Borç Almanın ve Vermenin Hükmü Nedir? Araç Almak İçin Borç Alınabilir mi?
Borç almak ve borç vermenin hükmü nedir, araç almak için borç alınabilir mi? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Özellikle de hastanız, yaşlınız veya küçük çocuğunuz varsa büyük şehirlerde bir araç sahibi olmak önemlidir. Bu yönüyle dinimizce araç sahibi olmak, “zaruri ihtiyaçlar” sınıfından görülmüş ve uygun bulunmuştur. Yani bir kimsenin kendi maddi imkanlarına göre bir araç sahibi olması lüks olarak değerlendirilmiyor; aksine bu, normal hayatın olağan akışının bir parçası olarak kabul ediliyor. Aracı olduğu halde kendi imkanlarıyla hayatını idame ettirmesi mümkün olmayan kimseye zekattan yardım edilmesi, fakir olarak değerlendirilip destek olunması da söz konusudur.
Enflasyonist Ortamda Borçlanma Meselesi
Bir kardeşimiz diyor ki: “Ben bu aracı kendi imkanlarımla alamıyorum. Kaldı ki sağdan soldan borç alarak da bu aracı alabilmem mümkün görünmüyor.” Niye? Özellikle Türkiye gibi enflasyonist bir ortamda Türk lirası bugün 100 lira ise yarın aynı değerde kalmıyor. Para durduğu yerde sabit durmuyor ve aradan birkaç ay geçtikten sonra ciddi değer kaybına uğruyor. Böyle olunca da kimse kimseye borç vermek istemiyor. Çünkü birine 100 lira borç vermek, bir sene sonra o paranın yarısını kaybetmeye razı olmak anlamına geliyor. 100 lira verdiğin borç seneye 50 lira olarak sana dönüyor. Bundan dolayı, özellikle Türk lirası ile borçlanmanın caiz olup olmadığı meselesi ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü temel ilkemiz şudur: “Ne zulmediniz ne de kimsenin size zulmetmesine müsaade ediniz.” (Bakara, 279'a kıyasen ifade edilmiştir). Burada bir ekonomik zulüm görünüyor. Bunun yerine belki değeri biraz daha sabit olan altın veya başka bir para birimi üzerinden borç almak söz konusu olabilir. Ancak dar gelirli vatandaşlarımız gelirleri Türk lirası ile olduğu için altınla veya başka bir para cinsiyle borçlanmaktan da imtina ediyorlar.
Borç Vermenin Fazileti
Bu noktada borç verebilen, özellikle de Türk lirasıyla borç verebilen bir kimse iki yönüyle sevap kazanmış oluyor. Birincisi, borç verdiği Müslümanın sıkıntısını giderdiği için sevap kazanıyor; ikincisi, parasının bir bölümünü tasadduk etmiş oluyor. Yani 100 lira verip bir sene sonra 100 lira aldığında, sen aslında onun 50 lirasını tasadduk etmiş oluyorsun. Bu açıdan da borç alacak kimselerin “keyfe keder” yerlerde borç almaları caiz değildir. Yani ölümcül bir hastalık, evlenmek veya ev/araç almak gibi zaruri bir ihtiyaç olması gerekir. Ancak bu ev ve araç da kendi şartlarına uygun, mütevazı şeyler olmalıdır. İstanbul'da 5 milyona da ev var, 150 milyona da ev var. 5 milyonu bulamayan bir adamın kalkıp 150 milyonluk bir ev alması ve bunun için borçlanması, “Kardeşim ben ev için borçlandım, keyfe keder borçlanmadım” türünden bir argüman ileri sürmesi doğru bir iddia olmaz. Binâenaleyh, başkasından borç alarak bir araç alacaksanız bu mütevazı bir araç olmalıdır.
Ayağını Yorganına Göre Uzatmak
Herkesin ayağına göre yorganını uzatması hikayesi borç alacak kimse için de, borç verecek kimse için de geçerlidir. Dolayısıyla ben kendi durumuma bakıyorum; kendi kendime diyorum ki ben 50.000 liraya kadar borç verebilirim. Eğer 50.000 lira verdiğim borç geri gelmezse sarsılırım ama yıkılmam. Ancak benim 50.000 liralık bir limitim varken kendimi zorlayıp 500.000 lira borç verirsem, o zaman ben de ayağımı yorganıma göre uzatmamış olurum. Kayınpederim Allah rahmet eylesin, güzel bir sözü vardı: “Alacakla borç ödenmez.” Babam da nasihat etmişti: “Kimseden borç alıp da kimseye borç verme” dedi. Çünkü ben başkasından aldığımı bir başkasına verirsem ve o kişi bana ödemezse, ben borç aldığım kişiye karşı mahcup olurum.
Zenginliğin Emanet Oluşu
Cenab-ı Allah zenginlere parayı, onu bankalarda stoklayıp paradan para kazansınlar, sadece yedi sülaleleri değil yetmiş iki sülaleleri rahat yaşasın diye vermiyor. Eğer bir para bu toplumda kazanılıyorsa, bu topluma bir şekilde geri dönmesi lazım. Onun için bir Müslümanın vazifesi sadece zekat vermek değil; zekat da verecek, borç da verecek, vakıf da yapacak, tasadduk da edecek. Yani elindeki paranın kendine bir “emanet” olarak verildiğini düşünecek. Alimlerimiz diyor ki: “Borç vermek, sadaka vermekten daha faziletlidir.” Çünkü sadaka verdiğinde bir alt-üst ilişkisi oluşabiliyor; alan el, veren el durumu oluyor. Ama borç ilişkisi daha insani bir ilişki gibi görünüyor.
Katılım Bankaları ve Çözüm Yolları
Eğer kenarda köşede birikmiş bir altınınız varsa, borcu o şekilde vermek değer kaybını önlemek açısından daha uygun olabilir. Hasılıkelam borç ilişkisini çok iyi değerlendirmek lazım. Denize düşmeden, ister katılım bankası olsun ister eşten dosttan borç almak olsun, yılana sarılmamak lazım. Ama eğer bir mecburiyet söz konusuysa, o zaman katılım bankalarından bu tür araç finansmanlarının kullanılması yönünde özellikle katılım bankalarının şeri danışma heyetlerinin olurları vardır, cevazları vardır; “helal olduğuna dair beyanları var. Biz bununla amel ederiz.”