Dünyadan Sıkılan Mesnevî Adasına Kaçıyor

KİTAPLIK

“Cezîre-i Mesnevî” (Mesnevî Adası), bir seçme beyitler kitabı. Mesnevî'yi daha iyi anlamak için yazılmış bu eserin şerhleri, tasavvuf iklimine girenlerin okuması gereken ilk kitaplardan. İşte Mesnevi adasından esintiler...

Mesnevî Adası” ifadesi, bizzat Hazret-i Mevlânâ’nın kullandığı bir ifadedir. Mesnevî’nin 6. cildinin 66. beytinde:

“Mâneviyat denizine susadıysan eğer

 Bir ark aç, Mesnevî adasında” şeklinde geçmektedir.

“Cezîre-i Mesnevî” (Mesnevî Adası), bir seçme beyitler kitabıdır. 16. yy.da Kânunî zamanında yaşamış olan Yusuf-u Sineçâk Hazretleri, tasavvuf yoluna yeni girmiş talebeleri için Mesnevî’den 366 beyit seçmiş, konularına göre sınıflandırmıştır. Seçilen beyit sayısıyla âdeta yılın her gününe bir beyit denmekte, bir yıl boyunca terbiye gören taze dervişlere kemâlât umudu bağışlanmaktadır.

ŞEYH GALİB DE MESNEVÎ’Yİ ŞERH ETTİ

Bu eserin pek çok şerhi yapılmıştır. Şeyh Gâlib’in “Şerh-i Cezîre-i Mesnevî”si de onlardan biridir. Türk tasavvuf edebiyatının bu seçkin kalemi, şerhi ile bu kitabı sacayağı haline getirmiştir. Böylece tasavvuf yolunun henüz başında olanlar için olduğu gibi, Mesnevî ile yeni tanışanlar için de rehber bir kitap olmuştur. Mevlâ, bizi ondan bolca nasiplendirsin. Âmin.

Bir kitaba, biri derse, “Sen hamsın, bir şey bilmiyorsun!” diye başlamak nasıl bir usûldür; daha eşikte iki büklüm eder nefsi, nefs bu durumda hemen kaçıp uzaklaşmak isteyecektir. Bu tür kitaplar, bir ameliye için yazılır, sanat kaygısıyla değil. Yani üslûptan kelimelere kadar her ayrıntısı bir hedef gözetmektedir.

NEFSİ DAHA İLK BEYİTTE ÜRKÜTMENİN HİKMETİ NE OLABİLİR?

Peki nefsi daha ilk beyitte ürkütmenin hikmeti ne olabilir? Âcizâne düşüncem, kabı doldurmak için önce onu boşaltmak ve kirlerinden arındırmak gerekir. Ölmeden önce ölme, Allâh’a kavuşma, Allâh’ın dostluğunu kazanma veya nefsi terbiye etme yolunun yolcularına ilk gereken, ağırlıklarından kurtulmaktır. Böylece yol boyunca mürşid, onu liyakatince doldursun. Hızır -aleyhisselâm- da Hazret-i Mûsâ’ya soru sormamayı şart koşarak bunu sağlamak istemiştir.

“Kendinden boşal, Hû ile dol!..”

“Padişah inmez saraya, hâne mâmur olmadan”

ŞERH-İ CEZÎRE-İ MESNEVÎ KİTABININ BAŞLANGICI

Şerh-i Cezîre-i Mesnevî kitabının başlangıcı;

Hamdolsun “insana kalemle yazmayı ve bilmediklerini öğreten” (el-Alak, 4-5) Allâh’a... Salât ve selâm olsun, aydınlığı yayan ve karanlığı ortadan kaldıran Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e; O’na hüküm ve hikmetle tâbî olan âline ve ashâbına...

Mevlevî erlerinin inâyeti bir iksirdir, ben onu arzu etmekteyim. Mânevî padişahların ayağının tozu, göze ve görüşe şifâdır, onu gözüme sürme ederim.

Derviş Esad Gâlib olarak tanınırım, lâkin bir isteğin mağlubuyum. Tâ çocukluk zamanlarımın başlarından bu yana, Allâh’ı ve kendimi tanıma isteğinin vadilerinde dönüp durdum. O kadar zaman, bu konuda bir neticenin gerçekleşmesini arzu ederek araştırmalar yaptım. Sonunda “Madem ki baştan geçmeden aşka ulaşılamaz, bir köşeye çekilip külâhına danış!” diyerek üstün tutulmaya lâyık olan mevlevî yoluna girdim.

