VUKUFİ ZAMANİ NE DEMEK?

0

Vukûf-i Zamânî: İslâm’ı, Fahr-i Kâinât Efendimiz ve ashâb-ı kiram hassâsiyetinde yaşamak şeklinde tarif edebileceğimiz tasavvufun en mühim esaslarından biri, «Vukûf-i Zamânî»dir. Yani zaman nimetini çok hassas bir şekilde kullanmaktır.

“Kendine gel ey yolcu! Kendine gel! Akşam oldu, ömür güneşi batmak üzere… Gücün kuvvetin varken; şu iki günlük ömürde cömertlikte bulun, amel-i sâlihler işle… Elde kalan bu kadarcık tohumu, yani ömrünün geriye kalan son senelerini iyi ek de ve iyi harca da; şu iki nefeslik ömürden uzun bir ömür elde edesin…

Çok kıymetli olan bu ömür kandili sönmeden aklını başına al da; fitilini düzelt, çabucak yağını koy, yani amel-i sâlihler işleyerek şu fânî günlerini rûhânî bir kulluk ve ibâdetle geçir, gönül kandilini uyandır! Aklını başına al da bu işi yarına bırakma! Nice yarınlar geldi geçti. Hemen tevbe ve istiğfâr ile işe başla ki; ekin mevsimi, şu fânî günler ziyan olmasın!”

Zaman ve ömür, insana bahşedilen en kıymetli varlıklardandır. Fakat mahduttur. Çünkü bu dünya fânîdir. Dünyaya dair emekler ve gayretler yok olup gidecektir. Yazık olacaktır. İnsanın en kıymetli metâını; fânîlik girdabında batıp gidecek bir gemiye yüklemesi, ne hazin bir israftır. Mevlânâ Hazretleri seslenir:

“Ey işinin üstüne çok düşen kişi! Bir tâcirin yükü suya düşecek olursa, tâcir elini en değerli kumaşa uzatır. En kıymetli metâını kurtarmaya çalışır.

Mademki senin de bir şeyin suda yok olup gidecek, en iyisini kurtar da değersizini bırak gitsin.”

ZAMAN NİMETİNİN KIYMETİ

Cenâb-ı Hak, zaman mefhumuna dikkatimizi çekmek üzere yemin ediyor:

“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler; birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.” (el-Asr, 1-3)

İslâm’ı, Fahr-i Kâinât Efendimiz ve ashâb-ı kiram hassâsiyetinde yaşamak şeklinde tarif edebileceğimiz tasavvufun en mühim esaslarından biri, «Vukûf-i Zamânî»dir. Yani zaman nimetini çok hassas bir şekilde kullanmaktır.

Nefsini tezkiye ve kalbini tasfiye etmek isteyen bir mü’min; ecelin meçhuliyeti dolayısıyla her an kendini muhasebe mecburiyetinde bulunduğunun idrâki içinde olup, vaktini sâlih amellerle değerlendirmelidir.

Lüzumsuz işleri terk ederek mânâsız konuşmalardan uzak durmalı, Hazret-i Mevlânâ’nın ifadesi ile lisânını «sözün maskarası» olmaktan muhafaza etmelidir.

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
ÇOCUKLAR ALTINI NEDEN ISLATIR?

Beş yaşındaki her 100 çocuktan yaklaşık 15-20’si uykuda altını ıslatır. İlerleyen dönemde 15 yaşındaki 100 kişiden birinde de bu sorun...

Kapat