Hakiki Kazanca Giden Yol Nedir?
Allah aşkı, imtihan, teslimiyet ve nefis terbiyesi ışığında hakiki kazanca giden yol; Kur’an ayetleri ve hikmetli sözlerle anlatılıyor.
Eğer Allah aşkını kazanmak istersek, insanlığın en şereflisi olan Fahr-i Kâinât Efendimiz aleyh-is-salât-ü-ves-selâm’ı samimiyetle takip etmemiz gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulduğu gibi, “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin” (Âl-i-İmrân, 31)
İnananlar, O’nun asil ve azim ahlakına dair bilgiyle mücehhez olup amele dökmedikleri sürece Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in gerçek tabilerinden olamazlar. O’nu taklit ise sadece zahirini taklitle değil, öğretilerindeki hikmetleri anlamaya çalışmak ve derûnî hallerine de bürünmeye gayretle olur.
ALLAH AŞKI VE PEYGAMBER’E TABİ OLMAK
Kur’an-ı Kerim'e, mahlûkata, İslam’a, Ümmet-i Muhammed'e hizmet eden kazanır! En çok veren kazanır! Mevlana Hazretleri, “Muhabbet dininde her şey feda edilmelidir” der. Kim olduğumuz; ne yaptığımıza ve nasıl davrandığımıza dair insanlara gösterdiğimiz hizmetimizle, yardıma hazır oluşumuzla ölçülür.
Abdülkadir Geylani, bir müminin diğer insanlara karşı göstermesi gereken merhameti şöyle tarif eder: “Azı kabul eder, ama çoğu verir. Kötü ve değersizi kabul eder, mükemmel olanı verir. Kusurlu malı kabul eder, ama verirken tam verir.”
Ahiret pazarına girmeden bir alışveriş yapmak mümkün değildir. O pazarda dünyevî meşguliyetleri bırakarak, gönülden gönle bir ilahi alışveriş gerçekleşir. Kur’an-ı Kerim'de; ”Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. O halde yapmış olduğunuz alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tevbe, 111) buyurulmaktadır.
Dünya hayatında insanın derecesi; imtihanlarını ne kadar başarılı bir şekilde geçtiğiyle belli olur. Dünya hayatında bir mümin her zaman her an imtihandadır. Allah'ın kullarını imtihan etmesinin sebebi, onlara kendi yakınlığını göstermeyi murâd etmesidir.
Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurur: “Elbette sizleri, biraz korku, korku, biraz maldan ve candan ve ürünlerin eksilmesiyle imtihan edeceğiz. O sabredenleri müjdele!“ (Bakara, 155)
Hazreti Mevlânâ ise bu hususta; “Allah’ın rahmeti, kahrından ileridir, kahrından fazladır ve ezelîdir. Bu yüzden de bir kimseyi belâlara uğratması, rahmetindendir. Varlık sermayesi elde edilsin diye rahmeti, kahrından ileridir, üstündür. Sonra bunun özrü olarak tekrar lûtfeder, ‘Yıkanıp arındın, dereden atladın, artık o mihnetler geçti’ der. Ey nohut, belâlara düş, kayna, piş de ne varlığın kalsın, ne sen kal!” demiştir.
İMTİHANLAR VE NEFİS MÜCADELESİ
Modern toplumda insan, Allah’ın verdiği imtihanlara, zorluklara, acılara karşı direnme gücünü kendinde bulamıyor. Nefislerimizi terbiye edebilecek kabiliyetimiz azaldı. Direniş ve diriliş gücümüzü yitirdik. Kur’an-ı Kerim buyurmaktadır: “Biz insanı zorluklarla mücadele edecek yetenekte yarattık.” (Beled, 4) Mevlânâ’nın deyişiyle; “Aşk bir duruşmadır ve acı çekmek de şahittir; şahidin yoksa davayı kaybedersin!”
Hz. Ali keremallahu veche’ye sordular: “Başımıza gelen bu musibetler bize imtihan mıdır yoksa Allah bizi cezalandırıyor mu?” Şöyle cevap buyurmuş: “Musibet sizi Allah’a yaklaştırıyorsa imtihan, uzaklaştırıyorsa cezadır.”
En acı kaybımız, Allah'ın bize verdiği imtihanı kaybetmektir. Bedavaya sıkıntı çekmekten daha trajik, daha büyük bir kayıp olamaz. İlk imtihanı kaybeden şeytandır. Şeytan tarafından ilk kandırılan Âdem aleyhisselâm ile Havva annemizdir. Sonrasında farkına vararak tövbe ettiler ve affolunup kurtuldular.
