“Gavs”, “Kutub” ve “Üçler/Yediler/Kırklar” Gibi Kâinatta Tasarruf Sahibi Olduğu Söylenen Manevi Hiyerarşik Bir Yapı Var mıdır?

İHTİSAS

“Gavs”, “Kutub” ve “Üçler, Yediler, Kırklar” gibi kâinatta tasarruf sahibi oldukları söylenen mânevî hiyerarşik bir yapı var mıdır? Kur'an-ı Kerim’de “gavs”, “kutub” veya “ricâlü’l-gayb” gibi kavramlar geçmekte midir? Bu düşüncenin tarihsel gelişimi nasıl gerçekleşmiştir?

Hazırlayan: Dr. Ali İhsan Kılıç 

Tasavvuf kültüründe sıkça duyulan “gavs”, “kutub”, “abdâl”, “üçler”, “yediler” ve “kırklar” gibi kavramlar, genellikle kâinatın manevî düzeniyle ilişkilendirilen velîler hiyerarşisini anlatmak için kullanılır. Bu yapı klasik metinlerde çoğu zaman ricâlü’l-gayb, yani “görünmeyen erenler” adıyla anılır. Buradaki temel fikir, Allah’ın seçkin kulları arasında bazı kimselerin manevî bakımdan özel bir konuma sahip olduğudur. Ancak bu düşünce, çoğu zaman halk arasında anlatıldığı biçimiyle, Allah’tan bağımsız şekilde evreni yöneten gizli bir ruhânîler topluluğu anlamına gelmez. Tasavvufî kaynaklarda da esasen mutlak tasarrufun Allah’a ait olduğu, velîlerin ise ancak dua, kulluk ve ilâhî lütuf sayesinde böyle bir konumla anıldığı vurgulanır. Bu sebeple meseleye yaklaşırken, bir yandan halk inançlarında yaygınlaşan anlatıları, öte yandan klasik metinlerdeki daha dikkatli dili birbirinden ayırmak gerekir. (Atlı, 2012, s. 13-14; Ögke, 2001, s. 174; Ebû Nuaym, 1405, c. 1/8)

Bu kavramlar içinde kutub, sözlükte “eksen/mil” mânasına gelirken tasavvufta manevî düzenin merkezi sayılan en yüksek velîyi ifade eder. Gavs ise çoğu zaman bu merkezî şahsiyet için kullanılan, “yardıma yetişen” anlamına gelen bir unvandır. Evtâd, dört yönde bulunduklarına ve buralardaki yerleri koruduklarına inanılan dört büyük velîyi ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Abdâl denilen veliler ise, birinin vefatıyla yerine başka birinin geçtiği seçkin kullar topluluğu olarak tasvir edilir. Türkçede yaygın olan “üçler, yediler, kırklar” gibi ifadeler de bu tasavvurun halk arasındaki karşılıklarıdır. Yani burada tek tek şahıslardan çok, manevî dereceler ve sembolik bir hiyerarşi dili söz konusudur. Bu sebeple söz konusu terimler, bazen dinî öğretinin parçası gibi algılansa da aslında daha çok tasavvufî gelenek içinde gelişmiş manevî hayatın kendi içerisindeki derecelerini anlatan ifadelerdir. (Ulupınar, 2018, s. 3-4; Selvi, 2013, s. 114)

Kur’an’da “Gavs”, “Kutub” veya “Ricâlü’l-Gayb” Gibi Kavramlar Var mı?

