Az da Olsa İyilik Neden Önemli?

TEFEKKÜR

İbadetlerimiz eksik, hatalarımız çoksa ne olacak; az da olsa iyilik ve samimiyet, insanı Allah’ın rahmetine ulaştırabilir mi?

Bir eşkıya, bir gönül insanına, “eşkıyalıktan pişman olduğunu, elinden iş gelmediği için de şâkîlik yaptığını” söylemiş. Ne desin o bilge insan?

"Eşkıya kalsan da insaf ve merhametten ayrılma!" demiş.

"Yol kes ama köprüleri yıkma" sözü

“yanlış yapsan da haddi aşma; zulme bulaşsan da zulmün ateşini harlama” demektir.

Ulaşamadığın köyün yakınında uyu!

"Nasılsa köyde değilim" diyerek uzaklaşma!

"Tamamı elde edilemeyenin, tamamı terk edilmez." Ayakkabın kirlendiyse dizlerin kirlenmesin. Dizine kadar çamur olduysa beline gelmesin. Beline kadar çamur ise, boğazına yükselmesin…

AZ ÇOKTUR: HAYATTA “BİRAZ”IN HİKMETİ

İnsanız, hiçbir zaman tam olamayız. Bazen öyle, bazen böyle yaşarız. Bize, "biraz" yakışır. "Az ye, az uyu, az konuş" (kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelam) düsturu, “Az çoktur” (Less is more) hikmetinin açıklamasıdır. Tadımlık miktar, doyumluktan daha lezzetlidir.

Gemi su alırken, iç süslemesi ile uğraşılmaz. Güzel kokulardan önce, kötü kokular giderilir. Uçmak ya da hızlı yol almak değil, çarpmayı ve düşmeyi yumuşatarak hasarı azaltmak hedeftir. "Def-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır." (Zararı önlemek, fayda sağlamaktan önceliklidir.)

ALLAH’A BİR ADIM ATMAK YETMEZ Mİ?

Camiye yakın olup camiye gitmeyenlere şu sözler Gül Asrı'nda denilmez ama imanı korumanın elde köz ateşi tutmak kadar zor olduğu zamanlarda söylenir:

“Beş vakitte camide olmak zordur ama en azından günde iki defa camiye gidilmelidir. Günde iki vakit cemaatle olmayan, durmuş bir saatin günde iki defa doğruyu gösterme kalitesinden bile uzağa düşmüş olur.” Âşık, maşukuna serzenişte bulunmuş:

“Biraz sevseydin üstünü ben tamamlardım. Oysa sen hiç sevmedin ki…” Allah’tan biraz korkmak, Allah'a biraz zikir ve biraz şükür gerekir.

“Çok ibadet ediyorum, iyiyim” demek iddiadır. İddia sahiplerinin burnu sürtülür. Allah:

“Kulum, biraz olsun benden korkmadın, biraz olsun sevmedin. Biraz zikretseydin üzerini ben tamamlardım ama hiçbir şey yok. Sen bir adım atsaydın ben on adım atardım, sen bana yürüseydin ben sana koşardım” derse, kul ne cevap verir?

Okuldaki sınavlarda kâğıdı bomboş verenin dersi geçmesi zordur. Az da olsa bir şeyler yazana merhamet olunması ümit edilir.

"Ey ibadet edilen, Sana layıkıyla ibadet edemedik.

Ey şükredilen, Sana layıkıyla şükredemedik.

Ey zikredilen, Seni layıkıyla zikredemedik.

Ey bilinen (marifet olunan), Seni layıkıyla bilemedik."

BİRAZ İYİLİK CENNETE GİDEN BİR VESİLE OLABİLİR Mİ?

Sağ omuzdaki defterde biraz bir şeyler olsun. O defter yazılarak dolmaz. Hiç kimse o defteri doldurarak da cennete giremez. Cennete girmek rahmetledir. “Biraz” ne varsa, hepsi vesiledir. Allah, bahâ (ücret) değil; bahâne Allah'ıdır.

Biraz’dan nasibi olmayanlar, ayakları kesilen leylek gibidir:

“Leyleğin ayaklarını kesmişler, 'nasılsa kanatlarım var' diyerek uçmuş. Arkasından, 'Acele karar verme, acısını konduğunda anlarsın,' diye bağırmışlar ama duymamış."

NUH’UN GEMİSİ’NDEN UZAKLAŞANLAR NEREYE GİDİYOR?

İlmihâl ‘hâl ilmi’ demektir. İlmi bilmek başkadır, hâli bilmek daha başka. İlim statiktir, hal ise dinamik.

“Bana damdan düşmüş birini getirin!” demek, halden anlayan insan arayışında olmaktır. Halden anlamanın delilidir Bakara suresi 273. ayet:

“Verin o fakirlere ki Allah yolundadırlar; şuraya buraya ihtiyaçları için dolaşmazlar, istemekten çekindikleri için de bilmeyen onları zengin zanneder, onları simalarından tanırsın…”

Nuh aleyhisselam’ın oğlu da “dağa sığınırım” diyor, kurtulacağını zannediyordu. Çokları, ayaklarının kesik olduğunun farkında değil.  Gözleri de görmüyor, kulakları da duymuyor. Nuh'un Gemisi'ne sığınmayarak başka yerlere kaçanlara, sefaletini saadet zannedenlere bir iyi, bir kötü haber var:

Kötü haber: Çakılmaya doğru, serbest düşüştesiniz!

İyi haber: Zemin yok, dip görünmüyor daha!

Kaynak: Adem Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487