Hayata Gönül Gözüyle Bakmak: Her Hâdisede Bir Mesaj Var

TEFEKKÜR

Bir hasta, bir yetim, bir kaza ya da bir cenaze… Her karşılaştığımız olay, nefsimizi terbiye eden bir ibret vesîlesi olabilir mi?

insanın hayatta karşılaştığı hâdiseleri de ibret nazarıyla okuması îcâb eder. Zira her oluş, hassas ve rakik bir gönül sahibi olan insana ince mesajlar verir.

HAYATA GÖNÜL GÖZÜYLE BAKMAK

Meselâ bir hasta gördüğümüz zaman düşünmeliyiz: “Ben de aynı durumda olabilirdim. Bu hasta insan, şu anda etrafından şefkat, merhamet ve alâka görmeye muhtaç. Demek ki benim ona yakınlaşıp onun sıkıntısını gidermeye çalışmam lâzım. Onun eksiğini telâfî edip muzdarip gönlünü tesellîye çalışmam lâzım. Zira Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sık sık; «Bugün bir hasta ziyaret eden var mı?» diye sorardı…”

Yine bir trafik kazası gördüğümüz zaman; “O kazanın içinde ben de olabilirdim. Yahut en yakınlarım olabilirdi.” diye düşünerek sahip olduğumuz hayat, sıhhat ve âfiyet nîmetleri için şükretmeliyiz.

Bir yetim gördüğümüzde, o yetim bizi hissen tâ Peygamber Efendimiz’e kadar götürmeli, Efendimiz’in de bir yetim olarak dünyaya geldiğini hatırlatıp onlara karşı vazifelerimizi düşündürmeli. Bu husustaki durumumuza dâir bir nefis muhâsebesine sevk etmeli...

Öte yandan, hayattaki her nîmet gibi mahrûmiyetlerin de bir imtihan cilvesi olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Şâyet Allah bir şeyi nasîb etmemişse, bunu da gönül gözüyle okuyup; “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek her hâlükârda şükredebilmeliyiz.

Meselâ Allah bir evlât nasîb etmemişse, kahır gibi görünen bu hâdisede nice lûtufların gizli olabileceğini düşünmeliyiz. Zira nice anne-babalar, evlâtlarının içine sürüklendikleri cinayet, fuhuş, narkotik, inançsızlık gibi rezillikler sebebiyle, evlât sahibi olmanın sevinciyle aslâ kıyaslanamayacak derecede şiddetli üzüntü ve pişmanlıklar yaşamaktadırlar. Hayâtın hangi sürprizlere gebe olduğunu bilemeyeceğimiz için, içinde bulunduğumuz her hâle şükredebilme firâset ve dirâyetini göstermeye çalışmalıyız. Çünkü bâzen Allâh’ın kahrı lûtuf içinde saklı, bâzen de lûtfu kahır içinde gizli olabilmektedir.

Unutmayalım ki fânî bir imtihan âleminde bulunuyoruz. Burada asıl mesele de, Cenâb-ı Hakk’a güzel bir kullukta bulunabilmektir. Bu yüzden hayâtın basit engellerine takılmadan gönlümüzün huzurunu muhâfaza etmeliyiz.

Hayattaki en mühim ibret vesîlesi ise karşılaştığımız cenâze manzaralarıdır. Nitekim Hâtem-i Esam Hazretleri’ne:

“–Biz, nasıl ve ne zaman dünyâya ibret gözüyle bakanlardan olabiliriz?” diye sorduklarında, Hazret şu karşılığı vermiş:

“–Dünyada her şeyin sonunun harap, herkesin gideceği yerin de toprak olduğunu gördüğünüz zaman! Bir kimsenin evinden veya yakınından bir cenâze çıkar da o kimse bundan ibret almazsa, ona ne ilmin, ne hikmetin, ne de vaaz ve nasihatin bir faydası olur.”

Bu sebeple bizler de bir cenâze gördüğümüzde; “Bugün o tabutun içindeki ben olabilirdim.” deyip hayâtımız üzerinde nefis muhâsebesine girebilmeliyiz. Dünyalık olarak yalnız kefenimizle kabre gireceğimizi, daha sonra ise kefenimizin de cesedimizin de aslına, yani toprağa döneceğini ve geriye sadece îman ve amellerimizin kalacağını düşünmeliyiz. Gördüğümüz cenâzeye yapılacak muâmelenin, bizim de bir gün mutlakâ başımıza geleceğini hatırlamalıyız.

Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin şu hâli, bu hususta bizler için ne güzel bir irşad numûnesidir:

Katıldığı bir cenâzede defin işleri bittikten sonra yanındaki bir zâta Hasan-ı Basrî Hazretleri sordu:

“–Bu vefât eden zât, acaba şu anda dünyaya geri dönüp sâlih amellerini, zikirlerini artırmayı ve günahlarına daha fazla istiğfâr etmeyi düşünüyor mudur?”

O zât da:

“–Evet, tabiî ki düşünüyordur.” dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle buyurdu:

“–O hâlde bize ne oluyor ki bu vefât eden kişi gibi düşünmüyoruz?” (İbnü’l-Cevzî, el-Hasenü’l-Basrî)

Dolayısıyla biz de kalan hayâtımızın, Rabbimiz tarafından bizlere tanınmış bir mühlet olduğunu idrâk ederek vaktimizi ona göre değerlendirmeli ve kendimizi ölüm gerçeğine güzelce hazırlamalıyız.

Velhâsıl zerreden kürreye kadar bütün bir kâinat ve onda meydana gelen her türlü hâdise, okuyabilen gönüller için muazzam bir ibret ve hikmet dîvânıdır. İlâhî bir imtihan dershânesi olan bu hayattaki asıl tahsil de, bu dîvânı gönül gözüyle okuyabilmektir. Zira Şeyh Sâdî-i Şîrâzî’nin dediği gibi:

“Akıl sahipleri nazarında yeşil ağaçların her bir yaprağı mârifetullah için bir dîvandır. Gâfiller için ise bütün ağaçlar bir yaprak bile değildir.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları