Gözlerin Haince Bakışı ve Kalplerin Gizlediği Sırlar

İHSAN

Gözlerin haince bakışı ve kalplerin gizlediği sırlar ne anlama gelir? Peygamber ahlakı, ayet ve hadisler ışığında göz iffeti ve kalp disiplini üzerine bir rehber.

Abdullah b. Ebî Serh, önceleri Medine’de vahiy katipliği yaparken dinden dönüp Mekke’ye sığınmıştı. Mekke fethi sırasında görüldükleri yerde öldürülmeleri emredilen kişiler arasında bulunuyordu. Bu sırada Mekkeliler Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den emân aldılar. Hz. Osman (r.a.) da Abdullah b. Ebî Serh için Peygamberimiz (s.a.v.)’den emân istedi. 

Rasûlullah (s.a.v.) bu arada uzun bir süre sustu, sonra da: “Evet (ona emân veriyorum)” buyurdu. Bu emân üzerine Abdullah oradan ayrılıp gidince Rasûlullah (s.a.v.) etrafında bulunanlara şöyle dedi: “Susmamın tek sebebi sizden birinizin kalkıp onun boynunu vurması(nı beklemem) idi.” Ensâr-ı kirâm’dan bir kişi: “Niye (gözünün ucuyla öldürme işareti yaparak) bana işaret etmedin ey Allah’ın Rasûlü?” diye söyleyince, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Peygamberin hain bir bakışı olmaz.”[1]

AYET VE HADİSLERLE GÖZ İFFETİ: BAKIŞLARIN SINIRI NEDİR?

Cenâb-ı Hakk’ın özel terbiyesi altında yetişen Allah Rasûlü (s.a.v.)’in kanı heder edilmiş birine karşı sergilediği bu hali şu âyet-i kerimeyi hatırlatmakta ve bize gözlerimizi her türlü hain bakışlardan koruma hakkında ne güzel bir örneklik teşkil etmektedir:

“Allah gözlerin hâince bakışlarını da, göğüslerin gizlediklerini de bilir.”[2]

Âyet-i kerime iki önemli konuyu ele almakta ve bunları Allah’ın bildiğini özellikle belirtmektedir:

  1. Gözlerin haince bakışları,
  2. Göğüslerin gizledikleri

Aslında hıyânet antlaşmayı gizlice bozup gerçeğe karşı çıkmak, ona aykırı davranmak demektir. Zıddı ise emânettir. Burada kastedilen, mahrem olmayan yâni nikah düşen birine tıpkı şüphe sahiplerinin yaptığı gibi gizlice ve korkarak bakış fırlatmak, âdeta görüntü çalmak ve böyle birine ikinci kez bakmaktır.

Gözlerin Hıyaneti ve Gizli Bakışların Mahiyeti

İbn Abbâs (r.a.), âyetin temas ettiği gözlerin haince bakışını şöyle açıklar: Kişi bir topluluk ile birlikte oturmakta iken yanlarından bir kadın geçer, o da beraberinde oturduğu kimselere fark ettirmeden gizlice o kadına bakar. İşte yüce Allah bunu dahi bilir. Oysa her türlü haram bakış İblis’in oklarından zehirli bir oktur. Böyle bir bakış gönle şehvet tohumlarını eker. Fitne olarak bir insan için bazen bir bakış yeter de artar bile.

TASAVVUFİ BOYUT: GÖNÜL PENCERESİNİ KORUMAK

Tasavvufî manada hadiseye biraz daha derinden yaklaşacak olursak, aşıkların hâince bakışları, sevgilileri dışındaki bir varlığı güzel görmeleri ve sevgili dışındakilere bakmalarından ibârettir. Bu mânada şâir der ki:

“Şayet gözüm senden başkasını güzel bulursa,

Onu cezalandırmasını emrederim gözyaşlarıma.”

Yine Hak âşıklarının gözlerinin hıyaneti, Allah Teâlâ’ya münâcât vakitlerinde uykuyu da yanına koymalarıdır. Yani münacaat esnasında uyku gafletine düşmeleridir. Nitekim Zebur’da “Benim muhabbetim iddiâsında bulunup da gece olunca gözü uykuya dalan kimse yalan söyler”[3] ifadesinin yer aldığı bildirilir.

