Babalar: ‘Ben Bunları Yaptım mı, Yapmadım mı?’ Diye Baksın!

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, babalara şu soruyu soruyor: ‘Evlatlarınıza Peygamber sevgisini, Ehlibeyt muhabbetini ve Kur’ân’la buluşmayı gerçekten verebildiniz mi?’ Bu yazı, her baba için bir vicdan muhasebesi çağrısıdır.

EVLAT TERBİYESİNDE ÜÇ ESAS: BABALAR İÇİN VİCDAN MUHASEBESİ

Allah’ın Resûlü, sevgili Peygamberimiz sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki:

“Evlatlarınızı üç esas üzere terbiye edin.”

Babalar, herkes kendi evladına baksın:

“Acaba ben evladımda bu güzellikleri yaptım mı, yapamadım mı?”

Birincisi: Hubbün nebiyyik — önce Resûlullah Efendimizi onlara sevdiriniz.

Peygamberinizi sevdirin. Evet, evet… Ama maalesef şimdi anneler, çocuğunu susturmak için hemen bu aleti (telefon/tablet) veriyor. Ondan sonra, çocuğun neye bakıp ne yaptığı da fark edilmiyor. Daha küçücük yaşta gönlüne başka sevgiler, başka sevdalar düşüyor.

Onun için Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Çocuklarınıza önce Peygamberi sevdirin. Onlar Muhammed’in aşkıyla büyüsünler; O’nun adıyla, O’nu tanıyarak büyüsünler.”

Sonra da O’nun Ehl-i Beytini sevdin. Sonrasında ise mutlaka Kur’ân-ı Kerîm’le buluşturun.

Bunu zaman zaman söylüyorum. Sadece bir soru olarak, gündem oluşturmak için ortaya koyuyorum; herhangi bir yargı olarak değil.

Okullarımız açıldı. İlkokuldan lise sonuna kadar 18 milyon evladı olan bir milletiz biz. Bir taraftan övülecek bir şey bu. Şu demek:

On sene sonra 16–27 yaş arasında 18 milyon genci olan bir ülke…

Peki, bu 18 milyon gencimizden ne kadarı acaba Kur’ân-ı Kerîm okuyabiliyor?

Ne kadarı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizi ve etrafındaki sahabeleri biliyor?

Ne bileyim… Avrupa’nın bilmem hangi futbol takımının oyuncularını say desen, takır takır sayıyor. Beş–altı yaşındaki çocuk bile! Ama Resûlullah Efendimizin bir sahabesini say desen, bilemiyor.

Bir arkadaşımız anlatıyordu:

“Bir liseye gittim” diyor. Kendisi gençlerle güzel iletişim kurabilen bir kardeşimiz.

“Bir bakıyorum” diyor, herkes 11’leri sayıyor.

Dedim ki:

‘Ne güzel, hafızalarınız çok kuvvetli maşallah. Hem ülkenin içinden hem dışından nice 11’leri sayıyorsunuz. Dört tane de sahabe söyleyebilir misiniz?’

Parmak kaldıran yok…

E öğretmediyseniz nereden olacak?

Onun için, neyin öğrenileceğini, neyin öğretilmeyeceğini; hangi şeyin önce öğretilmesi gerektiğini müminler olarak iyi düşünmek lazım. “Hizmet” dediğimiz şey, işte bunları gündeme almak demektir. Bu yollarda kapıları zorlamak gerekiyor.

Yine liseye devam eden tanıdığımız bir evladımız vardı.

Dedim ki:

“Liselerde siyer dersleri var, Kur’ân dersleri var… Giriyor musun?”

“Vallahi efendim,” dedi, “Sınıfta şu kadar kişi isteniyor; 7 kişi mi ne… 7 kişi bulamadık.”

Dedim ki:

“Burası Avrupa ülkesi değil! Burası Müslümanların memleketi. Çocuklar dışarıdan gelmedi ki!”

Nerede anneler babalar?

Allah aşkına…

Evladım, bak; bu kadar puan aldın, şu liseyi kazandın. Bir daha eline fırsat geçmeyecek, bir siyer dersine, bir Kur’ân-ı Kerîm dersine gir evladım. Evet, mühendis ol, mimar ol, doktor ol… Ne olursan ol; ama önce bir Müslüman olduğunun farkına var.

Anne baba bunun derdine düşmezse?

Hatta bir arkadaşımız anlatmıştı:

Bir okulda din dersine giriyormuş.

“Hocam,” demişler, “Sen zahmet etme, biz senin varini veririz. Senin derslerinde biz çocuklara başka ders okutacağız.”

“Sen nasıl veriyorsun dersi?” dedim. “Ders teslim edilir mi?”

“Hocam,” diyor, “Yoksa işime son verirlerdi.”

“Versinler!” dedim. “Allah’ın sana emaneti o çocuk. Bir çocuk da olsa, o derse gireceksin. Devlet sana ‘Bu dini anlat’ diye bu dersi veriyor. Sen nasıl teslim edersin?”

Onun için muhterem kardeşlerim;

Önce Cenâb-ı Hak’a kul olduğumuzun farkında olacağız.

Bu dünyaya kulluk için geldiğimizi, Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’in 1400 sene sonraki ümmeti olduğumuzu idrak edeceğiz.

Hayat programlarımızı, tahsil hayatımızı, aile ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı; Allah Teâlâ’nın âlemlere rahmet olarak gönderdiği o Habîb-i Kibriyâ’nın ölçüleri içerisinde geçirmek için bedeller ödenecek belki… Kanun gerekiyorsa rica edeceksin:

“Bu kanunu çıkarın kardeşim!”

Önümüze ne konursa onu yaşarız gibi bir mantık olamaz.

Evet, böyle bir mantık olamaz.

Herkes dediğimiz gibi haklarını kullanmak durumundadır.