Bin Aydan Hayırlı Gece "Kadir Gecesi"

RAMAZAN ÖZEL

Kadir Gecesi'ni Ramazan'ın hangi günleriden aramamız gerekiyor? Kadir Gecesi'nin fazileti, önemi ve hayatımıza etkisi, tesiri nedir?

Abdullah bin Ömer radıyallâhu anhümâ- anlatır:

Ashabdan bazı kimseler rüyalarında Kadir Gecesi’nin Ramazân’ın son yedi gecesinde olduğunu görmüşlerdi. Rüyalarını Rasûlullah Efendimiz’e anlattıklarında Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu:

“Kadir Gecesi’yle ilgili rüyalarınızın Ramazân’ın son yedi gecesi içinde toplandığını görüyorum. Kadir Gecesi’ni Ramazân’ın son yedi gecesi içinde arayın!” (Buhârî, Leyletü’l-kadr, 2; Müslim, Sıyâm, 205)

Asr-ı saâdetten bu manzara, sahâbe-i kirâmın Kadir Gecesi’ni idrâk edebilmek için ne büyük bir mânevî heyecan içinde olduğunu da göstermektedir. Kadir Gecesi’ni aramak ve bulmak iştiyâkı onların rüyalarına girmekteydi.

Hakikaten;

Kadir Gecesi öyle büyük bir lütuf ki;

BİN AYDAN HAYIRLI…

Rivâyete göre;

Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, önceki ümmetlerden uzun ömrünü bol sâlih amellerle tezyîn eden kimseleri ashâbına anlatınca, sahâbe efendilerimiz bu kimselere gıpta ettiler. Ömürlerinin kısalığına üzüldüler.

Ümmet-i Muhammed’e en büyük ikramlarda bulunan Cenâb-ı Hak; onlara Kadr Sûresi’ndeki bu müjdeyi lutfederek, önceki ümmetlerin yıllar boyu elde edebileceği ecir ve lütufları bir gecede bahşetti. (Bkz. Vâhidî, s. 486; İbn-i Kesîr, Tefsîr, VIII, 463)

Kadir Gecesi’ni tefekkür ettiğimizde, mâneviyat dünyamız için iki muazzam varlığın kıymetini idrâk ederiz:

İlk olarak;

  • Bu büyük ikram, başka bir peygambere bahşedilmemiş, sadece Efendimiz Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e lutfedilmiştir.

Kadir Gecesi gibi böyle çok müstesnâ, husûsî ve büyük bir lütuf da göstermektedir ki:

Cenâb-ı Hak, Efendimiz’i ne kadar çok seviyor!..

Öyleyse biz O’nu ne kadar çok sevmeliyiz?!.

Biz; O’na ümmet olmakla, O’nun vasıtasıyla, bu muazzam geceden istifâde edebilme imkânına nâil olduk. Bizim bu nimetin mukabili olarak ve ona şükrâne olarak; Efendimiz’in mübârek izinde yürümeye, O’nun gösterdiği «sırât-ı müstakîm» üzere yaşamaya ne büyük gayret göstermemiz îcâb eder!

Sahâbe-i kirâmı en çok sevindiren hadislerden biri şu idi:

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Bize de Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i; canımızdan, malımızdan, evlâtlarımızdan, hâsılı dünyada bizlere lutfettiği her şeyden daha çok sevebilmeyi ihsân eylesin…

İkinci olarak;

  • Bu büyük lütuf, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın indirildiği gecedir. Bu gece, şânını, Kur’ân-ı Kerim’den alır.

Hakikaten;

  • Kadir Gecesi’ne bu kıymeti veren,
  • Ramazân’ı on bir ayın sultanı yapan,
  • Cebrâil’i meleklerin zirvesi,
  • Rasûlullah Efendimiz’i peygamberlerin seyyidi kılan en mühim husus, Kur’ân-ı Kerim’dir.

Öyleyse, bizim de Allah katında kıymetimizin artması için; Kur’ân-ı Kerîm’e alâkamızı, hizmetimizi, onu hayata geçirme gayret ve iştiyâkımızı artırmamız îcâb eder.

NE BÜYÜK CÖMERTLİK!

Yine Kadir Gecesi’ni tefekkür ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz keremine ve cömertliğine şâhit oluruz. Fânî bir kul; mahdut cömertliği ve imkânlarının sınırları içinde bir hediye verebilir, bir ikramda bulunabilir.

Âlemlerin Rabbi ve her şeyin yaratıcısı olan Cenâb-ı Hak ise; bir geceye, seksen üç seneden fazla ecir bahşediyor. Her yıl Kadir Gecesi’ni ihyâ edebilene; ne büyük, ne muazzam lütuflar!..

