Darwinistlere Sorular

TEFEKKÜR

Darwinistlerin cevap veremediği sorular neler? Cenâb-ı Hakkın insanı biyolojik ve fizyolojik olarak bazı noktalarda hayvanlara benzer yaratmasının hikmetleri nelerdir? Materyalizm felsefesi, dünya genelinde başta ateizm olmak üzere hangi zararlı fikrî akımların yayılmasına sebep olmuştur?

Madem insan, tekâmül (evrim) neticesinde ortaya çıkmış diyorlar; en küçük türlerinden, goril ve orangutana kadar bin bir çeşit maymun var. Kendi iddialarınca insana en yakınını bulsunlar da bugün son derece gelişen tıp imkânlarıyla o maymuna insan hormonlarından ve genlerinden versinler, onu insan hâline getirsinler!.. Mümkün mü?

Yahut bir insana maymun hormonu vererek, onu maymuna çevirsinler!

Ne mümkün!

İşte safsata felsefesinin getirdiği düşünce enkazı!..

Bugün maalesef sırf din düşmanlığı sebebiyle milyonlar, evrim denen menfî ve ahmakça bir akımın peşinden gitmektedir. Âdetâ câhiliyye insanının; «Atalarımızın yolu!» diyerek taassup gösterdiği gibi, körcesine bağlanıyorlar.

Canlı varlıkların binlerce, yüz binlerce yıl önce Allah tarafından yaratıldığını inkâr etmek ve bu muhteşem hilkati tesâdüfî sebeplere bağlayabilmek için âdetâ çırpınıyorlar. Zanlarla, sahte çizimlerle ve bol bol hayal gücüyle senaryolar uyduruyorlar. Bilmeyen insanların, müsbet ilime olan itimadını istismar ediyorlar.

DARWİNİSTLERE SORULAR

Hâlbuki şu suallere cevap veremiyorlar:

Madem tekâmül asıldır, yüz binlerce yıldır hiç değişmeden aynı kaldığı, fosilleriyle ispatlanmış canlılar var. Niçin bu canlılar değişmiyor?

Madem tekâmül, mükemmele doğru, şartlara en münâsip hâle doğru değişmektir; niçin varlıklarda bu tenevvü, bu çeşitlenme ve bu zenginlik meydana geliyor? Aynı şartlar niçin; birine kanat, birine ayak, birine kese, birine boynuz gibi trilyonlarca farklı zenginlik zuhur ettiriyor?

Mâdem evrim pek yavaş bir şekilde devam ediyor, bu gelişme yavaş dahî olsa, mikron mikron gözükmesi ve ispatlanabilmesi lâzım değil midir?

Yine bu anlayışa göre, her varlığın; «yarım» yani; «henüz tamamlanmamış, gelişmesini sürdüren» bir vasıfta olması gerekir. Fakat hangi canlının mekanizması incelense; mükemmel olduğu görülmekte, yarım, eksik, noksan ve gayesiz hiçbir şeye tesadüf edilmemektedir.

Bu yavaş gelişim gösterilemeyince, ânî sıçramalarla yeni varlıkların oluştuğu safsata kabîlinden iddia ediliyor. Fakat bu da ispat edilemiyor. Çünkü boş bir mavalın ispatı olmaz.

Cenâb-ı Hak, bir şeyin olmasını murâd edince, «Kün!: Ol!» der ve o şey oluverir.

İnsan yapısı olan hiçbir tesadüf sistemi; hayırlı, düzgün, mânâlı ve faydalı bir netice hâsıl etmezken, nasıl tabiatta hem de üst üste trilyonlarca isabetli tesadüf meydana gelebileceğine inanılır?

Böyle bir safsataya inanmanın tek sebebi, Yaratıcı’yı inkâr etmektir.

İnkâr da negatif bir inançtır. Gerçek dışıdır. Mü’min bir kalp; Yaratıcı’nın varlığına îmân edip, tefekkür anahtarını, îmânının hizmetinde kullanır. İnkârcı ise «yoktur» şeklindeki inancını desteklemek için gerçekten koparak her şeye vehim ve şüpheyle bakar.

Bütün bu evrimci hezeyanlar, Fâil-i Mutlak’ı inkâr etmek için! Bir sonsuz ilim sahibi fâili (özneyi) inkâr etmek için âdetâ her canlının, hattâ her hücrenin; mükemmel bir zekâya sahip ve muazzam bir adaptasyon kabiliyetiyle mücehhez olduğu iddia edilmiş olmakta.

Cenâb-ı Hakkın İnsanı Biyolojik ve Fizyolojik Olarak Bazı Noktalarda Hayvanlara Benzer Yaratmasının Hikmetleri

Diğer taraftan, Cenâb-ı Hak insanı biyolojik ve fizyolojik olarak bazı noktalarda hayvanlara benzer yaratmıştır. Fakat bu benzerliğin bazı hikmetleri vardır:

  1. İnsanın nefsine, fücur ve takvâ ilhâm olunmuştur. İnsanda esfel-i sâfilîne (en sefil ve en aşağılara) yuvarlanma istîdâdı da vardır; ahsen-i takvîme yükselme (varlığın en güzeli olmaya, yani Cenâb-ı Hak’la en yakın dostluğa kavuşma) imkânı da. Bu sebeple insanlık içinde; peygamberler, sıddîklar, velî ve sâlih kullar geldiği gibi, çok süflî, vahşî, gaddar ve rezil kişiler de gelmiştir. İşte sâir mahlûkat, insana bu mânâda ibretli birer misaldir.

