Allah İçin Sevenler Kimlerdir?
Kıyâmet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdlerin imrenerek bakacakları mü’minler kimlerdir ve onları özel kılan hangi amellerdir? Allah için sevmenin sırları nelerdir?
İslâm kardeşliği, Allâh’ın mü’minler arasına koyduğu öyle ulvî bir hukuktur ki, lâyıkıyla riâyet edildiğinde, ecri muhteşemdir. Fertlerin ve toplumun huzur, sürur ve saâdet kaynağıdır.
ALLAH İÇİN KARDEŞLİK: EN YÜCE SEVGİ BAĞI
Yine İslâm kardeşliği; bütün mü’minleri gönlün muhabbet iklîmine alabilmek, samimî ve candan bir dost olabilmek, kardeşinin sevinciyle sevinip derdiyle dertlenmek, zor zamanında tesellî kaynağı olup gerektiğinde nefsinden fedâkârlıkta bulunabilmektir.
Allah İçin Sevmenin Fazileti
Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Allâh’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, nebî değildirler, şehîd de değildirler, fakat kıyâmet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdler imrenerek bakacaklardır.”
Ashâb-ı kirâm:
“–Bunlar kimlerdir ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de, biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim yâ Rasûlallâh!” dediler.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- :
“–Bunlar öyle bir kavimdir ki, aralarında ne akrabâlık ne de ticâret ve iş münâsebeti olmaksızın, sırf Allah rızâsı için birbirlerini severler. Vallâhi yüzleri bir nûrdur ve kendileri de nûrdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar (kıyâmet günü) korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzûn oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler.” buyurdu ve peşinden şu âyeti okudu:
“Bilesiniz ki, Allâh’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar ki Allâh’a îmân etmişlerdir ve hep takvâ ile (kalben Cenâb-ı Hakk’a olan yakınlıkları sâyesinde) korunur dururlar. Onlara dünya hayâtında da, âhiret hayâtında da müjdeler vardır. Allâh’ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu, en büyük kurtuluştur.” (Yûnus, 62-64) (Ebû Dâvud, Büyû, 76/3527; Hâkim, IV, 170)
Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir din kardeşini Allah için sevmenin, Allâh’ın muhabbetine vesîle olduğunu şöyle ifâde buyurmuştur:
“Bir kimse, başka bir köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek (ve sınamak) için onun yolu üzerinde (insan sûretinde) bir melek vazîfelendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:
«–Nereye gidiyorsun?» dedi.
O zât:
«–Şu köyde bir din kardeşim var, onu görmeye gidiyorum.» cevâbını verdi.
Melek tekrar sordu:
«–O kardeşinden elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?»
Adam:
«–Hayır, ben onu sırf Allah rızâsı için severim, onun için ziyâretine gidiyorum.» dedi.
Bunun üzerine melek:
«–Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öyle seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın gönderdiği elçiyim.» dedi.” (Müslim, Birr, 38; Ahmed, II, 292)
Diğer bir hadîs-i şerîfte de:
“Yedi sınıf insan vardır ki Allah Teâlâ, onları hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde, kendi (Arş’ının) gölgesinde gölgelendirir... (Bu sınıflardan biri de) birbirlerini Allah için seven, bir araya gelişleri ve ayrılışları bu muhabbetle gerçekleşen iki kişidir...” buyrulur. (Buhârî, Ezân, 36)
Gerçek Kardeşlik Ne Anlama Gelir?
Böyle kâmil mü’minlerin din kardeşlerine duydukları muhabbetin temel gâyesi, Allâh’ın rızâsına erebilmektir. Din kardeşinin duâsından istifâde etmek, onunla ülfet ve ünsiyet kurmaktaki tek niyet, Allâh’a yakın bir kul olabilmektir.
Nitekim tasavvufta “yol kardeşliği” demek olan “ihvanlık” da; Allâh’a giden yolda yardımlaşmayı, dînî ve mânevî meselelerde birbirini desteklemeyi, kardeşinin eksikliğini telâfî etmeyi ve onun dert ortağı olmayı ifâde eder ki bu, İslâm kardeşliğinin çok ince ve derin bir hassâsiyetle yaşanmasıdır.
Hak Dostlarının Kardeşlik Dersi: Bişr-i Hâfî ve Mâruf-i Kerhî Hz.
Hak dostu Bişr-i Hâfî Hazretleri, Esved bin Sâlim’i, Mâruf-i Kerhî Hazretleri’ne yollar. Esved bin Sâlim ona:
“–Bişr-i Hâfî seninle kardeşlik olmak istiyor. Bunu açıkça söylemekten çekindiği için, beni size gönderdi. Kendisini kardeşliğe kabul etmenizi diliyor. Fakat kardeşlik haklarına lâyıkıyla riâyet edememekten çekiniyor.” der.
Bunun üzerine Mâruf-i Kerhî Hazretleri:
“–Ben kardeş olduğum kimseden gece-gündüz ayrılmak istemem.” deyip Allah için sevmenin fazîletini anlatan birçok hadîs-i şerîf okur. Sonra da din kardeşliğinin mâhiyetini ve gerçek bir kardeşlik muhabbetinin nasıl olması gerektiğini şöyle îzah eder:
“–Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i Ali’yi kendine kardeş yapmakla, onu ilimde kendisine ortak etti. En sevimli kızını ona verdi. Şimdi sen şâhid ol, mâdem ki seni gönderdi; ben de onu Allah için kardeşliğe kabul ettim. O beni ziyâret etmezse de, ben onu ziyâret ederim. Ona söyle, sohbetlerde buluşalım. Hâlinden hiçbir şeyi benden saklamasın, her hâlini bana bildirsin...”
İbn-i Sâlim, durumu nakledince Bişr-i Hâfî Hazretleri bundan gâyet hoşnud olur ve memnûniyetle kabul eder.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 1, Erkam Yayınları