Bu büyük lütuflar karşısında, bizim şükrümüz ve iştiyâkımız nerede? Hangi seviyede?

Bir fânî dükkânda üç kuruşluk bir indirim olsa, insanlar o çarşıya koşuyor. Sabah erkenden kapısına yığılıyorlar. Rabbimiz’in ömürlük ikramlarını elde etmek için heyecanımız hangi nisbette?

Başta Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâb-ı kiram ve cümle Allah dostları; Kadir Gecesi’nin ihyâsı için, onun azametiyle mütenasip büyük bir gayret göstermişlerdir.

  • Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; Ramazân-ı şerîfin son on gününde îtikâfa girerdi, yani zamanının tamamını ibâdete teksif ederdi. Ailesini de buna teşvik ederdi.
  • Kur’ân-ı Kerîm’i, Ramazân-ı şeriflerde Cebrâil -aleyhisselâm- ile mukabele ederlerdi.
  • Peygamberimiz çok cömertti. Ramazân-ı şeriflerde daha da cömert bir hâle girerdi.

Sahâbe-i kiramdan, Kadir Gecesi’nin hangi gün olduğuna dair türlü türlü rivâyetler gelmiştir. Çünkü Rabbimiz’in rızâsını ve fazlını arayan o bahtiyarlar; o hazineyi bulabilmek için, tabiri câizse her geceyi yokladılar. Her işareti aradılar.

Hattâ Abdullah İbn-i Mes‘ûd -radıyallâhu anh-, bizi bir başka gerçeği tefekkür etmeye davet eder. Ona Kadir Gecesi sorulduğunda o şöyle cevap verirdi:

“Senenin bütün günlerini ihyâ eden, Kadir Gecesi’ni de ihyâ etmiş olur!..” (Bkz. Müslim, Sıyâm, 220)

Bu mübârek sahâbî; bu derin sözüyle, bütün geceleri Kadir Gecesi gibi bilmek, her gecede o feyzi aramak gerektiğine işaret etmiştir.

Çünkü, Ramazanlardaki, Kadir Gecelerindeki bu lütufların bir hikmeti de; «az da olsa devamlı», istikrarlı ve istikametli bir kulluğa başlangıç vesilesi olmasıdır.

BAŞLA ve DEVAM ETTİR!..

Ramazanlarda oluşan mânevî heyecanla ibâdete koşarak, Kadir Gecelerini ihyâ edip, bayram sonrasında gafilâne hayata geri dönmek, asla makbul bir idrâk ediş değildir. Bu, levvâme nefsin tuzağıdır.

Zira bu, -âyet-i kerîmenin ifadesiyle- önce sağlamca örüp sonra gafilce sökmektir. Sâlih amel heybesini önce doldurup sonra da boşaltmaktır ki ne büyük ziyandır.

Bilâkis;

  • Ramazan’da kazanılan oruç ve riyâzat ölçüsü; Şevval oruçlarıyla, her aydan eyyâm-ı biyz, Pazartesi-Perşembe oruçlarıyla muhafaza edilmelidir.
  • Ramazan’da kazanılan seherde uyanma îtiyâdı; bayram gecelerinden itibaren, teheccüde kalkmak gayretiyle devam ettirilmelidir.
  • Ramazan’da mânevî huşû seviyesi yükseltilen namazlar, cemaate devam hassâsiyeti ara vermeden korunmalıdır.
  • Ramazan’da artırılan ve muntazaman sürdürülen Kur’ân tilâveti, sâir zamanlarda da muayyen bir zaman ayrılarak sürdürülmelidir.
  • İnfaklar, sadakalar, ikramlar; Ramazân-ı şeriflere mahsus tutulmamalı, bütün seneye yayılmalıdır.

Bilhassa;

  • Orucu zedelememek için titizlik ve hassâsiyet gösterilen haramlardan, gıybetten, şeytânî vitrinlerden kaçınma şuuru; bütün ömre şâmil hâle getirilmelidir.

Hadîs-i şerifte, şeytanların azgınlarının Ramazan’da zincire vurulduğu bildirilir. Bunun mefhûm-i muhâlifi; Ramazan’dan sonra, onların zincirden kurtulacaklarıdır. Kul; düşmanı zincirlere vurulmuşken iradesini güçlendirmeli ve o, esâretten kurtulduğunda, yani Ramazân-ı şerîfin uhrevî iklimi geçtiğinde de onunla mücadele edebilmelidir.