Çünkü terbiye olmamış ve gönül âlemleri huzura kavuşmamış insanların iç dünyaları, sanki birçok hayvanın barındığı bir ormana benzer. Mîzaçlarına göre her birinde âdeta bir hayvanın karakteri gizlidir. Kimi tilki gibi kurnaz, kimi sırtlan gibi yırtıcı, kimi karınca gibi muhteris bir biriktirici, kimi de yılan gibi zehirleyicidir. Kimi okşayarak ısırır, kimi sülük gibi kan emer, kimi önden güler arkadan kuyu kazar. Bunların her biri ayrı ayrı hayvanlarda bulunan karakterlerdir.

  1. İnsanın zâhiren sâir mahlûkāta benzemesinde bir hikmet de, Cenâb-ı Hakk’ın halîfesi olma vazifesini deruhte etmesinde gizlidir. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın; topraktan yarattığı (sâir mahlûkāta zâhiren benzeyen) bir varlığa halîfelik vermesini, latif varlıklar olan melekler de başta hayret ile karşıladılar. İblis ise hiç kabullenemedi.

Cenâb-ı Hak; mahlûkātın en şereflisi olan insanı, bir tarafıyla süflî varlıklarla ortak vasıflarda kıldı. Fakat ona, semâvî varlıklara yetişebilecek ve hattâ geçebilecek husûsiyetler verdi. İblis nasıl insanın kıymetini idrâk edemedi ise, evrimci ve benzeri münkirler de, insanı hayvandan tefrik edemezler. Ondaki mânevî istîdâdı kabul etmekten mahrumdurlar.

  1. İnsanın, dünyaya geliş, gıdâ, nesil meydana getirme ve öldükten sonra toprak olma cihetlerinden sâir mahlûkāta bir miktar benzemesi, onu gururdan alıkoyacak bir hakikattir. İnsanın türâbî tarafı, onun mütevâzı, ehl-i hizmet ve hatasından nâdim ve tevbekâr olmasını da kolaylaştırır.

İnsanın, Cenâb-ı Hakk’ın halîfesi olduğunu reddedip evrim safsatasına inananlar; insanı en yüksek zekâya sahip canlı olarak göstererek yine bir kibre kapılmaktadır. Bunlar yaratılışlarındaki mükemmelliği, Yaratan’a değil, kendi zekâlarına mâl etme küstahlığında bulunurlar.

  1. Mahlûkat insanın emrine verilerek ona âmâde kılınmıştır. Bugün gen yapısı itibarıyla, vücudunun tepkileri insana benzeyen mahlûkat üzerinde tıbbî tecrübeler (deneyler) yapılmaktadır. Böylece insan deneme tahtası yapılmaksızın, birçok ilâç ve tedavi şekli geliştirilebilmektedir.

Cenâb-ı Hakk’ın müteâl oluşu ve îmân imtihanı sebebiyle, varlıkta bir «zâhir» perdesi vardır. Zâhire takılmak ve bâtınına hiç geçememek, idraksizliklerin en büyüğüdür.

Kaldı ki zâhirde de, muazzam sanatın imzası ayan beyan görünmektedir. Muazzam sanatın meşheri olan kâinâtın kendiliğinden oluştuğunu söylemek, Hâlık’ı bırakıp mahlûkuna tapınmaktır.

Materyalizm, Ateizmin Yayılmasına Sebep Oldu

Nitekim; maddiyyûn felsefesi yani materyalizm, bütün dünyada ateizmin yayılmasına sebep olmuştur.

Bu müteverrim anlayış;

  • ŸBiyolojide Darwinizm’i doğurdu. Bu sakat düşünce, yaratılışı evrimle inkâra çalıştı.
  • ŸPsikolojide Freudizm’i ortaya çıkardı. Bu da insanı sadece cismânî ve süflî duyguların zebûnu ve mahkûmu olarak tanıttı.
  • Ÿİktisâdî ve siyasî sahada da Kapitalizm ve Komünizm’i doğurdu. Bunlar da insanı; sadece maddiyat kazanma ve bölüşme peşinde bir varlık olarak, Kārunlaştırdı.

Bu anlayışların hâkim olduğu batı medeniyeti son iki asırda milyonların helâkine sebep olmuştur.

İnkarcı Felsefe Siyantizm Nedir?

Günümüzde Siyantizm (Scientism) adı verilen bir inkârcı felsefe de, bilimi vasıta olmaktan çıkarıp gaye hâline getirmekte ve müsbet ilimlere tapınmaktadır. Muharref ve bağnaz hıristiyanlığın Orta Çağ’da bilim adamlarına uyguladığı zulümlerin zemin oluşturduğu bu bâtıl anlayış; dinleri insanların uydurduğu şeyler olarak görerek, insanlığa yol gösterecek tek hakikatin, bilim, dolayısıyla akıl olduğunu iddia eder.

Hâlbuki, akıl ancak vahyin muhtevâsı içinde insanlığa fayda verir. Çünkü akıl, iki tarafı da keskin bir bıçak mâhiyetinde bir vasıtadır. O, fayda için de zarar için de kullanılabilir. Nitekim keskin bir ameliyat bıçağı ile, sıhhat verici bir ameliyat da yapılabilir, zulüm dolu bir cinayet de gerçekleştirilebilir.

Nükleer enerji; insanlığı karanlıktan koruyacak ışık, soğuktan muhafaza edecek sıcaklık ve benzeri faydalar sağlar. Fakat ondan silâh ve bomba yapılırsa, bütün canlıları yok eden, kalanları ve hattâ nesillerini sakat bırakan bir canavara dönüşür.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları