Bir İnsanı Neden Seversiniz?
Birini gerçekten sevmek için hangi sebepler gerekir? Allah için sevgi ve gerçek dostluğun ölçütleri neler?
Müslümanın, her amelini Allah için yapmak durumunda olması gibi, sevmeyi ve buğz etmeyi de Allah için yapması gerekmektedir. Bu durum, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadislerinde vurgulanan önemli bir husustur. İmam Gazzâlî, insanın Allah için sevmesi ve nefret etmesinin üstü örtülü bir husus olduğunu, Allah için sevmek ve nefret etmenin, yani muhabbet ve nefretin göstergesinin ise sohbet (musahabe), din kardeşliği ve Allah için arkadaşlık olduğunu belirtmektedir.
İmam Gazzâlî, insanların bazen tesadüfî ve gayr-i ihtiyarî olarak; yani çarşıda, pazarda, devlet dairesinde, komşuluk esnasında, otobüste veya yolda bir araya gelebileceğini, ancak bunun bir arkadaşlık-kardeşlik hukuku çerçevesinde ele alınamayacağını ifade etmektedir. İnsanın hak ve hukukuna taalluk eden bir husus olmadığı müddetçe bunun dünya ve ahirette kardeşlik hukukuna dair herhangi bir karşılığı yoktur. Nitekim bir ünsiyet ve hukûkî muamele oluşmamaktadır. Sadece karşılaşmaktan, yolların kesişmesinden veya aynı maksatla bilinçsiz olarak aynı mekânda bulunmaktan ibarettir.1
GERÇEK SEVGİ VE DOSTLUĞUN ÖLÇÜTLERİ
Üzerinde durulması gereken kısım ise insanın bir maksada ve tercihe bağlı olarak kurduğu ihtiyarî dostluklar, arkadaşlıklar ve kardeşliklerdir. Allah için arkadaş olmak veya din kardeşliği-dostluğu oluşturmak da bu kısımda ele alınmaktadır. Nitekim insan, bilinçli olarak yaptığı amellerden sevap kazanmaktadır.
İmam Gazâlî’ye Göre Birini Sevmenin 4 Sebebi
İmam Gazzâlî’ye göre insan, şu dört durumdan biri sebebiyle birini sevebilir:
- Hiçbir maksat taşımaksızın birini bizzat kendisinden dolayı sevmek: Bir kimse ile bir arada bulunmaktan insanın hoşnut olması, onunla ruhunun mutmain olduğunu düşünmesi gibi, dünyevî-uhrevî hiçbir maksada bağlı olmaksızın sadece onunla bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğu için birini sevmesidir. Bu sevginin temelinde, insanın meşrep, mizah, huy gibi hususları kendine yakın görmesi, kendinden bir parçası gibi değerlendirmesi vardır. Bununla alakalı Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ruhlar, bölüklere ayrılmış askerler gibidir. (Ruhlar âleminde) birbirlerine yakın olan ve birbirine yakın hissedenler dünyada birbiriyle uyuşur, kaynaşır ve yakınlık kurar. Birbiriyle yakınlık kuramayan ruhlar ise kaynaşamaz ve uyuşamazlar.” buyurarak (Buhârî, Enbiyâ 2; Ebû Dâvûd Edeb 19, 4834) insanların birbirine yakınlık duyması veya duymamasının temelinde ruhların birbiriyle kaynaşıp kaynaşmaması olduğunu belirtmektedir.
