Allah Zalimlere Neden Mühlet Verir?
Abdullah Sert Hocaefendi, Allah’ın zalimlere mühlet vermesinin hikmeti, ilahi adalet ve insanın kendine zulmetmesi üzerine açıklamalarda bulunuyor.
Zulme verilen mühlet, ilahi adaletin gecikmesi değil hikmetle tecellisidir; insanın kendine yaptığı zulüm ise en ağır imtihanlardan biridir.
ALLAH ZALİMLERİ NEDEN HEMEN CEZALANDIRMAZ?
Cenab-ı Hak ayet-i kerimede bize çok açık bir şekilde beyan ediyor. “Sakın o zalimlere böyle bakıp da Allah bunları görmüyor mu deme.” (İbrahim suresi, 42) Evet. Zaman zaman değil mi? Söylüyoruz bunu: “Ya Allah görmüyor mu bu zalimleri?” Evet, görüyor.
E peki ne yapıyor? Cenab-ı Hak onlara bir müddet veriyor. Çok güzel bir söz vardır: Allah ihmal etmez, imhal eder. Ne demek? Asla görmezlikten gelmez. Ama bazen bir mühlet verir kullarına; bakalım ne yapacak diye. O mühleti kötülükte kullanırsa da Cenab-ı Hak onu muhakkak günü geldiğinde, her şeyin ortaya çıktığı günde o güne tehir ediyor. Dünyada da azabını veriyor zaten. Evet, Firavun da dünyada cezasını çekmiş. Nemrut da dünyada çekmiş. Ahirette kalmamış. Merak etmeyin, hepsi ahirette kalmıyor. Evet, bir kısmı ahirette kalabilir belki. Ama zalimlerin büyük bir çoğunluğunun cezası, değerli kardeşlerim, hep dünyada; bir kısmı ödeniyor.
Ama zalimleri zannetmeyin ki sadece insanlara zulmedenler değil. En büyük zalim insanın kendi nefsidir. Evet, insan kendine zulmediyor. En büyük zulmü biz kendimize yapıyoruz. Haktan ayrılmakla, emirleri yerine getirmemekle, yasakların içine dalmakla aslında insan kendine zulmediyor. Başkasının zulmetmesine ihtiyaç yok. Bazen zulmü kendimize yapıyoruz. Onun için insan, acaba ben kendi kendime zulüm mü ediyorum yoksa kendime merhametli miyim ben diye daha çok tefekkür etmeli, daha çok düşünmeli. Eğer kendisini kendisine zalim bir insan olarak görüyorsa o zaman bu zulümden kurtulmanın çaresine bakmalı.
Ve çok zaman da o zulmünün cezasını zaten dünyada çekiyor insan. Burada geçtiği gibi bir kul hakkına geçerek zulmettiyse onun cezasını dünyada görüyor. Haram lokma yiyerek kendine zulmettiyse çoluğundan çocuğundan görüyor bunu. Zaten hiç merak etmesin kimse. Yani ben kendime zulmediyorum da böyle gidiyorum diye zannetmemeli hiçbir kimse. Kendine zulmeden onun hem maddi hem manevi zararını zaten dünyada çekiyor.
Ama ahirete de yine değerli kardeşlerim bir hesap kalıyor. Evet, ahirette de yine bir hesap kalıyor. Dünyada bitmiyor. Hesap kapanmıyor. Yani zalimlerin hesabı dünyada kapanmıyor. İster kitlelere zulmeden olsun, ister kendine zulmeden olsun, ister ailesine zulmeden olsun, ister çocuğuna zulmeden olsun, ister beyine, ister hanımına zulmeden olsun, dünyada hesap kapanmıyor. Dünyada bir bedel ödüyor ama bu hesap dünyada da kapanmıyor.
Zulüm ne peki? Zulüm haktan ayrılmak demek. Adaletten, insaftan, haktan, hukuktan ayrılmak demek. Farklı şekillerde bu. Yani bakıyorsun aile hayatında zulüm oluyor. Bey hanımına zulmediyor, hanım beyine zulmediyor. Baba evladına zulmediyor. Nasıl zulmediyor? Dinini diyanetini öğretmiyor. İşte yaz geliyor şimdi. Herkes dağılacak bir yerlere. Allah hayırlı uzun ömür versin, muhterem Osman Nûri Topbaş Efendi üstadımız çırpınıyor yani, çırpınıyor. Evlatların ne olacak diyor. İşte okullar tatil olacak iki hafta sonra. Herkesin hayalinde başka yaz tatilleri var. Tamam tatil de hakkımız ama peki bu tatil döneminde kaç çocuk diniyle diyanetiyle buluşuyor?
Sonra 3 ay yetiyor mu zaten yani? Yani din bu kadarı mı basitleşiyor? Yani 3 ayda öğrenilecek bir şey mi? Her şeye ama o 3 aya böyle razıyız yani. Aman diyoruz çocuğunuz bir camiye gitsin, bir kursa gitsin, bir kampa gitsin de eksiğini tamamlasın. Allah sevgisini, Peygamber sevgisini alsın, etsin diye de hatırlatmalarda bulunuyoruz. Ömür geliyor geçiyor. Bütün bunlardan mahrum yaşıyor bir evladımız. Sonra anneler babalar feryadı figanı basıyorlar. Öyle oldu da böyle oldu da iyi de ne verdiniz, ne istiyorsunuz diyorlar. Ondan sonra İslamiyet... ne verdiniz, ne istiyorsunuz? Ne bedel ödediniz, şimdi neye talipsiniz?
Onun için gerçekten hani Allah Resulü aleyhissalatu vesselam Efendimizin buyurduğu şekilde kıymetli kardeşim, yani insan zeki ve akıllı olacak. Dünya hesabını, ahiret hesabını düzgün yapacak. Yapmaya gayret edecek. Aklı yetmiyorsa aklı yetenlerle de istişare edecek, müracaat edecek. Benim aklım yetmiyor, gücüm yetmiyor, ben ne yapmalıyım diye destek alacak. Yani destek alacak. O bakımdan da bu konuyu çok güzel bir şekilde izah etmiş muhterem üstadımız; kendini güçlü olarak gören nice zalimler, zayıf gördükleri insanlar karşısında büyük acziyet içinde kaldılar.
O zayıf gördüklerini Allah aziz eyledi. Kendilerini güçlü zannedenler de kimisi denizde boğulmak suretiyle, kimisi burnuna giren bir sinekle kahrolup gittiler. Evet. Bunlar tarihi misallerse bu tarihi misalleri insanoğlu iyi okumalı ve sonra da ona göre kendine bir çeki düzen vermeli diye bir ana mesaj var burada.