Bayramlar Sevinci Beraberce Paylaşma Günleridir
Maalesef bugün içtimâî hayatımızdaki birçok şey gibi, bayramlar da hakikî merkezinden kaymış ve uzaklaştırılmıştır. Ailevî ve içtimâî kaynaşma, buluşma, bir sevinci beraberce paylaşma günleri olan bayramlar; üzülerek söyleyelim ki, tatil günlerine çevrilmiştir.
Bayramda iş, mektep ve vazifelerin tatil edilmesi; insanların ailelerine, akrabalarına eş, dost ve komşularına zaman ayırması içindir. Yoksa sahil beldelerine, kayak merkezlerine gitmeleri için değildir.
Maalesef; bayramlarda tatil yerlerindeki otellerin dolduğunu, trafikte izdiham yaşandığını, şehirlerin boşaldığını duyuyoruz.
Hâlbuki;
Bayramlar; ferdin değil, toplumun mânevî sevinci, bu heyecanın paylaşılması, gönül iklimine girme, bütün müslümanları gönülden kardeş hissedebilmedir.
Bayram; Yaratan’dan ötürü bütün müslümanlara sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenettir.
Bayram, insanlık cevherini ortaya koymaktır. Kardeşliğin mâşerî vicdanda yaşanmasıdır.
Bayram; mahzunların, kimsesizlerin ve muzdariplerin gönlünü almakla başlamalıdır.
Nitekim Ramazân-ı şerifte sadaka-i fıtır vâcip kılınmıştır. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, imkânı yeten herkese bu vazifeyi vererek;
“Onları (yoksulları) bu (bayram) gününde aç dolaşmaktan kurtarınız!” buyurdu. (İbn-i Sa‘d, I, 248)
Fıtır sadakası, bir kimsenin bir günlük yiyeceğidir. Diyanet’in bildirdiği rakam asgarî seviyedir. Zekât da bir müslümanın maddî mükellefiyetlerinin asgarî ölçüsüdür.
Cenâb-ı Hakk’a yaklaşmanın ölçüsü, asgarî hudutlarda pintilik etmek değildir. Sevdiğinden ikrâm etmek, hattâ gerekirse canından koparıp vermektir.
Nice esmâ-i hüsnâsı içinde, bize en çok Rahmân ve Rahîm (rahmeti sonsuz ve devamlı olan) isimlerini telkin buyuran Rabbimiz; bizim de birer rahmet insanı olmamızı arzu etmektedir. Gönüllere girmek, Cenâb-ı Hakk’a yaklaşmanın en bereketli yoludur. Yûnus Hazretleri ne güzel söyler:
Yûnus Emre der hoca,
Gerekse var bin hacca.
Hepisinden iyice,
Bir gönüle girmektir!
Büyük velî Seyyid Ahmed Yesevî’nin şu hikmetli mısraları da aynı hakikati terennüm eder:
Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen,
Öyle mazlum yolda kalsa, hem-dem ol sen,
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen!..
Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla,
Mustafâ gibi ülkeyi gezip yetim ara!..
Mustafâ es-Sibâî bu hakikate işaretle şöyle der:
MEDENİYET FARKI
“Toplumların ahlâkını öğrenmek isteyen, onların bayramlarına bakmalıdır. Çünkü toplumun seciyesi, temâyül ve alâkaları gerçek hâliyle bayramlarda ortaya çıkar.
Saâdetli bir toplum; bayramlarında içtimâî ahlâkın en yüksek zirvesine çıktığı, insânî şuurun en uç noktalara uzandığı bir toplumdur. Bayramlarında birlik beraberlik içinde, yardımlaşan, birbirine merhametle ulaşan, her kalbin sevgi, sadâkat ve şefkatle attığı toplumdur.” (Ahlâkuna’l-İçtimâiyye, s. 171)
Bu ölçüyle baktığımızda görürüz ki;
Batıdan taklitle toplumumuza sokulmaya çalışılan, yılbaşı, sevgililer günü vb. menfî birtakım günler; nefsâniyetin, bencilliğin, tüketim çılgınlığının, israfın, fısk ve fücûrun sergilendiği gaflet günleridir.
Anneler günü, babalar günü diye duyguları istismâr ederek ileri sürülen günler de, kapitalist dünyanın mal satma bahanelerinden ibarettir.
Hâlbuki güzel dînimiz İslâm, her günün ve her gecenin annelerimize ve babalarımıza hürmet ve hizmet günü olarak değerlendirilmesini emreder.
Batıdan ithal edilen o günlerin içinde hiç yetimler günü yok, hiç muzdaripler günü yok!..
Rabbimiz bizden; her günü, her geceyi, yetimler, mahrumlar, bîkesler, yalnızlar ve çaresizler günü olarak değerlendirmemizi istiyor.
Ramazân-ı şerîfi bu şuurla ihyâ etmemiz ve ardından bütün seneye bu gayretleri yaymamız, bu bereketli günlerden istifâdenin en güzel şekli olacaktır.
Bu idrak ışığında;
Bizim bayramlarımız; fedâkârlık, merhamet ve paylaşma günleridir.
Bayramlar, vefâ günleridir.
Bayramlarda; mahzun serviler altında, bizden Fâtihalar bekleyen geçmişlerimizi ziyaret etmeyi asla ihmâl etmemeliyiz. İnfaklarımız yanında, geçmişlerimiz adına da sadakalar vermemiz, onlar için ne güzel bir ikramdır.
Bayramlar, hayatta olan anne-babamızın ellerini öpüp hayır-duâlarını alma günleridir. Akrabalarımızın hâl ve hatırlarını sorma; onlara latif bir şekilde hayrı, hakkı ve sabrı tavsiye etme günleridir.
Bayramlar; bütün içtimâî vazifeler yanında, aynı zamanda birer ibâdet demidir.
Hadîs-i şerifte buyurulur:
“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevâbını Allah’tan umarak ibâdetle ihyâ edenlerin kalbi, -bütün kalplerin öldüğü günde- ölmeyecektir.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 68)
Bayramlar saâdet dolu rahat zamanlardır. Böyle zamanlarda gevşekliğe düşme endişesi vardır. Hadîs-i şerifte buyurulur:
“Zorluk zamanında duâsının kabul olmasını isteyen, rahat zamanda da duâyı bol yapsın.” (Tirmizî, Deavât, 9)
Bu yıl bayramın tevâfuk ettiği Mart ayı, Çanakkale zaferini de bizlere hatırlatmaktadır. Çanakkale; maddî gücün, mâneviyat karşısında mağlûp olduğu, ilâhî yardımın tecellî ettiği tarihî bir ibret levhasıdır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Mart, Sayı: 253