Fâtır Suresinin 2. Ayeti Ne Anlatıyor?

KUR’ÂNIMIZ

Allah’ın açtığı rahmet kapısını kim kapatabilir; O’nun kıstığını kim genişletebilir? Fâtır sûresi 2. âyetin Arapçası, meâli ve tefsiri ışığında ilâhî kudretin sırrı…

Fâtır Suresi 2. âyette şöyle buyrulur:

Fâtır Suresi 2. Ayet Arapça:

َ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ

Fâtır Suresi 2. Ayet Meali:

Allah’ın insanlar için açtığı rahmeti kısabilecek yoktur, O’nun kıstığını da O’ndan başkası açamaz. Mutlak izzet ve derin hikmet sahibi de O’dur. (Fâtır, 35/2)

ALLAH AÇARSA, KİM KAPATABİLİR?

Bilgi:

Mekke’de nazil olan “Fâtır” sûresinde genel olarak, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden kâinat olayları, öldükten sonra dirilme, Allah’ın nimetleri ve müminle kâfir arasındaki fark gibi konular anlatılır. Sûre, âlemlerin yaratıcısı, sonsuz kudret sahibi Allah’a hamd ile başladıktan sonra, Allah’ın kudretinin kula dönük tarafını anlatmaktadır. Hayır ve nimet kapılarının anahtarının sadece Allah’ın elinde olduğu vurgulanır.

Mesaj:

  1. Rabbimizin verdiğini engelleyebilecek; engellediğini de elde edebilecek hiç kimse yoktur.
  2. İnsan, her şeyini Rabbinin ihsan ve lütfuna borçludur.

Kelime Dağarcığı:

Fâtır: Eşsiz özellikte yaratan, vücuda getiren.

Mursil: Gönderen, salıveren, açan.

el-Hakîm: Bütün işleri hikmetli olan, Allah.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİR

Fâtır Suresi 2. Ayet Tefsiri:

  1. Eğer Allah insanlar için bir rahmet kapısı açarsa, o rahmetin onlara ulaşmasını engelleyebilecek kimse yoktur. Aynı şekilde, eğer rahmetinin kapısını kaparsa, O’ndan başka bu rahmeti salıp gönderebilecek kimse yoktur. Çünkü O, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.

Bütün mülkün, rahmet ve nimetin gerçek sahibi Allah Teâlâ olduğu için, her şey O’nun iznine tâbidir. O’nun bilgisi ve izni dışında kâinatta ne bir rüzgârın esmesi ne de bir yaprağın düşmesi mümkündür. Bu açıdan bakıldığında her türlü nimet de tek başına Allah’ın kudret elindedir. İnsanlardan kime olursa olsun O’nun verdiğini engelleyebilecek hiçbir güç olmadığı gibi, O’nun tutup vermediğini verdirecek bir güç de yoktur. O halde Allah’tan başkasından bir şey istemeye veya öyle bir beklenti içine girmeye gerek yoktur. Böyle bir düşünce şirktir ve asılsızdır. Bu bakımdan İbn Abbas (r.a.)’ın naklettiği şu nebevî düstûr ne kadar mühimdir:

“Bir gün Peygamber (s.a.s.)’in terkisinde bulunuyordum. Bana:

«Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim» dedi ve şöyle buyurdu: «Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın rızâsını her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir.»” (Tirmizî, Kıyâmet 59)

Resûl-i Ekrem (s.a.s.), selâm verip namazı bitirince şu duayı yapardı:

“Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Bütün övgüler O’na mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter. Allahım! Senin verdiğine engel olacak, vermediğini de verecek kimse yoktur. Senin yardımın olmadan hiçbir zengine serveti fayda vermez.” (Buhârî, Ezan 155; Müslim, Mesâcid 137-138)

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com