Hâbil ile Kâbil Kıssası ve İnfak Edebi
Hâbil ve Kâbil’in kurban kıssasından yola çıkan Abdullah Sert Hocaefendi, infakta nezaket ve zarâfetin ölçülerini güncel örneklerle gönüllere taşıyor.
Hâbil ile Kâbil kıssası, gerçek infakın sadece bir şeyler vermek değil, sevilen ve temiz olanı büyük bir incelikle sunmak olduğunu öğretmektedir. Kişinin kendi göz yummadan alamayacağı kusurlu bir malı başkasına layık görmemesi; verilecek bir elbisenin ütülenmesi ve ayakkabının boyanması, gerçek İslami zarâfetin ve insan onuruna duyulan saygının bir gereğidir.
İNFAK VE CÖMERTLİKTE EDEP
Hz. Âdem'in oğulları Hâbil ve Kâbil, Allah'a birer kurban adamışlardı. O zamanlar kurban, herkesin mesleği icabı elinde bulunan maldan verilirdi. Kurban verilen bu mallar bir dağ başına konulur; bir müddet sonra gidip bakıldığında, gökten inen ateş tarafından yakılarak ortadan kaybolan kurbanın Cenâb-ı Hak tarafından kabul edilmiş olduğu anlaşılırdı.
Salih ve müttaki bir kul olan Hâbil'in koyun sürüleri vardı. Hâbil kurbanlık olarak sürülerinin içinden en semiz ve gösterişli olan bir koçu seçti. Kâbil ise ziraatla meşguldü; fakat gözünü ve gönlünü hırs bürümüş olduğundan o gaflet içinde gidip cılız buğdaylarından oluşan bir demeti kurbanlık diye ayırdı.
Hâbil ile Kâbil, bir müddet sonra bıraktıkları kurbanları tetkik etmek için gittiler. Hâbil'in kurban ettiği koçun kabul edilmiş olduğunu, Kâbil'in cılız buğday demetinin ise bıraktığı gibi durduğunu gördüler.
Kıssadan Hisse: İnfak Edebi
Bir gün Hz. Âişe validemiz, kokusu biraz değişmiş bir eti sadaka olarak vermek istemişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz ona: "Yâ Âişe! Kendin yemediğin bir şeyi mi tasadduk edeceksin?" buyurdu. Yani kokar, zarar verirse... Onun için bu işlerde de çok dikkatli olmak gerekiyor kıymetli kardeşlerim. Hakikaten infak edebi, infak kadar önemli.
Evet, elbise veriyorsun; temiz vereceksin. "Ne olacak, bu elbise iyi bir para, bir temizlik parası verir, tertemiz giyer" demeyeceksin. Yok, sen madem veriyorsun; temizlet ondan sonra ver, ütület ondan sonra ver, düğmesini diktir ondan sonra ver. Ayakkabı vereceksin; boyat da öyle ver. "Gitsin boyasın, ne olacak, ayakkabı dünyanın parası; vereceği bir 50 lira boya, onu da o kendisi versin" deme. Vereceksen tertemiz, yani boyası boyanmış olarak ver. Elbise veriyorsan düğmesi dikilmiş olarak, ütülenmiş olarak ver. Temiz olarak ver yani İslâmî adap bu, insan onuruna saygı bu.
Onun için ayet-i kerimede buyurulur: "Sizin göz yummadan alamayacağınız bir şeyi başkasına vermeyin." Sana verilse ne dersin? "Ya bir düğmesini bari dikseydi" dersiniz veya "Lekeli olmasaydı" derdiniz. Alırsınız ama çaresizlikten alırsınız. İnsanları çaresizlikten alır duruma düşürmemek lazım.
Hakikaten geçen de Üsküdar'daki sohbetimde de anlattım. Bazen bakıyoruz, bizim eve de gönderiyorlar: "Aşağıya elbise koyduk, onu giderken bir götürür müsünüz vakfa veya ihtiyaç sahibine verin" diye. Bakıyorum, ne kadar güzel arkadaş; güzelce hani mağazadan çıkmış gibi ütületmiş, askıya koymuş, üstüne kılıf koymuş. Bazen de bakıyorum, bir çuval... Çuvalın içine pantolon koymuş, ceket doldurmuş, gömlek koymuş... E Abdullah'ın işi yok bir de gidecek onları ille de ütületecek, tertibe koyacak. Ben nasıl vereyim onu?
Onun için infak çok önemlidir ama infaktaki zarafet, nezaket, edep ondan daha da önemlidir kıymetli kardeşler. Bizim büyüklerimiz böyleydi. Az önce Musa Efendi'nin işte nasıl bir hediye verdiğini okumuş olduk. Hele hele bu manevi yolun yolcuları bu konulara daha da dikkatli olmalı. Hayatın bütün alanlarında nezaketi, zarafeti, kibarlığı, tevazuu asla bırakmamalı. Hayat düsturumuz, hayat ölçümüz olmalı bunlar bizim.
Cenâb-ı Hak da rızası uğrunda yapılacak infakların nasıl olması gerektiğini ifade sadedinde ayet-i kerimelerde şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilince gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı hayır diye vermeye kalkışmayın." (el-Bakara, 267)
"Sevdikleriniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe de birre (yani iman, ibadet, ahlak ve fazilette hayrın kemaline) eremezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu hakkıyla bilir." (Âl-i İmrân, 92)
Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem)’in cömertlikten duyduğu manevi hazzı bir Arap şairi şöyle dile getirir:
"Şayet bir kimse seni cömertlikte bulutlara benzetirse medhinde hata etmiş olur. Çünkü bulutlar verirken ağlar, seni ise verirken gülersin."
Şairin hissiyatı ne kadar güzel; bulutlar verirken ağlar ama diyor, sen verirken gülersin. "Benden bir şey gitti" değil de "Allah beni buna muvaffak kıldı" diye verirken gülersin diyor. Cenâb-ı Hak böyle verirken gülenlerden eyleyin inşallah; mutlu olanlardan, huzurlu olanlardan, verirken aldığından daha çok sevinenlerden eylesin inşallah hepimizi kıymetli ağabeylerimiz.