Eğitimin En Büyük Derdi Ne Olmalı?
Eğitimin gayesi diploma kazanmak mı, yoksa kulluk şuuru kazanmak mı olmalı?
Bugün eğitimde birçok endişeler, birçok dertler var. Eğitimin en büyük derdi ne olmalı? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
EĞİTİMİN GERÇEK GAYESİ NE OLMALI?
–Eğitimin temel derdi, Allâh’a kul olmaktır.
Cenâb-ı Hak, bu dünyayı bir mektep olarak halk etti. Bu mektebin bütün lâboratuvar malzemelerini de koydu. Zerreden kürreye her şey, Cenâb-ı Hakk’ın azametinin tecellîsi... Mikrodan makroya kadar her şey kudret-i ilâhiyyeyi temâşâ ettirmekte... Bunları idrâk edebilmemiz için zâhirî bilgiler verdi.
“...Size ancak az bir bilgi verildi.” (el-İsrâ, 85) buyuruluyor. Fizik, kimya, botanik, astronomi ve sâir birçok ilimler bahşetti. Bütün bu ilimleri vermesinin esas gayesi ise şudur:
İnsan bu ilimlerden hareketle; eserden Müessir’e, sanattan Sanatkâr’a, sebepten Müsebbib’e gidecek, Cenâb-ı Hakk’ın azamet-i ilâhiyyesinde derinleşecek, bu tefekkürle kulluğunu ikmâl ederek, Cenâb-ı Hak ile kalben beraber olmanın husûsiyetini taşıyacak... Bu şekilde «mârifetullah»tan bir nasîb alacak, yani kalbe mâverâdan pencereler açılacak ve kul, «benliği» unutacak, dâimâ; «Aman yâ Rabbî!» diyecek.
Bize bir çiçek buketi hediye eden kimseye, çiçek gibi bir tebessüm ile teşekkür ediyoruz. Eğer Cenâb-ı Hak; bu kâinâtı çiçeklerle donatmasaydı, biz ruhlarımızı okşayan o çeşit çeşit rengârenk güzelliklerden mahrum kalacaktık. Hiç şüphesiz ki, sayamayacağımız kadar çok olan bütün nimetler de aynıdır. Onlar lutfedilmeseydi; bırakın istifâdeyi, onları ne bilirdik ne de akledebilirdik. Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk’a ne kadar teşekkür ve şükür hâlinde olmak gerektiğini idrâk etmek elzemdir.
Cenâb-ı Hak buyurur: “İster şükret, ister nankör ol! (İkisinin de karşılığı, mükâfat veya cezası sanadır!..)” (Bkz. el-İnsân, 3)
Bu tefekkür içinde her mü’min; Bu dünyaya «arz-ı endam» için gelmediğini, «arz-ı hâl» için geldiğini düşünerek, dâimâ bir «abd-i âciz» olduğunun idrâki içinde olacak. Yani makam-mevkî, şehvet ve şöhret için değil, «Allâh’a kulluk» için yaratıldığının şuuruna varacak.
Asla; «Ben!» demeyecek, dâimâ; «Sen yâ Rabbî!» diyecek...
Bu hakikati Yûnus Emre Hazretleri şöyle hulâsa eder:
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır?
Yine buyurulmuştur: “Kendini bilen Rabbini bilir.”
Bütün mesele, Cenâb-ı Hak ile beraberliği temin edebilmektir. Bu da sözle olabilen bir husus değildir. Fiille olan, yaşanan bir hakikattir. Bu da kalbin eğitimine bağlıdır.
Abdülkādir Geylânî Hazretleri, mertebeler kazanmış kullar hakkında Cenâb-ı Hakk’ın yüce ifadelerini şöyle özetler: “Ben kulumun sırrıyım, kulum da Ben’im sırrımdır.” (Fusûsu’l-Hikem Terc. ve Şerhi, I, 48)
Bizim kitaplardan ve hocalardan alacağımız bilgiler vardır. Bu, zemindir. Fakat en zoru, ancak kendimizin kendimize vereceği bir ilimdir. O da takvâdır. Takvâ neticesinde Cenâb-ı Hakk’ın lutfedeceği; irfandır, hikmettir. Cenâb-ı Hak buyurur: “...Allah’tan korkun (takvâ üzre olun!.. Bilin ki) Allah (size bilmediğinizi) öğretir! ...” (el-Bakara, 282)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık