Çocuğa Sabretmeyi Nasıl Öğretebiliriz?
Çocuğa sabretmeyi öğretmek için ailelerin uygulayabileceği yöntemleri, doğru yaklaşımı ve sabır alışkanlığı kazandırmanın önemini öğrenin.
Çocuk, adı üstünde… Düşüncesi çocuk, davranışı çocuk, sözleri çocuk... Bizim dünkü hâlimiz... Bugünkü hâlimizi çocukluğumuza borçluyuz, beğensek de beğenmesek de…
Çocuk genelde mızmızdır, sabırsızdır, meraklıdır. Çocuğun bizi üzen, kızdıran davranışı karşısında; “Aman sussun da ne isterse yapayım!” dersek inatçı ve sabırsız davranışlarını ödüllendirmiş oluruz. Ayrıca onda sabırsızlık, şikâyet eden, hoşnut olmayan bir davranış kalıbını -farkında olmasak da- kalıcı hâle getirebiliriz.
Çocuğu önemsemek, onu dinlemek başka; onun her dediğini, ne olursa olsun yerine getirmek başka… Çocuklarımızı zaten mâkul çerçevede dinlemeli ve söylediklerini ciddiye almalıyız. Ama onu desteklemek, söylediklerini duyup hak vermek; her şeye “evet” demek değil, tabii.
ÇOCUĞA SABIR ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?
Çocuk bir şeyin olmasını arzu etti mi onun çabucak olmasını ister. Beklemez, sabredemez. Meselâ; sabrı öğretmek için “Bekle, sabret!” cümleleri yerine bu tavsiyeyi daha eğlenceli hâle dönüştürebiliriz:
“–İstediğin kurabiyeyi yapmam için, saate bak, şuradan şuraya gelmesini bekle.”
Veya:
“–Çizgi filmi seyretmek için abinin okuldan gelmesini beklemelisin.” gibi…
Çocuğun sabrı öğrenmesinde aile çok önemlidir. Sürekli şikâyet eden, öfkesini kontrol edemeyen anne-babadan; çocuk sabrı öğrenemez. Anne-baba, sabrın nasıl olması gerektiğini yaşayarak göstermeli; sabır gösterdiği durumları çocuğun anlayacağı şekilde ona ifade etmelidir. Mesela:
“–Sen küçükken çok ağlıyordun, gece hiç uyumuyordun. Ama ben hiç sana kızmadım, sabrettim. Çünkü konuşamadığın için isteklerini böyle anlatmaya çalışıyordun. Büyümeni, istediklerini ağlamadan anlatacağın günü sabırla bekledim. Eğer sabretmeseydim sana çok kızardım, seninle ilgilenmezdim.”
Çocuğun bu konu üzerinde düşünmesini, sabretmemenin ne gibi neticeler doğuracağını düşünmesini sağlamak, bu davranışın ne denli önemli olduğunu anlaması açısından çok önemli olabilir. Aynı şekilde kâinattan örnekler vererek de bu alışkanlık beslenebilir. Meselâ daha olgunlaşmamış bir meyve gösterilerek sabırla onun tatlanacağı anlatılabilir.
Çocuğa bu davranış birçok şekilde, meselâ “zaman”a bağlanmış bir “mükâfat” yoluyla öğretilebilir.
“–Yemeğini yersen akşam babaannene gideriz!”
“–Ödevini yaparsan yarın seni parka çıkarırım.”
Ama bu ifadelerde mükâfat olarak bahsedilen şey, sabrettiği şeyin “sonunda” verilmelidir. Öncesindeki mükâfat, motive etmediği gibi, davranış değişikliğine de yol açmaz!
Olumlu ceza yoluna da şu ifade örnek olarak verilebilir:
“–Çizgi film seyretmek için abinin eve gelmesini beklemezsen, sonrasında abinle de oynayamazsın.”
Çocuğun, çocuksu olduğu kadar olgun bir yanı da vardır. Çocuğumuzu sabrettiği durumlarla ilgili takdir edersek, onu bu davranışa teşvik etmiş oluruz. O da zora katlanarak yaptığı davranışın, neticede kendisini mutlu etmesiyle, benzer davranışları tekrar eder.
Neticede sabır, herkes için zordur. Ancak meyvesi tatlıdır. Küçük yaşta “sabır” alışkanlığı kazandırılan çocuklar, gençlik yıllarında ve ilerleyen yaşlarında da bu güzel hasletin meyvelerini toplar.
Kaynak: Ayşe Bay, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487