Kur’an’da “gavs”, “kutub” veya “ricâlü’l-gayb” gibi kavramlar açık biçimde geçmez. Yani bu isimlerle, evrende görev yapan gizli bir velîler hiyerarşisinden doğrudan söz edilmez. Ancak bazı sûfîler, bazı ayetleri işârî yoruma tabi tutarak bu düşünceye dayanak göstermiştir. Meselâ “Rabbinin ordularını O’ndan başkası bilmez” (Müddessir/74-31) ayetini, Allah’ın görünmeyen görevli kulları bulunduğu şeklinde yorumlamışladır. Yine dağların yeryüzüne birer “kazık” gibi yerleştirildiğini söyleyen ayetler de (Nebe/78-6, 7), bazı sûfîler tarafından dünyadaki mânevî dengeyi temsil eden velîlerle (evtâd) ilişkilendirmişlerdir. Buna karşılık kelâm âlimleri, bu tür yorumların ayetlerin açık anlamından çıkmadığını ve mutlak kudret ile tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğunu özellikle vurgulamıştır. (Çelebi, 2000, s. 216; Özdemir, 2006, s. 529-530). 

Hadislerde özellikle abdâl lafzının geçtiği rivayetler dikkat çeker. Bu rivayetlerin bir kısmı Şam’da kırk abdâlın bulunduğunu, onların duasıyla yağmur yağdığı ve belaların defedildiğini bildirmektedir. Hadis alimleri tarafından bunların önemli bir bölümü zayıf kabul edilirken, Süyûtî gibi sûfî meşrep bazı âlimler bunların çok sayıda kişi tarafından rivayet edildiğini ve yaygınlık kazandığını ileri sürerek bu haberleri kabul yoluna gitmiştir. Burada anlatılmak istenen şey, velîlerin bağımsız biçimde tasarrufta bulunması değil; Allah’ın, salih kulların duasını vesile kılmasıdır. İbnü’l-Arabî gibi isimler de bu hiyerarşiyi anlatırken aynı çizgiyi korur ve asıl etkinin Allah’a ait olduğunu söyler. (Selvi, 2013, s. 130-131; Ebû Nuaym, 1405, 1/8; İbnü’l-Arabî, 1998, 2/446; 3/135).  

Düşüncenin Tarihsel Gelişimi

Bu düşüncenin tarih içinde nasıl geliştiğine bakıldığında, başlangıçta daha dağınık ve sade olan bazı kavramların zamanla sistemli bir öğretiye dönüştüğü görülür. İlk dönemlerde “abdâl” gibi kavramlar daha çok dindarlık ve ahlâkî üstünlüğü öven ifadeler olarak kullanılırken, zamanla velîlerin dereceleri ve manevî konumları daha sistemli biçimde ele alınmaya başlamıştır. Böylece başlangıçta dağınık halde bulunan bazı kavramlar, sonraki tasavvuf literatüründe daha belirgin bir hiyerarşinin parçaları hâline gelmiştir. Bununla birlikte bütün sûfîler bu konuya aynı ağırlığı vermemiştir. Bazıları velâyeti daha çok takvâ, doğruluk ve ilâhî koruma ekseninde ele alırken, bazıları manevî hiyerarşi fikrini daha ayrıntılı biçimde işlemiştir. (Hakîm et-Tirmizî, 1999, s. 12, 21; Sülemî, 2018, s. 1-2; Ebû Nuaym, 1405, 1/8-9; Kuşeyrî, 2/415-418; Hücvîrî, s. 131-145, 276-277).

