Biz Ne İçin Yaratıldık?
Niçin yaratıldık? Behlül’ün hikâyesinden hareketle yaratılış gayemizi, dünyanın geçiciliğini ve insanın hakikat arayışını yeniden düşünün.
Behlül’ün (k.s.) şöyle dediği nakledilir:
BEHLÜL VE HİKMETLİ ÇOCUĞUN KISSASI: NİÇİN YARATILDIK?
Bir gün Basra sokaklarının birinde yürürken ceviz ve bademlerle oynayan çocuklarla karşılaştım. Onlara bakan ve ağlayan bir başka çocuk daha gözüme ilişti. Kendi kendime: ”Bu çocuğun oynayacağı bir şeyi olmadığı için diğer çocuklara bakıp üzülüyor dedim.” Çocuğa: “Oğlum neden ağlıyorsun? Sana ceviz badem alayım da çocuklarla oynar mısın?” dedim. Çocuk gözlerini kaldırdı ve: “Ey kıt akıllı kimse, biz oyun için yaratılmadık.” dedi. Bunun üzerine ona: “Peki ne için yaratıldık?” diye sordum. “İlim ve ibadet için” dedi. Ben de ona: “Allah sana bereketler versin, bunu nereden bildin? diye sordum. Çocuk: “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 115) âyetinden” dedi. Ona: “Seni hakȋm biri görüyorum. Bana veciz bir öğüt ver” dedim. O da şu şiiri söyledi:”
Dünyanın gitmeye hazırlandığını görüyorum.
Ayağını ve bacağını sıvayarak
Dünya hiçbir canlıya kalıcı değildir.
Hiçbir canlı da dünyada bâki kalamaz.
Sanki dünyadaki ölüm ve musȋbetler,
Kişinin nefsine yarış atı gibi koşarlar.
Ey dünyaya mağrur olan, yavaş ol,
Dünyadan kendin için güvenli olanı almaya bak!
Sonra gözlerini semaya çevirdi ve iki avucu ile ona işaret etti. Gözyaşları yanaklarına dökülüyor ve şöyle diyordu:
Ey kendisine yalvarılan,
Ey kendisine güvenilen,
Ey bir amel sâhibi kendisinden istediğinde
Mutlaka emeline nâil olan
Behlül der ki: “Çocuk sözlerini bitirince baygın bir halde yere yığıldı. Başını kucağıma koydum. Cübbemin yeni ile yüzündeki toprağı temizledim. Kendine gelince ona:
“Oğlum bu başına gelen nedir? Sen henüz üzerine bir günah bile yazılmamış küçük bir çocuksun,” dedim. Çocuk:
“Benden uzak dur, ey Behlül! Annemin ateş yakarken büyük odunları küçük odunlarla tutuşturduğunu gördüm. Onun için ben cehennemin odunlarının küçüklerinden olmaktan korkuyorum,” dedi.
Behlül der ki: “Bu çocuğun kimlerden olduğunu sordum. Onun. Hz. Hüseyin’in evlatlarından olduğunu söylediler. Bunun üzerine “Bu meyvenin ancak o ağaçtan meydana gelmesine hayran oldum,” dedim. Allah bizi ondan ve atalarından faydalandırsın.
YARATILIŞ GAYEMİZ VE HİKMETİ
Şeyh Ebû Bekir Vâsıtȋ derki: “Bir gün bu ayet okunuyordu. O şöyle buyurdu: “Hayır hayır halkı boş yere yaratmadı. Belki Allah Teâlâ varlığının âşikâr olmasını ve kemâl sıfatlarına yarattıklarının yol bulmalarını diledi. Şöyle buyurulmuştur: Sizi oyun için yaratmadık, belki Muhammed aleyhisselam’ın nûrunun zuhuru için yarattık. Çünkü ezelde o parlak incinin insan cinsinde ve sadefinden çıkması kararlaştırılmıştı. O hâlde o asıldır, sizler ise fer’siniz.”
Düzülen yedi yıldız, dokuz felek ve dört ana unsur,
O’nun yüceliğine mahsus olmak üzere yaratılmıştır.
Şah olan O’ dur, bütün insanlar ise O’nun askerleridir.
Asıl olan O’ dur, bütün âlem ise O’na tâbȋdir.
Bahru’l-hakâik’ da der ki: “Rivâyet edildiğine göre Allah Teâlâ: ‘Halkı benden faydalanmaları için yarattım, yoksa ben onlardan istifade etmek için değil’ (Iraki, Muğni, IV, 150) buyurmuştur.
Denilmiştir ki Allah melekleri, ilâhȋ kudretin görülme yeri olsunlar diye yaratmıştır. İnsanları, muhabbet cevherinin mahzeni olsunlar diye yaratmıştır. Bazı semavi kitaplarda şöyle geçer: “Ey Âdemoğulları! Eşyanın hepsini sizin için yarattım. Sizi de kendim için halk ettim.” İşte “Ben gizli hazineydim…” (Aclûnȋ, II, 173) sırrı burada tam olarak zuhur eder. Nitekim Mevlânâ (k.s.) Mesnevi’ de bu hususa şöyle işâret eder:
Ey zuhûru, tamamen nur olan Rasûl
Gizli olan hazine seninle zuhûra çıktı.
O gizli bir hazine idi, doluluğundan yarıldı,
Toprağı, göklerden daha parlak hâle getirdi.
O gizli bir hazine idi, taşkınlığından coştu.
Toprağı, atlaslar giyen bir sultana döndürdü.
Sefil insan kendini tanımadı.
Artıdan gelip eksiye indi.
İnsan kendini ucuza sattı.
Bir atlastı, kendini bir hırkaya yama yaptı.
A akıllar, tedbirler, düşünceler kulu kölesi olan,
Kendini nasıl oluyor da böyle ucuza satıyorsun? (13. Cilt, sayfa 294-295-296)
Kaynak: Ahmet Başer, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487