Malik b. Dinar (r.a.) ise “On kişi arasında iki kişi, ancak birbirlerinde gördüğü bir vasıf veya münasebet sebebiyle anlaşabilir. Nasıl ki kuşlar kendi cinsleriyle uçuyorsa, insanlar da kendi denkleriyle anlaşabilir; benzerleri ve münasebeti olmayan kimselerle anlaşamaz, bir araya gelemezler.” diyerek insanlar arasındaki uyumu dile getirmektedir. Onun nakline göre bir gün karga ile güvercini birlikte uçarken görmüş, buna şaşırarak sebebini öğrenmek istemiştir. Sonunda her ikisinin de ayaklarının topal olduğunu görünce “İşte, iki farklı kuşun bir araya gelmesinin sebebi, ikisinin de ortak bir münasebetidir, yani topal oluşlarıdır.” demiştir. Bu tür bir sevgi, “Allah için sevmek” kapsamına girmemektedir.2
- Esas maksadına erişmesini sağladığı için sevmek: Bu sevgi, altın ve gümüşün sevilmesi gibidir. Altın ve gümüş, kendileri için değil; alışveriş yapılabildiği, istenilen şeyler satın alınabildiği için sevilmektedir. Buna benzer şekilde talebenin hocasını sadece ilim öğrendiği, öğrencinin fakülteyi yalnızca diploma aldığı, fakirin zengini maddî imkân elde ettiği için sevmesi bu kapsama girer. Bu sevginin de Allah için sevmekle bir ilgisi bulunmamaktadır.3
- Dünyevî değil, uhrevî bir maksatla sevmek: Salih amel işlemek için hocasını sevmek, zekât-sadaka verebilmek için malı sevmek, İslâm’a ve Müslümanlara hizmet edebilmek için diploma veya okulu sevmek bu türdendir. Bu sevgi, dünyevî bir amaç taşımadığı sürece insanın kurtuluşuna vesile olabilir. Aynı şekilde iffetini muhafaza etmek, şeytanın tuzaklarından korunmak ve hayırlı nesil yetiştirmek için saliha bir kadınla evlenen kimsenin ailesini sevmesi de bu kapsamdadır.4
- Sadece Allah için sevmek: Sevginin en üstün derecesidir. Nitekim birini sadece Allah Teâlâ’nın rızasına nail olmak için sevmek bu kapsamda değerlendirilir. Sevdiğinden dolayı onun sevdiklerini de sevmek, dolayısıyla Allah Teâlâ ile en küçük bir münasebeti olan her şeyi Allah için sevmek şeklinde tezahür eder. Bu hâle ulaşan kimse, sıkıntı, acı ve keder gibi Allah Teâlâ’dan gelen her şeyi sevecek kıvama gelir.5
Gerçek Bir Dostta Olması Gereken 5 Özellik
Dostluk ise herkese layık değildir. İmam Gazzâlî’nin ifade ettiğine göre dostluğu ancak layık olanla kurmak gerekir. Dostluğu tercih edilen kimsenin şu beş hususiyete sahip olması gerekir6:
- Akıllı olması: Akıl, en önemli sermayedir. Ahmak ile dostluk uzun sürse de devam etmez; sonu ayrılık ve hüsranla biter. Akıllı olmaktan maksat ise, meseleleri olduğu gibi anlayabilen yahut anlatıldığında idrak edebilen kimsedir.7
- Güzel ahlâklı olması: Akıllı kimse bir şeyi anlayabilir, ancak öfke, arzu veya hevesine kapıldığında yanlış yapabilir. Güzel olanı bilse dahi öfkesini dindiremeyen, hevasına mağlup olan kimsenin dostluğunda hayır yoktur.
- Fâsık olmaması: Günahında ısrar eden kimsenin dostluğunda hayır yoktur. Allah’tan korkmayan kimseye güvenilmez. Kur’an’da da “Kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız ve hevasının peşinden giden kimseye itaat etme” buyrulmaktadır.8
- Bid’atçi olmaması: Onun bid’atleri dostuna sirayet edebilir. Bu sebeple bid’atçi kimseyle dostluktan uzak durmak gerekir.9
- Dünyaya hırslı olmaması: Dünyaya düşkün kimsenin dostluğu, ölümcül bir zehirdir. Çünkü fıtrat meyleder. Ondaki hırs, arkadaşına da sirayet eder. Zahitlerle dostluk ise kişiyi zühde götürür. Hz. Ali (r.a.) bu konuda, “Kendilerinden haya edilen kimselerle bir arada olun, amellerinizi ihya edin.” buyurmuştur. Ebû Zer (r.a.) de “Yalnızlık kötü arkadaştan, iyi arkadaş ise yalnızlıktan iyidir.” demiştir.10
Dipnotlar:
[1] Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî, İhyâ-u ulûmi’d-Dîn (Cidde: Dâru’l-Minhâc, 2011), 4/25.
[2] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/26-28.
[3] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/30.
[4] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/32-33.
[5] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/37-38.
[6] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/59.
[7] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/60.
[8] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/61.
[9] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/62.
[10] el-Gazzâlî, İhyâ, 4/67.
Hazırlayan: Dr. Mehmet Büyükmutu