Arapça Öğrenimi ve Hadid Sûresi Tefekkürü

TEFEKKÜR

Arapça öğrenme serüveni, Kur’ân’ın kelime incelikleri, Hadîd Sûresi’nin derin mânaları ve insan ruhuna yönelttiği uyarılar.

Yaz mevsiminin bereketi olan şehir dışı ziyaretler, dostlarla hasbihallerden bu yıl da müstefid olduk, elhamdülillah. Memleketin dört bir köşesinde gönül birliği olan dost ve akrabalarla buluşmak, hem güzel bir heyecan ve enerji hem de Rabbin rızâsına vesîle oluyor. Bu vesile ile Malatya’dan Van’a, Denizli’den Beyşehir’e kadar ulaşıp görüştüğüm bütün arkadaşlarımı saygıyla selâmlar, şükranlarımı iletirim. Özellikle bazılarının son zamanlarda dergide yazılarımı göremedikleri için yapmış oldukları sitem üzerine de bu yazıyı kaleme aldığımı bildirmek isterim. Zira belli sorumluluklardan sonra Arapça öğrenciliğine başlamak, bunu Kur’ân-ı Kerîm üzerinde tahlil etmek, bunun yanında ev ve iş mesaisinde devamlı olmak; bazı şeyleri ister istemez erteletti. Bunlardan biri de Altınoluk Dergisi yazılarım oldu. Arapça dilinin zengin bir dil olduğunu biliyordum; ama içine girince bu kadar zorlanacağımı, aynı zamanda mest olacağımı tahmin etmiyordum. “İşte bu Kitap…” şeklinde başlayan âyetler, hâlen tam anlamıyla künhüne varamadığımız hazinelermiş meğer…

KUR’ÂN’DA KELİME ZENGİNLİĞİ VE İ'CÂZ

Arapça, mâlumunuz üzere her kelimenin kökünde yapılan ufak tefek bazı değişikliklerle farklı anlam zenginlikleri taşıyan engin bir lisan. Kur’ân-ı Kerîm ise, her harf, hareke ve kuralın farklı bir mesaj içerdiği “Özel Bir Kitap”... Nitekim bu ilâhî mesaj, şiir ve belâgat ustası olan Mekkelileri dahî susturup mest etmiş ve kendine meftun kılmıştır. Türkçe’de bir anlam ifade eden herhangi bir kelime; Arapça’da çeşitli anlamlar için farklı kelimelere dönüşebiliyor.

Meselâ Türkçe’de “yağmur” kelimesi; Arapça’da normal zamanda yağan yağmur olarak “metara” kelimesiyle, kuraklıktan sonra yağan yağmur olarak “gays” ile şimşeksiz ve gök gürültüsüz ince, sakin yağmur olarak “deyme” ile iri taneli ve şiddetli yağan sağanak yağmur anlamında “vabil” kelimesiyle, çiy damlası veya hafif çiseleme şeklinde yağan yağmur anlamında “neda” kelimesiyle ifade edilir.

Yine Türkçe’de üzüntü anlamında kullanılan kelime, Arapça’da genel ve standart keder anlamında “hüzün” kelimesiyle, gelecekte ne olacağını düşünmekten doğan ve insanı yıpratan, kaygılı üzüntü anlamında “heml” ile, insanın göğsünü daraltan yoğun iç sıkıntısı anlamında “gam” ile, kaçırılan fırsat veya yapılan bir hata yüzünden duyulan pişmanlık anlamında “esef” kelimesi ile ifade edilir.

HADÎD SÛRESİ’NİN İLK ÂYETLERİ VE TEFEKKÜRÜ

Yüz on dört sûreden oluşan Kur’ân-ı Kerîm ise her bir harf, kelime ve yazım kuralıyla tam bir eğitim-öğretim kitabıdır. Meselâ, son dersim olan Hadîd Sûresi’nin ilk sayfası… Sûre, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle; “içerisinde bin âyetten fazîletli bir âyetin bulunduğu” bir sûre…[1]

Âlemlerin Rabbi, Zât-ı Âlîsini tanıtarak başlar sûreye… Azîz ve Hakîm olduğunu; yerlerin ve göklerin yöneticisi olduğunu, bütün buralarda bulunan canlılara hayat veren (yaşatan) ve öldüren olduğunu; her zor işe güç yetiren yegâne kuvvet olduğunu, hiçbir şey yaratılmadan önce var olup “Evvel” olduğunu ve kâinatta her şeyin son bulduğu anda tek “Âhir” olacağını, her şeyde apaçık görünen “Zâhir” ve gizlilerin en gizlisi “Bâtın” olduğunu…[2] Arza/yeryüzüne giren her dâneden haberdar olduğunu, bunların oluşmasının izni dâhilinde olduğunu ve o büyük arzdan çıkan her dâneyi bilip yönlendirdiğini, semâdan indirilen ve yeryüzünden semâya yükselen maddî veya mânevî bütün her şeyi bildiğini, yönettiğini, oluşması için şartları hazır ettiğini…[3]

Bütün bunların yanında yeryüzündeki muhâtabı olan insanın her nerede ve her nasılsa yanı başında bulunduğunu, yalnızca yapmış ve söylemiş olduklarını değil; gönüllerinden geçen düşünce, istek ve arzularına dahî vâkıf olduğunu…[4]

İnsanın şuurlu olarak, kendi iradesiyle yapmış olduğu seçimlerinde ise bilhassa şâhid olduğunu, her bir davranışın kaydı veya iptali için meleklerine izin ve müsaade verdiğini… (Sübhânallah!)

