Göklerin ve Yerin Altı Günde Yaratılmasının Hikmeti Nedir?
Kur’ân-ı Kerîm’de göklerin ve yerin altı günde yaratılmasının anlamı, hikmeti ve müfessirlerin bu konudaki açıklamaları.
Kur’ân’da birçok âyette Allah Teâlâ gökleri ve yeri altı günde yarattığını bildiriyor.1
GÖKLERİN VE YERİN ALTI DÖNEMDE YARATILMASININ HİKMETİ
“O Allah ki gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri altı günde yaratmış, sonra da Arş üzerine oturmuş (saltanatını kurmuş)tur. O Rahmân’dır. Artık sen O’nu (O’ndan) haberli olandan sor!” (Furkân, 25/59) Allah Teâlâ’nın gökleri ve yeri altı günde yaratmasının anlamı üzerinde müfessirler çok şey söylemişlerdir. Türkçeye “gün” diye tercüme ettiğimiz “yevm” kelimesi, arapça “bir an, yirmi dört saatlik bir zaman dilimi, başı ve sonu bilinmeyen uzun bir zaman” gibi anlamlara gelir. Bu bakımdan, müteşâbih bir ifâdedir. Bu belki, “altı dönem” anlamına gelebilir.
Göklerin ve yerin altı dönemde yaratıldığını kabul edersek, bunun ilk iki dönemi yerküreyle ilgilidir. Toprak ve suyun oluşması, sonra canlıların ve bitkilerin vücut bulması, dört ayrı dönemde gerçekleşmiştir. Bu âyetlerde, Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini kanıtlamak üzere akıl sahiplerine bilimsel açıdan araştırma yapmaları için kâinatın yaratılışı hakkında ipuçları veriliyor.2
Allah Teâlâ Kamer sûresinde şöyle buyurur:
“Bizim buyruğumuz birdir, bir göz kırpması gibi bir andır.” (Kamer, 54/50)
Yâsîn sûresinde de şöyle buyurur:
“(Allah) bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece o şeye “Ol” demektir ve o şey derhal olur.” (Yâsîn, 36/82) Bu ve benzeri âyetlerden3 anladığımıza göre, Yüce Yaratıcı, bir şeyin olmasını istediği zaman ona “Ol” der, o da derhal oluverir. Allah Teâlâ dileseydi gökleri ve yeri bir anda yaratırdı. Altı günde yaratması, kullarına işlerinde sabırlı olmayı, acele etmemeyi öğretmek içindir.4
Bir de şunun içindir ki, şayet bu âlem bir anda yaratılmış olsaydı belki bazı insanların aklına bunun tesâdüfen meydana geldiği şeklinde bir düşünce gelebilirdi. Ama varlıklar hikmete uygun olarak ard arda meydana geldiğinde bu, onların kadîm, hakîm, kadîr, alîm ve rahîm bir var edicinin var etmesiyle meydana geldiğine daha fazla delâlet etmiş olur.5
ELMALILI HAMDİ YAZIR’A GÖRE ALTI GÜNÜN ANLAMI VE HİKMETİ
Göklerin ve yerin “altı günde yaratılması” hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır özetle şunları söyler: “Bazı müfessirler bu altı günü, bilinen dünya günleri diye anlamışlardır. Gerçi gün deyince “güneşin doğması ve batması arasındaki zaman” anlaşılır. Fakat henüz dünyanın ve güneşin bulunmadığı “yaratma” sırasında bu anlam ile “bir gün” düşünülemeyeceği açıktır. Kur’ân’ın pek çok yerinde gün, “vakit” anlamında kullanılır. Burada da “vakit” anlamıyla tefsir edilmesi gerektiğini pek çok müfessir belirtmiştir. Bunun miktarı ise, çok kısa bir zaman olabileceği gibi, çok uzun bir zaman da olabilir.
Kur’ân’da gün, bin yıl6 ve elli bin yıl7 anlamlarında kullanılmıştır. Her ne kadar bunlar âhiret günlerini ifâde ediyorsa da yer ve göklerin yaratılması hakkında kullanılan günün de bu anlamlardan biri olarak kullanılması düşünülebilir. Buna göre “altı gün” demek, miktarı binlerce yıla ulaşan altı vakit demektir. Fakat bundan kasdedilen zamanın uzun olması değil, bu miktarın ezele göre altı gün denecek kadar sınırlı vakitlerden ibaret olduğunu anlatmaktır…
Esasen bu altı günün ne kadar bir zaman olduğu müteşâbih bir husus olduğundan bilinmesi mümkün değildir. Bu bakımdan Allah’ın ilmine havale edilmelidir. Fakat bu “altı gün”den biz kesin olarak şu sonuçları çıkarırız: Önce, evren kadîm değil, hâdis yani sonradandır ve varlıkta da varlığının devamında da Allah Teâlâ’ya muhtaçtır, Allah’ın emri altındadır. İkincisi, âlem kadîm olmadığı gibi bir defada ve basit bir şekilde de yaratılmış değildir. Allah dileseydi bütün evreni bir anda yaratabilirdi. O takdirde, diriden ölü, ölüden diri; ateşten toprak, topraktan su; çamurdan hayat çıkmak şöyle dursun gece ve gündüz birbirini izlemezdi. İnsandan insan bile doğmazdı. Atalarımız yaratılırsa biz olmazdık, biz olursak onlar olmazdı. Yahut hepimiz olurduk, fakat ata-evlat olmazdık. O takdirde o âlem, bu âlem olmazdı.
Birinin ardından diğeri olmaksızın hepsi bir anda olsaydı hiç biri diğerinin yaratılışına şâhit olmazdı. Böylece hem yaratılış delili bilinmez, hem de eşyanın tabiatının Allah’ın emri ve tasarrufu altında olduğu anlaşılmaz, âlem, kadîm bir tabiat sanılırdı. O hâlde yaratılışın bir sıraya ve birbirini meydana getirme esasına göre olması Yaratıcı’nın varlığına ve yaratılış kanununa delildir. Fakat âlemin altı günde yaratılması, sırf İlâhî İrâde’nin bir tecellîsidir. Allah, öyle diledi, öyle yaptı.”8
Dipnotlar:
- A’râf, 7/54; Yûnus, 10/3; Hûd, 11/7; Furkân, 25/59; Secde, 32/4; Kâf, 50/38; Hadîd, 57/4.
- Celal Yıldırım, a.g.e., IV,2134.
- Bu konudaki bazı âyetler için bk. Bakara, 2/117; Âl-i İmrân, 3/47, 59; Nahl, 16/40; Meryem, 19/35; Mü’min, 40/68.
- İsmail Hakkı Bursevî, Muhtasar Rûhu’l-Beyân Tefsiri, İhtisâr Eden: Muhammed Ali Sâbûnî, III, 176.
- Râzî, Tefsîr, IV, 321 (Trc. X,400-401).
- Secde, 32/5.
- Meâric, 70/4.
- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, III, 2172-2176.
Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları