Fecr Suresi 15-30. Ayetleri Ne Anlatıyor?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, Fecr Suresi 15-30. ayetler ışığında varlık ve yokluk imtihanını anlatıyor. Nimetin şükrü, yetime ikram ve huzura kavuşan nefsin müjdesi.

Rabbimizin "Ey huzura kavuşmuş insan!" hitabına mazhar olmanın yolu dünyadaki imtihanlardan nasıl geçiyor? Fecr Suresi'nin sarsıcı mesajları üzerinden; bolluğun ve darlığın manevi hikmetini, yardımlaşmanın (infak) ehemmiyetini ve ahiretteki o büyük pişmanlıktan kurtulmanın çarelerini birlikte tefekkür ediyoruz.

NİMET VE BOLLUK BİR İMTİHAN MIDIR?

Buyuruluyor ki:

"Emmel insân..." Evet, şu insan var ya, şu insan dediğimiz; hani bütün kâinattaki her şeyi hizmetine verdiğimiz; ayı, güneşi, yıldızları, yeri, göğü, her şeyi kendisine musahhar kıldığımız, emrine verdiğimiz şu insan denen varlık var ya... Evet, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda, bol bol nimetler verdiğinde; "Rabbim bana ikram etti" der. Tamam, hayatından memnundur. Ama ayet-i kerimede bir incelik var: Bakın, demek ki verilen her nimet imtihan için veriliyor. Bolluğun da imtihanı var, yokluğun da imtihanı var.

Bugün bu ayetleri okurken bu kelime böyle dikkatimi çekti: "Mebtelahü rabbühü..." Onu imtihan etmek için ona bir bolluk verdiğinde, o böyle hiç farkında değildir imtihanın; "Oh ne güzel, keyfim yerinde" der ve "Rabbim bana ikram etti" der. Sonra tekrar onu imtihan edip de rızkını daralttığında da; "Rabbim beni önemsemedi" der.

Evet, insan işte... Kur'an-ı Kerim insanı anlatıyor. Bugün böyle Arjantin'den bir misafir grubumuz vardı. Sağ olsun, namazımızı kıldıran bizim Bera Hocamız da onlara tercümanlık yapıyor. Bugün bir İspanyol kardeşimizin arkasında namaz kılmış olduk. Evet, İslam bir milletin dini değil; bütün insanlığın dini. Yani kim ona sahip olursa, elhamdülillah... Teşekkür ederiz kendisine.

Dedim ki: Kur'an'ın konusu insan. Kur'an insan için geldi. Çünkü melekler için gelmedi, hayvanlar zaten kendi nizamında gidiyor. Kur'an'ın 6666 ayeti kerimesi —bir rivayete göre, farklı rivayetler de var— hepsi insana hitap ediyor. İnsan için geldi bu ayetler, bizim için geldi. Yani biz "insanız" diyorsak, kendimize insan vasfını söylüyorsak, bu ayetlerin konusu biziz. Evet, ama bizi anlatıyor Rabbimiz. İşte; "Efela ya'lemü men halak?" Yaratan yarattığını bilmez mi? Biliyor. O bizi biliyor. Kabiliyetlerimizi de O yarattı çünkü, zaaflarımızı da O biliyor.

İNFAK RUHU VE YARDIMLAŞMAYA TEŞVİK

Cenab-ı Hak onun için; "Size nimet geldi mi, 'O ne güzel ikram etti' diyorsunuz. Ama biraz rızkınız daraldığında da 'Oh, Rabbim beni önemsemedi' diyorsunuz." buyuruyor. Sonra da buyuruluyor: "Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz." Ya... Cenab-ı Hak "etmiyorsunuz" diyor, "edin" demiyor. "Etmiyorsunuz" diyor, yani etmeniz gerekir ama etmiyorsunuz. "Yoksulu yedirmeye de birbirinizi teşvik etmiyorsunuz." Sadece "yoksulu yedirmiyorsunuz" demiyor Cenab-ı Hak. Hem yedireceksiniz hem de teşvik edeceksiniz. "Kardeşim hadi yedirelim de..." Bak, elhamdülillah bu vakıflar bunun için kurulmuş değil mi? İnsanlar birbirini teşvik etmişler. "Ya şuraya bir vakıf kuralım; aç insanlara yemek verelim, susuzlara su götürelim, hastalara şifalar dağıtalım" diye birbirlerini teşvik ederek müesseseler kurmuşlar. Vakıflar işte insanların birbirine teşvikiyle ortaya çıkan hayır müesseseleri...

Burada da elhamdülillah Hüdayi Sofrası 400 sene önce açılmış; inşallah kıyamete kadar devam eder bu sofra. Bugün de bir dünya sofrası haline gelmiş; ta Filipinler'den Afrika'nın batısına kadar, Amerika'nın kuzeyinden Afrika'nın güneyine kadar bir coğrafyada, az veya çok imkânlara göre Hüdayi Sofraları açılıyor. Kimle açılıyor? İşte bu güzel insanların birbirlerine teşvikleriyle... "Hadi bizim de çorbada bir tuzumuz bulunsun" deyip de kardeşlerini teşvik edenlerle...