Nefs-i Emmâre ve Göz Zinası Tehlikesi

Bu açıklamalar ışığında gözlerin hıyaneti ifadesinden, Kur’an’ın eşsiz lisanında, gözlerin gizlice harama kayması demek olduğu anlaşılmaktadır. Demek ki burada nefs-i emmare, birer kudret harikası olarak ikrâm edilen gözleri kendi hesabına kullanmaktadır. O iki inci tanesini insanlardan gizleyerek harama yönlendirmektedir. Oysa bu esnada gözlerin haram noktaya kayıp gidişini onları yaratıp bize ihsan eden Allah Teâla çok iyi görmektedir. Nefs-i emmare ise, Allah’ın, gözlerin bakışını görüyor olduğunu ya nazara almamakta ya da unutup gitmektedir. İşte Yüce Kitabımız bunu “gözlerin hıyâneti” olarak tabir etmektedir. Böylesine nefsâni ve haram bakışlar ise Resûlullah (s.a.v.)’in mübarek lisanından “göz zinası” olarak beyan edilmektedir.[4] 

Bu sebeple Yüce Rabbimiz bizim her hâlimizden haberdar olduğunu hatırlatarak erkek-kadın tüm müminlere şu uyarıda bulunmaktadır:

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.”[5]

“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar….”[6]

Böylece bize bakışlarımızdan da sorumlu olduğumuzu hatırlatmakta, gönlümüze açılan pencerelerimiz olan gözlerimizi edep perdesiyle örtmemizi istemektedir.

İlk bakışta yani tesadüfen görüvermede bir mahzur olmasa da kişinin sonraki bakışlarından mesul olduğunu hatırlatan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Bir bakışa ikincisini ekleme! Çünkü ilk bakış affedilmiştir. Sonraki bakışa ise hakkın yoktur.”[7]

Yine bir haberde “Ey âdemoğlu! İlk bakış senin hakkındır. Peki ikinci bakış da ne oluyor?” Yâni ilk bakış âni olduğu için sana bağışlanmıştır. Ancak ikincisi kasıtla yapıldığı için bağışlanmaz. Zira bu, göz zinâsı kabilindendir.

AMELLERİN TEMELİ: KALPTE SAKLI NİYETLERİN ÖNEMİ

“Kalplerin sakladıkları” ise insanın içinden benimsediği, ancak farklı nedenlerle eylem olarak dışa yansıtmadığı veya yansıtamadığı niyet ve düşünceleridir. Bunlar güzel düşünce ve niyetler ise bunlarda hiçbir sakınca ve korkulacak bir şey yoktur. Ancak kötü düşünce ve niyetler ise bunlara dikkat etmek gerekir. İbn Abbâs (r.a.)’ya göre ayetteki “kalplerin gizledikleri”nden maksat, eğer kişi haram olarak baktığı kadınla baş başa kalacak olsa, onunla zina eder mi etmez mi, düşüncesinde olmaktır. İşte bu nevi kötü düşünceleri gönülden uzaklaştırmak gerekmektedir.

Özellikle bu kötü düşünce ve niyetlerin eylem safhasına geçmemesi için ayrı bir çaba harcamak lazımdır. Unutmamak gerekir ki, kalplerde gizli tutulan düşünce ve niyetlerin, amellerin makbûliyeti ve keyfiyeti bakımından büyük ehemmiyeti vardır. Bunlar binanın temelleri mesâbesindedir. Resûlullah (s.a.v.)’in şu mübarek sözleri bu hususu ne güzel aydınlatmaktadır:

“Allah ümmetimden, işlemedikleri ve konuşmadıkları sürece gönle doğan düşüncelerin günahını bağışlamıştır.”[8]

“Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.”[9]

İmam Gazali’nin Niyet Yorumu

Hatta İmam Gazali'nin açıklamalarına göre, eğer kötü eylemden vazgeçmenin arkasında Allah korkusu, insan sevgisi, pişmanlık duyup günah işlemekten sakınma gibi olumlu nedenler varsa, iyi bir nedenle ondan vazgeçtiği için sevap bile kazanır.

Ebû Muhammed Tüsterî (k.s.)’in şu tespiti pek güzeldir:

“Allah Teâlâ, niyetin kıblesidir. Niyet, kalbin kıblesidir. Kalb, bedenin kıblesidir. Beden, azaların kıblesidir. Azalar, dünyanın kıblesidir.”[10]

Bu bakımdan, kalplerin sakladığı en gizli şeyleri bile bilmesi, bir yandan hiçbir kötülüğün karşılıksız bırakılmayacağı yönünde bir uyarı içerirken, bir yandan da müminlere, en gizli bir iyiliğin, hatta kalplerdeki bir niyetin dahi Allah katında büyük bir karşılık göreceği yönünde bir müjde vermektedir.

Dipnotlar:

[1] Ebû Davud, III, 59, IV, 12; Nesâî, VII, 106; Hakim, Müstedrek, III, 47.

[2] Mümin 40/19.

[3] Kuşeyrî, Letâifu’-işârât, V, 304.

[4] Buhari, İstizan 12.

[5] Nûr 24/30.

[6] Nûr 24/30.

[7] Ebu Davud, Nikâh, 42-43.

[8] Buhârî, Eymân 15; Müslim, İman 201.

[9] Buhârî, Rikâk 31; Müslim, İman 207, 259.

[10] Velîler Ansiklopedisi, I, 254.

Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481