İmtihanı kazanmak: “Ölmeden önce ölünüz” ve “Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz” hadis-i şeriflerini hayata geçirmektir. İmtihanı kaybetmemizin asıl sebebi, kalbimizde dünya sevgisini barındırmamızdır. Bu dünyada kazanabilecek en yüce kazanç Cemalullahtır.
Kendi varlığımızdan ne kadar ödün verebilirsek, ne kadar yüksek bir bedel ödeyebilirsek, Ashâb-ı Güzîn’in, Habîb-i Ekrem Efendimiz’in, Celâl ve İkrâm sahibi Rabbiyle olan kurbiyet cennetinin kokusunu alma şerefine o denli nail olabiliriz. Yaşayan bir insan için O’nun Cemâl’ini müşahede etmekten daha büyük bir keyif, haz ve lezzet yoktur.
HAKİKİ KAZANÇ: CEMALULLAH VE EBEDÎ MUTLULUK
Kur’ân-ı Hakîm şöyle buyurmaktadır; “O gün parlak yüzler vardır Rablerine bakan.” (El-Kıyâme, 22) İbn Arabi ise bu hususta; “Haşir gününde insanoğlu Cenab-ı Hakk’ın Cemalini, burada O’nun hakkında elde ettiği Marifetullah’ın derecesine göre görebilecektir” demiştir.
Cemalullah'ı görmek öyle bir güç, öyle bir kuvvet, öyle bir yakınlıktır ki; Hazreti Yusuf sarayda kadınların önüne çıktığı zaman, onlar O’nun cemalinin seyrine dalıp meyve yerine ellerini keserken hiç acı hissetmemişlerdir.
Günlük hayatımızda ne kadar Allah rızasını kazanmak için mücadele edersek, bir o kadar da O’nun rızasını kaybetme korkusu taşımalıyız. Bütün endişemiz, korkumuz, gayretimiz, niyetimiz Allah yolundan sapmaktan, O’nun rızasını ve memnuniyetini kaybetmekten, rahmetinden ve bağışlamasından mahrum kalmaktan olmalıdır.
Korkmamız gereken şey, ehl-i dalaletin ve küfrün zihinlerimizi bulandırması ve bizi doğruluk yolu olan sırat-ı müstakimden saptırmaya çalışması olmalıdır. Kulaklarımıza hiç durmaksızın vesvese vererek, kalbimizi, bilincimizi tahrip etmeye uğraşarak çalışmaya devam eden şeytanın gizli işlerinden korkmalıyız.
Hakiki Kazanca Giden Yol: Teslimiyet ve Gönül İnşası
Hakiki kazanca erişebilmek için aşk dolu bir teslimiyet gerekir. İtaat, ibadet ve imanda neşe ve zevk hissetmek gerekir. Allah’ın ipine ve Sünnet-i Rasûlullah’a sımsıkı sarılmak gerekir. Hidayet nuruna karşı gönlünü tamamen açmak gerekir. Allah’a daim olan ihtiyacı ve bağımlılığı yaşamak gerekir.
Hazreti Ömer; “En zor ibadet gönül kazanmaktır!” buyurmuştur. Gönül kazanmak en büyük kazançtır. Gönle giden yol hicret yoludur, miraç yoludur, vuslat yoludur, kurbiyet cenneti ve ünsiyet yoludur. Öyle bir gönül secde ederse mirâca çıkar ve orada cennetin hazzını muhakkak duyar, çünkü görmeye başlar.
Gönül hazinesi karşısında hiçbir hastalık şifasız kalmaz. Hiçbir soru cevapsız kalmaz. Hiçbir dert dermansız kalmaz. Gönül hazinesi karşısında hiçbir zorluk çözümsüz kalmaz. Hiçbir imtihan kazanılmadan kalmaz. Hiçbir kayıp kazançsız kalmaz.
Allah'a yaklaşmak istiyorsak dünyaya sırtımızı dönüp, gönlümüze sahip çıkmalıyız. İlahi hidayet nuruna gönlümüzü tamamen açabilmeliyiz.
Hakiki kazanca ancak mahviyetin, alçakgönüllülüğünün kemâline ermiş kimse erişebilir.
Hakiki kazanca kendi nefsini tamamen arındırmış ve dünyayı boşayarak onun tüm bağlarından azat olmuş bir kimse erişebilir.
Hakiki kazanca Allah’a olan muhtaciyet ve bağımlılığını kâmilen fark etmiş kişi erişebilir.
Hakiki kazanca bu dünya korkusu ve sevgisini terk etmiş bir kimse erişebilir.
Hakiki kazanca erişebilmek için aşk dolu bir teslimiyet gerekir. Allah’ın ipine ve Sünnet-i Rasûlullah’a sımsıkı sarılmak, Rabbimizden gelen kadere tam teslimiyet ve rıza gerekir.
Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483