Âlemlerin Rabbi, Efendisi, Yöneticisi, Terbiyecisi… şeklinde tanıtmaya devam eder Zât-ı Âlîsini…

Şu hızlı hızlı geçip giden gece ve gündüz için her gün milimetrik hesaplarla geceden gündüzü sıyırıp çıkardığını, gündüzü geceyle kaplayıp sardığını, geceyi dinlenme ve özel hayat kıldığı, gündüzü üretip çalışma, sosyal hayat olarak düzenlediğini, bütün bunların karşısında ise insanın duruşunu, bakışını, Yaratıcı’sına olan davranışlarını izlediğini haber verir. Ve yine ısrarla tekrar buyurur; yalnızca yaptıklarınızı değil, kalplerin derinliklerinde var olan niyetleri, idealleri, hayalleri, hayal kırıklıklarını bildiğini…[5]

Akabinde ise şefkat ve samimiyetle sorar:

“Size ne oluyor, neye güveniyorsunuz ki, bütün bunlara rağmen hâlen, küçücük planlarla ömürlerinizi tüketiyor, kısır geçim dertleriyle dönüp duruyor; Azîz ve Hakîm olan Yaratıcı’nın sizin için vahyetmiş olduğu mesajlarını, Kitab’ını okumuyor, bellemiyor, anlatmıyorsunuz? Yakînî bir îman ile inanıp teslim olmuyorsunuz?

Bu, Azîz ve Hakîm olan Yaratıcı’nın size olan takdirleri yanında; sizin gecenizi gündüzünüze katarak yapmış olduğunuz küçük ve kısır planlar ne kadar geçerli? Sizden önce yaşayıp kaybolan zengin kavimler de mi size ibret olmuyor? Ya da içlerinizden hastalık, kaza, tabiî âfetlerle âniden aranızdan kaybolup gidenler de mi gözünüzü açmıyor?”

HADÎD SÛRESİ’NDE İNFAK VE İLÂHÎ RAHMET

Cenâb-ı Hak, îkaz ve öğütlerine devam ediyor:

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için apaçık âyetler (deliller, nasihatler) indiren O’dur. Muhakkak ki Allah, size karşı çok şefkatli ve çok merhametli olandır.” (el-Hadîd, 9)

Peki;

“Yerlerin ve göklerin zenginliğinin yalnızca Allâh’ın olduğunu bildiğiniz hâlde, şu an sahip olduğunuz -veya emanetçisi olarak vazifelendirildiğiniz- nîmetleri, niçin Allah yolunda infak etmiyorsunuz?” (Bkz. el-Hadîd, 10) Yaptığınız infakların “Allâh’a verilen güzel borç” olduğunu bilmiyor musunuz?

Âlemlerin Rabbi, verdiklerinizden, yaptıklarınızdan niyetlerinizden ve hayallerinizden haberdar olduğu ve bire on, bire yüz karşılık verdiği hâlde sizi ikram ve infaktan engelleyen nedir?

KUR’ÂN DERİNLİĞİ VE ÖMRÜ DEĞERLENDİRME

Bu minval üzere âyetler birbirini takip ediyor. Bir taraftan, dışarıda her gün gördüğümüz âlem üzerinden tablolar gözümüzün önüne tekrar seriliyor, bir taraftan iç dünyamıza hitap eden, vicdanımızı sarsan sorularla bizi kendimize getiriyor. Bu “kuru” meâllerin derinlerinde yatan mânâlar için de Arapça öğrenmeye, hiç olmazsa tefsirlerden, âyetlerin mânâ zenginliğine ulaşmaya dâvet etmekle yetiniyoruz.

Neticede ömür kısa ve yapmak istediklerimizi erteleyip durmak da bir başka hastalık hâli… Zira erteleyip durduğumuz yarınlar gelir belki, ama biz o vakit olmayabiliriz. O yüzden geçen günlerimizin farkına varıp “bir an önce” kalan hayatımızı değerlendirmeye çalışmak gerekiyor.

Dipnotlar:

[1] Bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21, De‘avât, 22.

[2] Bkz. el-Hadîd, 1-3.

[3] Bkz. el-Hadîd, 4.

[4] Bkz. el-Hadîd, 4, 6.

[5] Bkz. el-Hadîd, 6.

Kaynak: Seher Küçük, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488