Beden Mülkü: Allah’ın Emanetini Korumak
Abdullah Sert Hocaefendi, insan bedeninin Allah’a ait bir emanet olduğu, günahlarla kirletilmemesi gerektiği ve ahirette uzuvların şahitliği bilincini ele alıyor.
İnsanın bedeni bir emanet olarak görülmekte; el, göz, dil ve diğer uzuvların günahla kirletilmesinin gerçek bedbahtlık olduğu ifade edilmektedir. Ahirette her uzvun insanın amellerine şahitlik edeceği gerçeği hatırlatılarak manevi sorumluluk bilinci vurgulanmaktadır.
BEDEN MÜLKÜ VE GÜNAHLARLA KİRLENME TEHLİKESİ
Esir veya zindana düşmüş kimsenin gerçekten felakete maruz kalmış bir bedbaht olduğunu düşünme. Aksine asıl bedbaht şu kimsedir ki Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı davranarak tertemiz beden ülkesini günahlarla kirletmiştir.
Bizim genelde bütün kitaplarımızda şu insanın bedenine “beden mülkü” deniyor, “beden ülkesi.” Bu bir ülke. Yani elimiz ayrı bir iş görüyor. Gözlerimiz ayrı bir iş görüyor. Kulaklarımız ayrı bir misyon taşıyor. İç organlarımızın her birinin bir ülkenin idaresi gibi ayrı ayrı vazifeleri var. Ama insan, hani bir ülkeyi her şeyiyle berbat ettiği gibi, bir insan kendi beden mülkünü de nasıl berbat etmiş olur? Günahlarla.
Eliniz günaha bulaştıysa, gözünüz günaha bulaştıysa, diliniz günaha bulaştıysa, malınıza haram karıştıysa esas bedbahtlık budur. Yani istediğin kadar ondan sonra böyle zahiren aldatıcı sürurların içinde de olsa insan, esas bedbahtlık odur. Cenab-ı Hak böyle bir bedbahtlıktan hepimizi muhafaza eylesin. Şu beden mülkünü günahlarla kirletmek kadar bir bedbahtlık, bir akılsızlık veya daha da ileri giderek bir ahmaklık olamaz.
Çünkü Resulullah Efendimiz zeki ve ahmak insanı öyle tarif ediyor. Zeki insan geleceğinin farkında olan insan. Ahmak insan da hiçbir ameli olmadığı halde, hiçbir güzelliği olmadığı halde oturup hayaller kuran ve cennete gideceğini sanan insandır diye ifade ediliyor. Onun için şu vücut gerçekten bizlere emanet. Değerli kardeşlerim, en büyük emanet bizatihi kendimiz.
UZUVLARIN ŞAHİTLİĞİ VE AHİRET GERÇEĞİ
Zaman zaman bunu sohbetlerinde ifade etmeye çalışıyorum. Kendimiz kendimize emanetiz. Biz bize emanetiz. Yani ne bu el bizim, ne bu göz bizim, ne bu kulak bizim, ne bu konuşan dil bizim, ne yürüyen ayak bizim. Hepsi bize belirli bir zaman için, belirli hizmetler için, daha doğrusu daha geniş manada bir kulluk için verilmiş emanetler. Ve sonra da ahirete vardığımızda hepsi kendi kendine konuşacak. Zaten her şeyi konuşturan Allah, bugün de bizim diğer uzuvlarımızı da konuşturacak. Bugün dilimiz konuşuyor, o gün elimiz konuşacak. Bugün dilimiz konuşuyor, o gün gözümüz konuşacak.
Bugün dilimiz konuşuyor, o gün ayaklarımız konuşacak. Her uzuv kendi hayatını, hikayesini anlatacak. Camiye gittim diyecek, Allah muhafaza kötü yere gittim diyecek. Kur’an’a baktım diyecek ya da harama baktım diyecek. Kimse inkâr etmeyecek. Yani neyi yaşadıysa organlar onu anlatacaklar. Yapmadıklarını, yaşamadıkları bir şeyi söylemeyecek hiçbir organımız. Güzel yaptıklarını da gizlemeyecek. Yani onun için Rabbimize niyaz edelim ki ahirette o gün şahitlerimiz hep bizim hakkımızda hüsnü şehadette bulunsun.
Kendimiz kendimize güzel şahitlikte bulunalım. Yani elimiz ayrı şahitlik yapsın, gözümüz ayrı şahitlik yapsın, dilimiz ayrı şahitlik yapsın. Değil mi? Kulaklarımız Kur’an dinledim diye şahitlik yapsın. Dilimiz Kur’an okudum diye şahitlik yapsın. Hayra emir ettim diye şahitlik yapsın. Güzel selam verdim diye şahitlik yapsın. Sayabilirsiniz böyle. Yüzlerce güzelliğe dilimiz şahitlik yapsın. Yüzlerce güzelliğe ellerimiz şahitlik yapsın. Yüzlerce güzelliğe malımız şahitlik yapsın. Yüzlerce güzelliğe canımız şahitlik yapsın.
MANEVİ TERBİYE VE NEFSİN ARINMASI
Onun için de manevi terbiye insan için bu manada çok önemli. Kıymetli kardeşlerim, o şahitlikleri güzel yapabilmek için insanın ciddi bir terbiyeye ihtiyacı var. Terbiye edilirse, güzel ellerde yoğrulursa insan da güzel hâle geliyor ve ahirete de böyle güzel bir insan olarak gidiyor. Hani burada geçtiği gibi ömrü günahlarla kirletmeden veya kirlenen olursa insanlık hali onları da temizleyerek gidiyor. Evet, kirlenebiliriz.
Kirlenebiliriz derken fıtratımız da var. Masum değiliz. İnsan günahla da kirleniyor bazen. Ama Cenab-ı Hak bize kirlerden temizlenme yolunu da göstermiş. Zahiri kirlerden nasıl abdestle gusülle temizleniyorsak, batıni kirlerden de kul hakkıysa yerine getirip hakkı ödeyerek, diğer şekilde Cenab-ı Hakk’ın emirlerine karşı bir hatamız varsa boynumuzu büküp ciddi pişmanlıklarımızı, nedametlerimizi Allah Teâlâ’ya arz etmek suretiyle günahlardan temizlenmeye de gayret edeceğiz.
Bir Allah dostunun güzel bir sözü o: “Cenab-ı Hak sizi dünyaya tertemiz getirdi. Siz onun huzuruna kirli gitmeyin” diyor. Değil mi? Dünyaya geldiğimizde mis gibi kokuyoruz. Üzerimizde hiçbir yanlış yok. Böyle yeni açılmış bembeyaz bir sayfa gibiyiz. Ama insan onun üzerine bize hayat defteri yazıyor işte. Yani güzellikler yazıyor, Allah muhafaza çirkinlikler yazıyor.
Onun için de hep uyarıyor büyük Allah dostları. Yani Kur’an-ı Kerim uyarıyor insanı. Resulullah Efendimiz uyarıyor insanı. Ben diyor apaçık bir uyarıcıyım. Onun izinden giden, yani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem’e canlarını mallarını feda etmiş, anamız babamız sana feda olsun diyen Ashab-ı Kiram uyarıyor. Sonra onların izinden giden Rabbani âlimler, arifler hem kendilerini uyarıyorlar hem de yaşadıkları toplumu uyarıyorlar. İşte Ataullah İskenderi Hazretleri şu kadar yıl önce mesaj vermiş. Bugün onu Hüdayi’de paylaşıyoruz. Aman diyoruz, şu beden mülkünü kirletmeyelim.