemez. Kimlik, başkalarının beklentilerine verilen cevaplarla değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle şekillenir.

Zaman geçtikçe roller çoğalır: ebeveynlik, yön verme, sorumluluk üstlenme, rehberlik etme… Ancak roller arttıkça insanın özüyle teması azalabilir.

Bu ilişki kurulmadığında ise içsel bir dağınıklık başlar. Ne istediğimizi bilmeden ilerler, neden yorulduğumuzu anlayamayız.

Kendine Doğru Yürümek: İçsel Bir Yüzleşme ve Sakinleşme

Oysa kendimize doğru giden bu yol sanıldığı gibi karanlık değildir. Aksine, en tanıdık ve en aydınlık yoldur. Çünkü insan, kendini tanıdıkça sakinleşir. Güçlü ve zayıf yanlarını fark ettikçe hayata dair daha gerçekçi bir duruş geliştirir.

Olgunluk dönemi, yalnızca üretme değil; değer üretme arzusunun güçlendiği bir evredir.

İnsan kendine yaklaştıkça çevresini de daha net görmeye başlar. Artık sadece “Ben kimim?” sorusu değil, “Ben bu hayatın neresindeyim?” sorusu da belirir. Bu soru, hayatın ilerleyen safhalarında daha güçlü bir yankı bulur.

Ben’den Biz’e: Gönüllülük ve Bırakılan İzler

İşte bu soru, insanı gönüllülüğe yaklaştırır. Gönüllülük; insanın kendi sınırlarını aşarak başka hayatlara temas ettiği bir alandır. Deneyim arttıkça gönüllülük, yalnızca destek olmak değil; birikimi aktarmak, rehberlik etmek ve iz bırakmak anlamına gelir.

Sivil toplum alanı, bu anlamda güçlü bir zemin sunar. Gençlikte gönüllülük bir keşif alanıyken, zamanla bir anlam alanına dönüşür. Bu yüzden gönüllülük, bir CV satırından çok daha fazlasıdır. Belki de kimlik dediğimiz şey; bir unvan, bir etiket ya da tek başına verilen bir mücadele değildir.

Belki de kimlik; geriye dönüp bakıldığında “hayatıma ne kattım, kimlere dokundum?” sorusuna verilen cevaptır. Belki de kimlik; başkasının yükünü paylaşırken, bir yaraya merhem olurken, sessizce “ben de buradayım” diyebilmektir.

Arayıştan aksiyona, ben’den biz’e… Belki de en kıymetli yolculuk budur.

İnsanın kendini tanıma cesaretiyle başladığı, anlamı yalnızca kendi içinde değil, başkalarıyla kurduğu bağlarda da aradığı, hayatı sadece yaşamak değil, hakkıyla taşımak istediği bir yolculuk…

Çünkü insan, kendine doğru yürüdükçe yalnızca kimliğini bulmaz; aynı zamanda sorumluluğunu da fark eder. Ve belki de bütün mesele tam olarak burada başlar:

Kendimizi ararken başkalarına dokunabildiğimiz, kendimize doğru yürürken dünyaya küçük de olsa bir katkı sunabildiğimiz ve her iyiliği bir emanet bilinci ve ahlaki sorumlulukla taşıyıp, aslında Rabbimize doğru atılmış bir adım olduğunu idrak edebildiğimiz yol…

Kaynak: Hüseyin Ceven, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481