Çözemesek de Beraber Dertlenmek Neden Kıymetlidir?

HAYATIMIZ

Çözemesek de beraber dertlenmenin kıymeti, dostluk, kardeşlik ve empatiyi anlatan ibretli bir hatıra.

Hayat, her zaman doğrusal ilerlemeyen, bazen hesapların çarşıya uymadığı, insanı umulmadık çıkmazların ortasında bırakan muazzam bir imtihan sahnesi. İşte böyle anlardan birinde, bir hocamızın bizzat yaşadığı ve hafızamdan hiç silinmeyen şu hatıra, aslında insan kalbinin başka bir kalbe nasıl sığınak olabileceğini çok güzel özetliyor.

DERTLERİ ÇÖZEMESEK BİLE YANINDA OLMAK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Hocamız, bir öğrenci grubuyla birlikte farklı bir şehre geziye giderler. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz ve beklenmedik bazı aksilikler yüzünden, yanlarındaki paranın önemli bir kısmını harcamak zorunda kalırlar. Ortada ciddi bir çaresizlik oluşur. Zira sabahleyin o gençlere kahvaltı ısmarlayacak tek bir kuruşları kalmamıştır. Hocamız, mahcubiyet ve çaresizlik içinde abdest alıp ne yapacağını düşünürken telefonu çalar. Arayan bir dosttur. Sadece hâl hatır sormak, bir selam etmek için aramıştır.

Hocamız o anki sıkışmışlıkla durumunu dostuyla paylaşır. "Böyle bir çıkmazın içindeyim, dua bekliyorum" der. Telefonun ucundaki ses hiç tereddüt etmeden: "Hocam bir dakika, ben hemen ilgileniyorum" der ve birkaç yeri arayarak kısa sürede o maddi tıkanıklığı çözer. İş hallolduktan sonra hocamız teşekkür etmek için döndüğünde, o dostun kurduğu şu cümle adeta bir insanlık manifestosudur.

 "Hocam, mesele paranın çözülmesi değil. Bazı meseleler bazen halledilir, bazen halledilmez. Sen yeter ki böyle bir durum olduğunda beni ara, bana söyle. Çözemesek de beraber dertleniriz…”

İşte bugün tam olarak kaybetmeye yüz tuttuğumuz ruh kökü burasıdır. Dertlenmek ve çözemesek de beraber olabilmek. Bugün etrafımıza baktığımızda gönlü kırık, kalbi mahzun, ruhu yaralı nice insan görüyoruz. Kime dokunsak, kimi samimiyetle dinlesek bir âh işitiyoruz. Modern dünya bizlere her sorunu rasyonel bir şekilde çözmeyi, her şeye bir proje gözüyle bakmayı dayatıyor. Oysa insan ilişkileri bir mühendislik hesabı değildir. Bir insanın derdine çare olmaya gücümüz yetmeyebilir, fakat o derdi dert edinmeye gücümüz yeter.

MÜMİNLER BİRBİRLERİNİN DERTLERİYLE NEDEN DERTLENMELİDİR?

Bizim medeniyetimiz bir "derttaşlık" medeniyetidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), müminlerin birbirine olan bağlılığını tarif ederken şöyle buyurur:

"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Hadis-i şerif bizden sadece sorunu çözmeyi istemiyor, aynı zamanda bedenin o sızıyı hissetmesini de istiyor. Eğer bir kardeşimizin derdiyle dertlenmiyorsak, o acıyı kendi kalbimizde duymuyorsak, aidiyetimizi ve insanlığımızı sorgulamamız gerekir.

Bazen hayatta öyle düğümlerle karşılaşırız ki, maddi ya da manevi imkanlar o düğümü çözmeye yetmez. İşte o noktada insan insana sığınır. Çözemesek de beraber otururuz, çözemesek de beraber ağlarız. Hatta bazen kelimeler tükenir, sadece sükût ederiz. Biliriz ki samimi bir sükût bile: "Yalnız değilsin, buradayım" demenin en soylu yoludur.

Etrafımızdaki kırık kalplerin, boynu bükük insanların dertlerini çözmek adına bir mücadelenin içine girmek bir insaniyet borcumuzdur. Belki dünyadaki tüm kötülükleri bitiremeyiz, belki herkesin maddi veya manevi ihtiyacını eksiksiz karşılayamayız ama safımızı belli edebiliriz. Safımız dertlinin, mazlumun ve kalbi kırığın yanıdır.

Gelin, hayatın koşturmacası içinde birbirimizin sesine kulak verelim, sağırlaşmayalım. Bir dostumuz, bir kardeşimiz daraldığında ona sadece maddi imkanlarımızla değil, kalbimizle de gidelim. Elimizden bir şey gelmiyorsa bile duruşumuzla, varlığımızla, duamızla haykıralım: "Mesele değil kardeşim, çözemesek de beraberiz, çözemesek de beraber dertleniriz."

Kaynak: Kadir Bekâr, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485