Cehennem Daha Sıcaktır: Tebük’ten Günümüze Düşen İbret

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi: Tebük imtihanı, nefisle mücadelenin bugün de süren büyük sınavıdır.

Tebük imtihanı sırasında sahâbe-i kirâmdan Ebû Hayseme, seferin zorluğu sebebiyle başlangıçta Medine’de kalmış, yola çıkan İslâm ordusuna iştirak edememişti. Bir gün bahçesindeki çardakta ailesi kendisine mükellef bir sofra hazırlamıştı. Ebû Hayseme bu manzarayı görünce bir an Allah Resûlü ve ashâbının ne hâlde olduğunu düşündü; yüreği sızladı. Kendi kendine:

“Onlar bu sıcakta Allah yolunda zorluklara katlanırken şu benim yaptığım olacak şey mi? Oturmuşum burada, bahçede keyfime bakıyorum. Resûlullah Tebük’e doğru gitmiş ve sıcakta yürüyor; ben ise burada hurma bahçesinde oturuyorum!” dedi.

Bu nedametle sofraya hiç el sürmeden yola düştü. Tebük’te İslâm ordusuna yetişti. Tebük, Medine’ye yaklaşık 700 km idi. Ne bulduysa—at, katır, deve—onlarla, hatta yer yer koşarak yola koyuldu. “Eyvah! Resûlullah gitti, biz hâlâ hurma bahçelerindeyiz!” diyerek tek başına yola düştü ve Tebük’te orduya yetişti.

Ebû Hayseme’nin geldiğini gören Allah Resûlü onun bu davranışından memnun oldu. “Ya Ebâ Hayseme! Neredeyse helâk olacaktın!” buyurdu. “İyi ki geldin, gelmeseydin helâk olacaktın.” Efendimiz onun affı için Cenâb-ı Hak’a dua etti.

Hisse:

Müslümanların zor durumda bulunduğu bir zamanda, Allah yolunda yapılması gereken mühim bir hizmetten geri kalmak, kişinin mânen helâkine bile sebebiyet verebilir. Mü’min, bu gibi hususlarda son derece dikkatli olmalı ve Rabb’inin emrini ifaya mâni olan nefsânî arzularına sertçe mukabele edebilmelidir.

Hasan-ı Basrî (rahmetullahi aleyh), Beled sûresinde geçen “o sarp yokuşu aşamadı” ayeti hakkında şöyle demiştir:

“Akabe yani sarp ve zorlu geçit, vallahi çok çetindir. O, insanın kendi nefsiyle, hevâsıyla, arzularıyla ve düşmanı olan şeytanla mücadelesidir.”

Günümüzde de böyle bir sarp yokuş vardır: nefis, hevâ, dünya meşgalesi ve şeytanın tuzakları. Bunları aşmadan selâmete ulaşmak mümkün değildir.

Bu hakikat ışığında Tebük seferine baktığımızda görüyoruz ki sefer hazırlıkları devam ederken, kalplerinde mânevî hastalık bulunan münafıklar nefislerini aşamadıkları için işi yokuşa sürdüler. “Bu sıcakta sefere mi çıkılır!” diyerek menfi propaganda yaptılar. Çünkü bu zorlu sefer, hurmaların toplandığı, bağ–bahçe işinin yoğun olduğu ve şiddetli sıcağın ortalığı kavurduğu bir zamana denk gelmişti.

Cenâb-ı Hak ise ilâhî fermanına uymak yerine nefislerinin hevâ ve heveslerine tâbi olanları şöyle ikaz etti:

“De ki: Cehennem daha sıcaktır.” (Tevbe, 81)

Bugün bizler de karşılaştığımız imtihanlar vesilesiyle bir nevi Tebük seferindeyiz. Bu şu demektir: Bu sefere katılmayanlar neredeyse helâk olacaklardır. İbadet, taat ve Allah yolundaki gayretler için nefsimiz tembellik, üşengeçlik, cimrilik ve şartların zorluğu gibi bahanelerin ardına sığındığında, “Ey nefis! Cehennem daha sıcaktır!” ilâhî ikazını hatırlamalıyız.

Bu da üstadımızın mesajıdır; ben yalnızca okuyorum, bir şey söylemiyorum. Bir Allah dostu, 84 yaşında, müminler faydalansın diye bu hakikatleri yazıyor. Bizler de bu kitapları okuyalım, hayatımıza tatbik edelim diye basılıyor. Kendimiz de okuyoruz elbette.

Bu zat, bu kitabı sadece yazıp bırakmıyor; tıpkı Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin 80 yaşında İstanbul seferine çıkması gibi, dünyanın her yerine sefer etme derdindedir. Cenâb-ı Hak, inşâallah kıymetli büyüklerimizin bu yazdıklarından gönüllerimize güzel heyecanlar, azim ve irade versin.