II. BAYEZİD-İ VELİ HAN'IN ÖZELLİĞİ

Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran 2. Bâyezîd Hân-ı Velî (1448-1512) sekizinci Osmanlı pâdişâhının özellikleri...

Küçük yaştan itibaren büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, henüz yedi yaşında iken Hadım Ali Paşa’nın nezâretinde Amasya vâliliğine tâyin edilmiştir. Böylece üstün ­bir devlet adamı olarak yetiştirilmesi sağlanmıştır.

II. Bâyezîd Han, üstün bir devlet adamı olduğu gibi, aynı zamanda sanatkâr bir mizaç ve şahsiyete de sahipti. Bestekâr, şâir ve hattat olarak da temâyüz etmiştir.

O, Osmanlı sultanlarının en âlimlerinden biridir. Zira şehzâdeliğinde, sadece fennî ilimleri tahsîl etmekle iktifâ etmemiş, mânen de büyük zâtların üstün terbiyeleriyle yetişip olgunlaşmıştır. Ebu’s-Suûd Efendi’nin babası Muhyiddîn-i İskilibî gibi devrin birçok evliyâsının teveccühlerini kazanmış, onların tasarruf, himmet ve duâlarını almıştı. Birçok hayır müessesesi kurarak, asıl tahtını, ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlüne kurmuştu. Bu yüzden kendisine “velî” sıfatı verilerek “Bâyezîd-i Velî” diye anılagelmiştir.

Onu bu makâma, yani zâhirî ve bâtınî sultanlığa yücelten, ihlâs ve takvâsıydı. Nitekim çıktığı seferlerde elbise ve papuçlarına sıçrayan tozları toplattırırdı. Bunların vefâtından sonra yanaklarının altına konmasını va­si­yet etmiş, böylece Hazret-i Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in hadîs-i şerîfindeki müjdeye[1] nâil olmak istemiştir.

Şiirlerini, “Adlî” mahlası ile yazardı. Onun gönül derinliğini ve mârifetullâha olan iştiyâkını ifâde eden şiirlerinden iki beyit şu şekildedir:

Hudâyâ, hudâlık Sana yaraşır,

Nitekim gedâlık bana yaraşır..

Çü Sen’sin penâhı, cihân halkının,

Kamûdan Sana ilticâ yaraşır...”

“Ey Allâh’ım, Sana ilâhlık lâyık olduğu gibi, bana da (Sen’in yolunda ve huzûrunda) kölelik lâyıktır.”

“Zira bütün cihan halkının sığınağı olan (Mevlâ) Sen’sin.. (Bu sebeple) bütün yaratılmışlara, ancak Sana sığınmak yaraşır.”


[1] Hadîs-i şerîfte: «Allah yolunda tozlanan kulun tozları ile Cehennem dumanı kat’iyyen bir araya gelmez.» buyrulmuştur. (Tirmizî, 1633; Nesâî, Cihâd, 8, VI, 12)

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 2013

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle