Göklerin Kapısını Açan Anahtar: İstiğfar

DUALAR ve ZİKİRLER

Darlıklardan çıkışın ve rızık kapılarını aralamanın 'Göklerin Kapısını Açan İlahî Anahtar'ı ile tanışın: Samimi bir istiğfarın bereketi...

Yağmur, insanlar için Allah'ın bir rahmetidir. Yüce Rabbimiz semâdan indirdiği yağmurdan sonra yeri canlandırır, nehirler akıtır, meyveler ve sebzeler yetiştirerek kullarını rızıklandırır.

RAHMETİN KESİLMESİ: BİR İKAZ-I İLÂHÎ

Zaman olur yağmur durur. İnsanların parametrelerinin değişimini zuhûr eder. Toprak kurur, nehirler durur. İnsanlar için su kıvrılır. Tam umutlarını kırmak üzereyken Rahmân olan Allah, rahmetini indirir. Rüzgârları müjdeci olarak gönderilir. Rüzgârlar sonrasında, Allah'ın emriyle dağlar gibi bulutlar yüklenerek kuraklıktan öldü bir beldeye sevkeder. Gökte bulutları dilediği gibi yayıp küme küme yığan Cenâb-ı Hak, aralarında yağmuru çıkararak çeşitli meyveler bitirir. Ölmüş insanlarda da aynı şekilde tekrar diriltileceğini hatırlatır. İnsanların bu muazzam ibret tablosundan his almalarını isterler. (el-A'râf, 57; Fâtır, 9)

Allah bu şekilde dilediği kullarına yağmuru nasip etsin, onları da seviniverirler. Ümitsizlikleri umutlara dönüşür. (er-Rûm, 48) Hatalarını anlayarak bir daha günahlara yaklaşmak istemezler. Allah'a yönelirler. Çünkü "O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her noktaya yayandır. Ve O, hakiki dost ve övülmeye lâyık olandır." (eş-Şûrâ, 28)

Cenâb-ı Hak, bazen de yağmur ve doluyu azap vâsıtası hâline göre günahkar kullarını terbiye eder. Onlarla dilediğini vurur, dilediğini de muhâfaza eder. (en-Nûr, 43)

Yani semâ ile yerin münâsebetleri insanların ölümüne ve kalp âlemine göre şekillenir. İnsanlar günah ve isyanlara daldıkça gökten ölürler. Rızkı semâda olan insanoğlu sıkıntıya düşer. İsyanda aşırı gittiğinde ise gökten rahmet yerine belâ yağmaya başlar. Tevbe edip Allah'a döndüğünde semânın yüzü güler, sevinç gözyaşlarını akıtmaya başlar. Onun sevincine parçalardan oluşur. Nebatât, hayvanât sevinir. Hâsılı insanın istikamet bulmasıyla bütün kâinât coşar ve neşelenir.

GÖKLERİN KAPISINI AÇAN İLAHÎ ANAHTAR

Bu durumda insanın yapacağı ilk iş, istiğfardır. Yani yapılan yanlışları terk ederek af istemek… Bunu anlatan güzel bir misâl şöyledir:

Hz. Ömer devrinde kuraklık olmuştu. İnsanlar kıtlığa mâruz kaldılar. Halîfe'ye yağmur duasına çıkmayı teklif ettiler. İnsanlar toplanınca Ömer (ra) yağmur duası yapmak üzere minbere çıktı. İstiğfar etmeye başladı. Sadece istiğfar ediyor, başka bir şey söyleyemiyor. Bir süre böyle devam ettikten sonra minberden indi. İçinde orada bulunanlar şaşkınlık:

“–Ey Mü'minlerin Emîri, yağmur duası için çıktınız, lâkin hiç dua etmeyi duymadık. Sadece istiğfar edip indiniz mi?” dediler. Hz. Ömer:

“–İstediğiniz rahmeti, kişinin yağmurun indirildiği semâ anahtarlarıyla taleb ettim” buyurdu ve sözüne delil olarak şu âyet-i kerîmeleri okudu:

“Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nûh, 10-12)

"Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize semâyı (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin!" (Hûd, 52) “Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra tevbe edip O'na yönelin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (mü'minleri) çok sever.” (Hûd, 90)

Âyetleri okuyan Hz. Ömer, şöyle konuştu:

“–O hâlde Rabbinizden günah ve hatalarınızı affetmesini isteyin, samîmî bir şekilde tevbe edin ve Allah'a yönelin!” (Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III, 351-351)

Demek ki günahları bittiğinde Allah'tan af istemek semâları açan bir anahtardır. İnsanların günahlarını bırakıp Cenâb-ı Hak ile aralarını düzelttiğinde, gök ışıkları açılarak rahmet yağmaya başlayacak.

Bu durum sadece yağmur için değil, diğer nîmet ve lutuflar için de aynen geçerlidir. Bir defâsında Hasan-ı Basrî Hazretleri'ne dört kişinin yazdığı biri kuraklıktan, diğeri fakirlikten, diğerinin azlığından, bir başkası da tarlasının verimsizliğinden şikayet etmişti. Büyük velî, onların birine de istiğfârı tavsiye etti. Yanındakiler:

“–Efendim, bu insanların dertleri farklı olmasına rağmen, siz hepsine aynı şeyi tavsiye ettiniz mi?” dediler.

Hasan-ı Basrî Hazretleri onların Nûh sûresinin 10-12. âyet-i kerîmelerini okuyarak cevap verdi. (Aynî, Umdetü'l-Kârî, XXII, 277; İbn Hacer, Fethü'l-Bârî, XI, 98)

Rasûlullah (sav) ne güzel buyurur:

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşmezse, Allah Teâlâ ona darlıktan bir çıkış, üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” (Ebû Dâvûd, Vitir 26; İbn Mâce, Edeb 57)

Ancak bu istiğfar, sadece zamanda dönerken bir tesbih değil, davranışlara akseden bir günahları terk ediş olmalıdır.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya