Ben Merkezcilik ve Kaybolan Kardeşlik Bilinci

HAYATIMIZ

Benlik duygusunun bireyden topluma etkisi, “ben” merkezli hayatın sosyal ilişkileri zayıflatması ve İslam’ın kardeşlik ahlakı ele alınıyor.

Bedenî hastalıklara takılı kaldığımız şu çağda, maalesef nefsimizin hastalıklarını es geçer olduk. Bu kapsamda “ben merkezcilik” konusuna değinmenin önemli olduğu kanaatindeyim.

BENLİK DUYGUSUNUN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

“Ben” demeye, aslında doğduğu anda başlıyor insan... Ancak üç yaşında “ben” daha net açığa çıkıyor. Arkadaşımdan, çocuğunun, “Benim istediğim olacak!” diye tuvalete değil, salonun ortasına tuvaletini yaptığını hayretler içinde dinlemiştim yıllar önce… Anlamsız gibi görünen, ama aslında çocuğun benliğini kurmaya, “Ben de varım!” demeye başladığı bu yıllar, oldukça sabır gerektiren ve bir o kadar da dikkatle davranmanın elzem olduğu bir zaman dilimi… Bu yıllar, “beni” gerekli yerlerde “bize” çevirmenin tam zamanı…

Çocuk, “ben”den “biz”e geçtiği vakit, paylaşmanın, yardımlaşmanın hazzına varıyor. Zira aile kavramının “ben”likten ibaret olmadığını, “biz” ile aile olunabildiğini, daha o yaşlarda kavrıyor. Her aile ferdinin “ben” diyerek önündeki tabakla kendi karnını doyurduğu, ama “biz” olarak beraber yediği bir sofrayı görüyor.

“Biz” diyen genç, evde aile fertlerine “öf”lemeden yardımcı oluyor ve kendi ihtiyaçları için yardımcı buluyor; sağlıklı, menfaat üzerine kurulmayan arkadaşlıklar ediniyor.

“BEN”DEN “BİZ”E GEÇEMEYEN TOPLUMLARIN SORUNLARI

Günümüzde “ben” diyerek iş aranıyor. Ama mülâkatlarda tuzak olarak sorulan:

“–İleride nerede olmayı hedefliyorsun?” sorusuna “ben” diye başlayan cümleyle cevap verenler, başlamadan işlerini kaybediyorlar.

İş veren, “Biz şirket olarak…” diye cümle kuran kimseleri arıyor.

Evliliğe ilk adımlarını atacak çiftler, ancak “biz” duygu ve düşüncesiyle ilerde çatırdamayacak yuvalar kurabiliyorlar. Her iki tarafın da “ben” dediği, “güç gösterisinde” bulunduğu, hanımın bey gibi davrandığı, beyin hanım gibi davrandığı, rollerin karma karışık olduğu ilişkiler yalpalıyor, evlilikler de uzun süreli olmuyor. Üstünlük savaşına dönüşmüş evliliklerde ne sevgi kalıyor ne de saygı…

Erkek ve kadının değişik alanlarda farklı üstünlüklerinin bulunduğu ve aslında birbirlerini tamamladığı göz ardı edilince her yıl bir önceki yıllara göre boşanma rekorları kırılıyor. “Biz” ile yaşlılara sahip çıkılıyor.

Benlik kavgasına girince; trafikte yol verme davasından adam vuruluyor. Ben ile komşuluklar, akrabalıklar bitiyor. Kapitalist dünya düzeninin aşıladığı “ben merkezcilikle” toplumlar ağır hasar alıyor. Oysa biz; cemaati, “biz” olmayı, kardeşini kendisine tercih etmeyi öğreten bir dînin mensuplarıyız! Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuyor mu:

“Canım kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, sizler îman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de îman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân, 93-94; Tirmizî, Et’ime, 45; İbn-i Mâce, Mukaddime, 9)

“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek mânâda îman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71-72)

“Kim bir mü’min kardeşinin dünyaya ait bir sıkıntısını giderirse, Cenâb-ı Allah da onun âhirete ait bir sıkıntısını giderir. Yine kim îman sahibi bir kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah Teâlâ da onun ihtiyacını giderir. Kim de mü’min bir kardeşinin herhangi bir kusurunu gizlerse, Settâr olan Yüce Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. (Unutulmasın ki) kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır.” (Taberânî, Mu‘cemu’l-Evsat, 1/63)

Öyleyse bize ne oldu da bu hayat bahşeden öğütleri unuttuk ve yaşadığımız asrın zehirli içeceklerine kandık! Benlikten sıyrılıp, tekrar “biz” olabilmek duâsı ile…

Kaynak: Dr. Ayça Toksöz, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482