II. BÂYEZÎD DEVRİNDE NEDEN FETİH OLMADI?

II. Bâyezîd, Osmanlı sultanlarının en büyüklerinden biri olduğu hâl­de, değeri lâyıkı ile takdîr edilememiş bir şahsiyettir. Kardeşi “Cem Sultan”a karşı, onun hazin âkıbeti dolayısıyla duyulan umûmî bir acıma hissi ve diğer nedenlerden dolayı fütûhât yolunda yürüyememiştir. 

Bir diğer sebep de, babası Fâtih Sultan Mehmed Han gibi uzun asırlar boyunca nâdiren zuhûr eden devâsâ bir şahsiyetten sonra hükümdar olmasıdır... Ondan, babasının açtığı fütûhât yolunda yürüyerek “Batı Roma”nın başlanmış olan fethini ikmâl etmesi bekleniyordu. Ancak, başta “Cem Sultan” vak’ası olmak üzere, alevî menşe’li “Şahkulu” isyânı gibi vak’alar, bu umûmî arzuyu gerçekleştirmesine imkân bırakmamıştır. Böyle olmasaydı, onun da babası Fâtih Sultan Mehmed Han ve oğlu Yavuz Sultan Selîm Han gibi fütûhatçı olacağı muhakkaktı. Nitekim bütün bu gayr-i müsâit şartlara rağmen, onun zamanında parlak zaferler de kazanılmıştır. Bunlardan biri olan “Abdina” (Kırbova) zaferi, dâsitânî bir muzafferiyettir.

Değerli bir akıncı kumandanı olan şâir Yakup Paşa, Sul­tân’ın emriyle İstirya içlerine akınlar yapmış, geri dönüyordu. Ellerinde birçok ga­ni­met ve esir bulunmaktaydı. Akıncılar, Kırbova önlerine geldiklerinde büyük bir düşman ordusu ile karşılaştılar. Askerlerinin yorgunluk ve azlıklarına rağmen Yakup Paşa, harbe mecbur kalarak kendilerinden sayıca kat kat üstün düşman ordusuyla âdeta bir meydan muhârebesi yaptı ve Allâh’ın yardımıyla şiddetli bir taarruz neticesinde düşmanı tamamen perişân etti. O gün sekiz bin seçme akıncıyla yaklaşık altı bin düşman askeri öldürülmüş, yirmi beş bin kadarı da esir alınmıştır.

AKINCILARIN ZAFERİ

Akıncıların bu zaferi, ta­rihte ender rastlanan hâdiselerdendir. Zira yaptığı akınlarla yorulmuş olan, aynı zamanda elinde birçok ga­ni­met ve esir bulunan küçük bir kuvvetin, kendisiyle kıyas edilemeyecek çapta bir ordu ile muhârebeyi göze alması, kimsenin hayâl bile edemeyeceği kadar yüce, maddî ve mânevî bir yiğitliktir. Bu zaferde büyük payı olan akıncı kumandanı şâir Yakup Paşa, muhârebenin neticesini Sul­tân’a şu şiirle bildirmiştir:

Buluştuk düşmanla çün Kırbovâ’da;

Nidâ erişti kim «Kır bû ovâ’da!»

Hakk’ın emriyle itdim bir gazâ kim;

Murad Han itdi ancak Kôsovâ’da..

Acep mi bu zafer, çün gayb erenler;

Muâvindir bize arz u semâda..

Kılam ednâ kulumu voyvoda ben,

Hudâ fırsat virirse Belgrâd’a.

Benüm Bosna Beyi Derviş Yâkûb;

Hudâ avniyle irdüm bu cihâda.

Makâm ide bana cennet-i Adn’i;

Umarım ol Gânî dâru’l-bekàda...

Bu şiir, o şanlı Osmanlı akıncısının gönül dün­yasını ne güzel aksettirmektedir. Burada Yakup Paşa, paşalıktan ziyâde dervişlik ve Allâh’a kulluğuyla müftehirdir. Bu da, o dönem Osmanlı askerlerinin sahip bulunduğu fütûhat aşkı, gazâ ve cihâd rûhunu besleyen asıl kökün mâ­ne­vi­yat ve mârifetullâh olduğunu göstermektedir.

 

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 2013

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle