Düşmanın Bile İtimat Ettiği Bir Kimlik: Mü'min Şahsiyeti
Emânet ve sadâkat, mü’minin asıl kimliğidir. Düşmanın dahi itimat ettiği Hz. Ömer (r.a.) misâli, Kur’ân ve Sünnet emânetine sımsıkı sarılan şahsiyetin sırrı.
Cenâb-ı Hak, ebedî felâha eren mü’minlerin vasıfları içinde, muâmelât ile ilgili, içtimaî husûsiyetleri de zikrediyor:
“Onlar ki, emânetlerine ve verdikleri söze riâyet ederler.” (el-Mü’minûn, 8)
Demek ki bir Müslüman; ibâdet hayatında huşû, yirmi dört saatinde ciddiyet, malî tasarruflarında titizlik ve beşerî münasebetlerinde iffet hasletleriyle donandığı gibi, insanlarla yürüttüğü bütün muâmelelerinde de sözünde durmak, anlaşmalarına, akitlere riâyet etmek, emânetlere hıyâneti aklından bile geçirmeden onlara güvenilir insan vasfıyla sahip çıkmak gibi ahlâkî meziyetlere de sahip olmalıdır. Sadâkat, güvenilirlik, emin olmak bir Müslümanın şahsiyeti, kimliğidir.
EN BÜYÜK EMÂNET: KUR’ÂN VE SÜNNET’E SADÂKAT
Şahsiyetli mü’minin sahip çıkacağı en büyük emânet ise, Efendimiz’in emânetleridir. Varlık Nûru Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
“Size iki şey (emânet) bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz: Biri, Allâh’ın kitabı Kur’ân; diğeri Rasûlü’nün sünneti...” (Muvattâ, Kader, 3)
Şahsiyet çok mühimdir, zira insanlar şahsiyete hayrandır. Şahsiyet sahibi kişilerin arkasından gider, onlara itimat eder ve teslim olurlar.
DÜŞMANI HAYRAN BIRAKAN ŞAHSİYET
Ebû Süfyan, Uhud Harbi’nde Mekke müşriklerinin ordu kumandanıydı. Ömer -radıyallâhu anh-’ı eskiden tanıyordu, onun mertliğini, doğruluğunu biliyordu. Uhud’da kılıç kılıca geldiler. Bir tarafta Ömer -radıyallâhu anh-, diğer tarafta Ebû Süfyan. Bir ara İslâm ordusu arkadan kuşatılıp ortalık karışınca Hazret-i Peygamber’in şehîd edildiği yönünde bir şâyia çıktı. Ebû Süfyan müslümanların bulunduğu tarafa bağırarak;
“Ömer, «Muhammed öldü!» diyorlar, doğru mu? Bilirsin ben avenemden çok, sana itimat ederim.” dedi.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayet Güneşi, Yüzakı Yayıncılık