Cenab-ı Hak da buyuruyor: "Evet, doğrusu yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz." "Ya bana ne kardeşim" değil; teşvik edeceğiz birbirimizi. Bak, burada büyük hayır var. Cenab-ı Hak; "Ve teâvenû alel-birri vet-takvâ" buyuruyor. İyilik ve takva hususunda birbirinizle karşılıklı yardımlaşınız. "Gel kardeşim bak şurada bir hayır var, ona beraber koşalım" şeklinde birbirinizi taşıyın. "Bana ne hocam, yaparsa yapsın" değil; müminler birbirini hayra, güzelliğe, ondan sonra güzel işlere teşvik de edecekler. Zorlamayacak ama hayır yollarını gösterecek: "Bak kardeşim şurada şöyle bir hayır var, burada şöyle bir güzellik var, burada şöyle bir sofra açılmış, şurada şöyle bir gariplik var; gelin hep beraber buralara yardımcı olalım" şeklinde teşvik de olacak.

Genelde Kur'an-ı Kerim'de, özellikle yoksullara yedirmek noktasında hep bu üslup kullanılıyor. Yine Maun Suresi'nde; bak, müşriklerin vasfı anlatılırken de onlar, yani yoksulu yedirmeye de teşvik etmiyorlar. Yani "yedirmiyorlar" demiyor Cenab-ı Hak, "teşvik etmiyorlar" diyor. Demek ki ondan evvel kendisi yedirecek ki bir de teşvik de edecek.

"Evet, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Peki, haram helal demeden mirası yiyorsunuz. Malı da aşırı biçimde seviyorsunuz." Evet, çünkü cahiliye devrinde Araplar mirastan kadınlara, çocuklara, yetimlere pay vermezlerdi. Yetimlere pay vermiyorlar, ondan sonra çocuklara vermiyorlar, kadınlara vermiyorlar... Dolayısıyla ne bulurlarsa —bugünkü kapitalist sistemde olduğu gibi— "Bugün ben varım hayatta, ben yiyeyim, benden sonrasını beni ilgilendirmez" şeklinde bir cahiliye anlayışı var. Cenab-ı Hak da o anlayışın yıkılması için; "Sizler böyle yapıyorsunuz, böyle yapmayın, yapmamanız gerekir" diyerek ikaz ediyor.

Peki, böyle yapıyorsunuz ama sonu ne olacak? Bu işin sonu şu olacak: Ama yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbinin emri geldiği, melekler saf saf dizildiği zaman; o zaman da her şey ortaya çıkacak. Ayetin —bak tefsirden aynı aldım, buradaki meali okuyorum yani— evet: "Yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbinin emri geldiği, melekler de saf saf dizildiği zaman her şey ortaya çıkacak." Kimin ne yaptığı, kimin ne yapmadığı ortaya çıkacak. O gün cehennem de getirilir. İnsan yaptıklarını birer birer hatırlar. Hatırlar da faydası yok hatırlamanın, faydası yok... Cenab-ı Hak aynen böyle buyuruyor. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var? "Ve ennâ lehüz-zikrâ?" Tamam, hatırladın; "Şunu yapmalıydım, bunu yapmadım" ama geçti artık. Yapacaktın... Ne yapalım? Sana Allah bir hayat verdi, göz verdi, kulak verdi, kitap gönderdi, sana peygamber gönderdi. "Ben o zaman da değildim hocam" ama peygamberin sesi sana geldi. 1400 sene sonra sana Hüdayi Camii'nde Allah'ın kelamı okundu, Resulullah'ın beyanı okundu. "Hadi okunmadı" diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ama o gün hatırlamanın da bir faydası yok buyuruluyor.

PİŞMANLIK GELMEDEN HUZURA KAVUŞMAK

İşte o zaman insan; "Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim" der. Pişmanlık başlar. Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. O'nun vuracağı bağı da kimse vuramaz. Evet, böyle bir manzara anlatıldıktan sonra da sohbetimizin başında zikrettiğim ayet-i kerime —hani Allah'ın ikramına mazhar olup onun farkında olan, kendini İslam'a göre ayarlayan ve İslam'ı güzel yaşayan, sonunda Allah'ın razı olduğu kul haline gelene de bir hitap var:

"Ey huzura kavuşmuş insan! Ya eyyetühen-nefsül-mutmainne!" Evet, İslam'ın huzuruyla, güzelliğiyle buluşmuş ve gerçekten şu dünya hayatında İslam'ın mutluluğunu böyle serin su içer gibi içmiş güzel insan... "Şimdi sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. Seçkin kullarımın arasına katıl. Cennetime de gir."

İşte Fecr Suresi'nin 15'inden 30. ayeti kerimesine kadar bize verilen ilahi bir mesaj: Nimetler size imtihan için veriliyor, bunun farkında olun. Sonra da nimetler bazen belki elinizden gidebilir, o zaman da sakın isyan etmeyin. Ama bu dünyaya geldiyseniz sorumluluklarınız var; kendiniz Allah'ın nimetlerinden istifade ettiğiniz gibi yetime de ikram edeceksiniz, yoksulun da elinden tutacaksınız. "Sadece bu dünyada ben varım, ben yaşarım, beni başkası ilgilendirmez" gibi bir anlayışın içinde asla olmayacaksınız.