Bu düşünce en kapsamlı biçimini İbnü’l-Arabî’de kazanmıştır. Bu dönem tasavvufunda, kutub, gavs, evtâd ve abdâl gibi mertebeler daha ayrıntılı bir alem düzeni içinde ele alındı. Böylece mesele sadece dindar ve seçkin kullardan söz etmekten çıktı; âlemin ilâhî hikmetle nasıl düzenlendiğini açıklayan daha geniş bir tasavvurun parçası hâline geldi. Fakat tam bu noktada eleştiriler de yoğunlaştı. Özellikle kelâmcılar ve selefî çizgi, yağmur yağdırma, belâyı kaldırma veya kâinatta tasarruf etme gibi ifadelerin yaratılmışlara nispet edilmesini tevhid açısından sakıncalı buldu. Onlara göre bu tür anlatımlar mecaz sınırında kalmadığında inanç bakımından problemli sonuçlara yol açabilmektedir. Esasında bu anlayış, İslâm’ın temel inanç esaslarından biri değildir. Çünkü mutlak tasarruf yalnız Allah’a aittir. Bu tür kavramlar, bağımsız güç sahibi varlıklar olarak değil, Allah’ın dilediğinde vesile kıldığı kullar şeklinde yorumlandığında inanç açısından sorunlu görülmez. Modern araştırmalarda ise bu anlayışların yalnızca İslâm içi gelişmelerle değil, Hıristiyanlık, Şiî gelenek, Yeni Eflâtuncu düşünce ve Ortadoğu’daki çeşitli mistik unsurlarla kurulan tarihsel etkileşimler içinde şekillendiği ileri sürülmüştür. (Ögke, 2001, s. 171-173; Özdemir, 2006, s. 531-532; Çelebi, 2000, s. 221).

KAYNAKÇA  

  • Akman, M. (2018). Kozmik insanlar/Ricâl’ul-gayb. II. Uluslararası El Ruha Sosyal Bilimler Kongresi Tam Metin Kitabı (9-11 Şubat 2018) içinde (ss. 21-31). Şanlıurfa: İKSAD Yayınevi. 
  • Atlı, A. (2012). İbnü’l-Arabî’nin “kutub” kavramı ile ilgili görüşleri. Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1(1), 11-31. 
  • Çelebi, İ. (2000). Sûfî düşüncede manevî yönetim: Ricalü’l-gayb inancı. İslâm Düşüncesinde Yeni Arayışlar III içinde (ss. 204-222). İstanbul: Rağbet Yayınları. 
  • Ebû Nuaym el-İsfahânî, Ahmed b. Abdillâh. (1405). ilyetü’l-evliyâʾ ve abaātü’l-afiyâʾ (4. bs., 10 cilt). Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-ʿArabî. 
  • Hakîm et-Tirmizî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî b. el-Hasen. (1999). atmü’l-evliyâʾ (Khatm al-Awliyāʾ) (eş-Şeyh ʿAbdülvâris̱ Muhammed ʿAlî, thk.; 1. bs.). Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-ʿİlmiyye. 
  • İbnü’l-Arabî, Muhyiddîn b. Alî et-Tâî el-Hâtimî. (1998). el-Fütûâtü’l-Mekkiyye fî maʿrifeti’l-esrâri’l-mâlikiyye (1. bs., çok ciltli). Beyrut/Lübnan: Dâru İḥyâi’t-Türâsi’l-ʿArabî. 
  • Kuşeyrî, Abdülkerîm b. Hevâzin. (t.y.). er-Risâletü’l-uşeyriyye (Abdülhalîm Mahmûd & Mahmûd b. eş-Şerîf, thk.; 2 cilt). Kahire: Dâru’l-Maʿârif. 
  • Ögke, A. (2001). Bir tasavvuf terimi olarak ricâlü’l-gayb: İbn Arabî’nin görüşleri. Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 2(5), 161-201. 
  • Özdemir, M. (2006). Sûfî düşüncede manevî otorite tipolojilerinin (ricâlu’l-gayb) Kur’an açısından kritiği. İlahiyat Fakülteleri Kelâm Anabilim Dalı VIII. Koordinasyon Toplantısı ve Dînî Otorite Sempozyumu (12-13 Eylül 2003) içinde (ss. 509-537). İstanbul: Ensar Neşriyat. 
  • Selvi, D. (2013). Sûfîlerin ricalü’l-gayb tanımı, taksimi ve buna dayanak yaptıkları hadisler. Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 14(32), 111-137. 
  • Sülemî, Ebû Abdurrahman. (2018). Tabakâtu’s-sûfiyye (Abdurrezzak Tek, çev.). Bursa: Emin Yayınları.