Bu Irmak Hiç Kurumayacak

Vakıf

Ahiret inancı, vakıf sisteminin oluşumundaki temel etkenlerden bir tanesidir. Ahiret inancı, vakfetmek duygusunun, hiç durmadan işleyen bir dinamosu gibidir. Tarihte görülmüştür ki, toplumlar ahiret inancını ne ölçüde içselleştirmişse, vakıf sistemini o ölçüde ilerletmişlerdir.

Dünyayı ahirete hazırlık mekânı, ahireti de bu dünyanın devamı kabul eden İslâm, bu iki âlem arasında beden-ruh, madde-mânâ bakımından en güzel ve mükemmel dengeyi kurmuş, böylece huzurlu, ahenkli ve müreffeh bir cemiyetin en sağlam zeminini oluşturmuştur.

Hadis-i şerifte buyurulur:

 “İnsan ölünce, şu üç ameli dışında bütün amellerinin sevâbı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifâde edilen ilim, arkasından duâ eden hayırlı evlâd.” (Müslim, Vasiyye, 14)

İslam âlimleri, Sadaka-i câriye ile ekseriyetle vakfın kastedildiğini beyan etmişlerdir. Sadaka-i câriye, Allah rızası için, daimi surette hizmet veren bir eser bırakmaktır. Bazı ırmak ve çeşmeler vardır ki, dünya kurulduğundan beri berrak bir şekilde ve derûnî nağmelerle akmaktadır. Susamış sînelere hayat, elemli yüreklere haz ve ümîd, âşık rûhlara da ilham verircesine serin ve tatlı şırıltılarla kıyâmete kadar da akmaya devam eder. İşte Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Allâh yolunda yapılacak bir kısım hayırları da bu akarlara benzetmektedir. Ancak Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in bahsettiği akar, daha başkadır. Zîrâ o, kıyâmete kadar değil, ebediyete kadar akacak bir çeşmedir. Durmadan akan, kula duâ ve ecir getiren bir hayır çeşmesidir. Aktıkça sâhibinin amel defterini ve hayır havuzunu dolduracak, onu ebedî nûra garkedecek bir sebîldir. Yâni sadaka-i câriyedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Allâh, müminlerden cennet mukâbilinde canlarını ve mallarını satın almıştır…” (et-Tevbe, 111)

Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurur:

Kim Allâh rızası için bir mescid inşâ ederse, Allâh da onun için bir köşk inşa eder.” (Müslim, Mesacid, 24)

Vakıf tesisinde esas gâye, Allâh’ın yüce rızasına nâil olup âhiret selametine ermektir. Tâ başlangıcından beri vakıflar, bu minval üzere kurulmuş ve aynı şekilde devam etmiştir. Öyle ki bu gâye, -et takarrub illallah- (Allâh’a yakınlık vesilesi) şeklinde vecizeleştirilmiş ve vakfın sıhhat şartlarından biri olarak kabul edilmiştir.

 Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Vakıf İnfak Hizmet, Erkam Yayınları, 2013, İstanbul