MESNEVÎ SİNEMİ TEMİZLEDİ

Mesnevî cennetinin kevseri, cehennemlik sînemin tozunu yıkayıp temizledi ve bana yeni bir hayat şerbeti tattırdı, hesapsız bir zevk aldırdı. Buna minnetim dolayısıyla, şükrâne olarak, geri kalan zamanımı, mânevî yolda öne geçmiş zâtları tanıtmaya ve övmeye harcamak isteğinde idim. Takdîr-i ilâhînin yönlendirmesi, bu yeni hayatımın tabiatının süt emen çocuğunu, Sütlüce göğsünden rızıklandırdı.

“Yâd eylemez olduk haber-i Yûsuf-u Mısr’ı

Sütlüce’de bir mâh ile şîr ü şekkeriz biz”*

 diyerek Yusuf-u Sineçâk-ı Mevlevî Hazretleri’nin, 6 ciltlik Mesnevî-i Şerîf kitabından 366 beyti seçip birbiriyle alakalı olanları gruplandırdığı “Ceziretü’l-Mesnevî” isimli latîf eserini ele aldım. Gücümün yettiği kadar o irfan suyundan doya doya içtim.

“…Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.” (el-Bakara, 3) âyeti gereğince, yetişip büyüyen ümit ağacımın bir meyvesi olmalıydı. Hâlâ Yenikapı Mevlevihânesi’nde irşad makamında bulunan, mevlevî velilerin özü ve üstün tutulmaya lâyık, temiz zâtların temizliği, şeyhim, azîzim, mürşidim Ali Dede Efendi Hazretleri’nin (Allah onun uzun hayatı ile bizi faydalanırsın) hayat veren nefeslerinin katkısıyla yorumlamaya ve açıklamaya başladım.

Bahsi geçen seçme beyitler, Mesnevî denizinin dalgıçları için değil, mârifet isteme sahilinde bulunan başlangıç ehline hediye ettikleri kıymetli cevherler idi. Bu sebeple mânâsının kıymetini takdîr ederken başlangıç ehlinin anlayışına riâyet etmeyi uygun gördüm.

İkaz: Bu eser, büyük bir kitaptan bir grup beyti seçip birbirine bağlayarak müstakil bir risâleyi ortaya çıkarmaktadır. Elbette kitabın şeklini değiştirmek, manasını da değiştirir.

Bu çeşit bir seçmenin her yiğidin kârı olmadığı açıktır. Sonuç olarak, her bir beyt-i şerîfin mânâsının, Mesnevî’de geçtiği yere göre başka, Cezîre’deki yerine göre başka olması gerekir. Yerine göre iki yönden de bahsettim.

Yardım Allah’tandır.

BİRİNCİ BÖLÜM

Dinleyicilerin Anlayış Eksikleri

Ey dirîğâ ger to râ goncâ budî

Tâ zi cânem şerh-i dil peydâ şodî

“Âh keşke sana sığsaydı da canımdan gönlün sırrı açığa çıksaydı.” (Mesnevî, 1/2377)

“Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa…” (ez-Zümer, 22) âyetinin nûruyla açılan aydınlık kalbi görseydin, canımla gönlümün farklarının açıklanması ve ayırd edilmesi (ki birbirinden farklıdır) mümkün olsaydı, “Can ne demektir?”, “Gönül ne demektir?”, “Ne zaman can, can olur?” ve “Gönle ne zaman gönül denir?” anlasaydın; benimle senin aranda zâhiren fark yokken, can ve gönülde nasıl bir tesir var ki, sen öğrenci, ben âlim ve öğretmen, sen mürîd ve ben şeyh olmuşum; bunun neden gerektiğini bir bir ayrıntısıyla anlatsaydım.

Ama henüz hamsın ve yakîn mertebesi hâsıl olmamıştır. Bu sırları anlamaya kudretin olmadığı için açıklama ve ayrıntısı -her ne kadar ben arzu etsem de- söylenmez. Eğitim dedikleri şey, öğrencinin kuvvetine, o anki hâline göre olur.

“Çıkmaya lebden, sebep lâzım söze

Cezbe-i şevk-i talep lâzım söze”

AÇIKLAMALAR

 Mısır’daki Yûsuf’un haberini hatırlamaz olduk. Çünkü Sütlüce’de bir ay yüzlü ile sütün şekerle olduğu gibiyiz.

Yûsuf, Mesnevî’ye göre, Hakk’ı arayan kalbimizdir. (Bkz: 3. cilt, Sebelilerin hikâyesi) Ay ise, mürşid-i kâmil mazmunlarından biridir. Yani, mürşidimiz süte katılan şeker gibi tabiatımızı öyle hoş etti ki, kalbimizin gurbetini unuttuk.

 Sözün dudaktan çıkması için bir sebep olması gerekir. Konuşmak için karşımızdakinin isteğinin bizi teşvik etmesi, söze çekmesi gerekir.

Kaynak: Ayşenur Vural, Şebnem Dergisi, Sayı: 120