Günah Sadece Kişiyi mi Bağlar?

VİDEOLAR

Abdullah Set Hocaefendi, kötülüğün toplumda yayılmasına sessiz kalmanın sonuçlarını âyet ve hadisler ışığında çarpıcı biçimde anlatıyor.

İyiliğe davet, kötülüğü önleme ve müminin topluma karşı sorumluluğu üzerine âyet ve hadislerden ibretlik mesajlar.

İYİLİĞİ YAYMAK, KÖTÜLÜĞÜ ÖNLEMEK: MÜMİNİN SORUMLULUĞU

Ferdi hayatımızda belki o affetmek dediğimiz o büyük fazileti elbette ki hayatımızın ana prensibi hâline getirmeye gayret etmek, hoş görmeyi... Ama içtimai hayatı olduğunda orada da hemen, hem toplum adına, devlet yetkisi varsa elbet devlet adına, devletin ihmal ettiği alanlarda ise toplum olarak, zulmetmemek kaydıyla kötülüğü bertaraf etmek müminlerin vazifesidir.

“Veltekun minkum ummetun yed‘ûne ile’l-hayri ve ye’murûne bi’l-ma‘rûfi ve yenhevne ani’l-münker...”

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 104)

Bırakalım istedikleri gibi yaşasınlar. Hayır, öyle değil. Bırakalım istedikleri gibi yaşasınlar... Demek o istedikleri gibi yaşayanların zararları daha sonra bütün topluma raci olandır. Ne yazık ki günümüzde bunun böyle, istedikleri gibi yaşayanların nice ailelerin böyle hukukuna tecavüz ettiğini de görmüş oluyoruz. Yani evlere kadar sirayet ettiğini... Bir yerde bir mikrop varsa o mikrop orada kalmıyor. Yani o mikrop yayılıyor.

Allah Resulü aleyhissalâtü vesselâm konumuzu biraz açtı ama çok güzel bir misal veriyor. İyiliğe emredenlerle o iyiliği emretmeyen insanlar, “Ne hâlleri varsa görsünler.” gibi hiçbir böyle teşebbüste bulunmayanların hâlini Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir geminin alt katıyla üst katında oturan iki gruba benzetiyor.

Diyor ki, “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar:

Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler.

Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 12)

E peki ne yapacağız hocam? İyiliğe emretmeye... Emretmek derken iyiliği anlatmaya. Emir kelimesi biraz daha bizim Türkçemizde hani icbarî tarafı da var belki ama müminin vazifesi daima hakka davet, iyiliği anlatmak. Hangi yolla olursa; kitaplarımızla, sohbetlerimizle, ne bileyim, sosyal medyamızla vesaireyle Müslüman iyiliğin sözcüsü olacak. İyiliğin davetçisi olacak.

Öbür taraftan da kötülüğü yapanlar da elbette ki kötülükleriyle baş başa kalamıyorlar. Kötülük sarih bir şeydir. Gerçekten bir toplumun içine fitne giriyorsa, bir toplumun içinde, âyet-i kerîmede az önce geçti, müminlerin arasında hayasızlığın, edepsizliğin, kuralsızlığın şüyû bulmasını, yayılmasını arzu edenler dünya ve ahirette can yakıcı bir azaptır.

“Hayat benim değil mi? İstediğim günahı işlerim.” demek hem Cenâb-ı Hak'a karşı çok büyük bir cürettir hem de yaşadığı topluma karşı çok büyük bir saygısızlıktır. Evet. Hele hele günahını ifşa etmek gerçekten topluma karşı çok büyük bir saygısızlıktır. Evet. İnsan günah işler mi? İşliyor. Ama bir de günahıyla övünmek ki burada kaynaklarda hep o geçiyor. E, günahıyla övünmek, günahını ifşa etmek... Böyle, “İşte ben böyle yaşıyorum, böyle olmalı.” demek... Bunlar hem Cenâb-ı Hak'a karşı çok büyük bir cüret, değerli kardeşlerim, hem de yaşadığı topluma karşı da çok büyük bir saygısızlıktır.

Onun için de bu noktada belki belirli uyarı merkezlerinin daha dikkatli, hassasiyetler göstermeleri ve kötülüğe açılan kapıları ölçüler içerisinde, hukuk içerisinde kapatmaları gerekir.