Umre Ziyaretlerine Kudüs Rotası Geliyor

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, geçmişte Kudüs'ün Umre ibadetinin bir parçası kabul edildiğini anımsattı ve yeni çalışmalarını açıkladı.

Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen "Hac Değerlendirme Toplantısı"nda yaptığı konuşmada, düzenlenen toplantının önemine dikkat çekerek, benzer toplantılar düzenlenmeye devam edileceğini söyledi.

TARİHİMİZDE KUDÜS, UMRE ZİYARETİNİN BİR PARÇASIYDI

Diyanet İşleri Başkanı Görmez: "Bizim tarihimizde bu ibadet yapılırken Kudüs bilhassa Umre ibadetinin bir parçası kabul edilmiştir. Biz bunu terk ettik ve Kudüs'ü adeta başka bir ülkeye teslim ettik. Kudüs onların değil, Kudüs Müslümanlarındır" dedi.

"KUDÜS ZİYARETİ UMRE PROGRAMINA EKLENİYOR"

Görmez, "Arkadaşlarımız önümüzdeki hafta oraya gidecekler, oranın bütün imkânlarını gözden geçirecekler ve biz de vatandaşlarımıza ilan edeceğiz.

Diyeceğiz ki Umre'ye gitmek isteyen vatandaşlarımızından, Kudüs'e uğrayarak gitmek isteyenler, yahut Umre’yi, Kudüs'e uğrayarak bitirmek isteyenler varsa bize müracaat etsinler.

Elbette bunu Dışişleri Bakanlığı ve ilgili bütün devlet kurumlarımızla birlikte planlayacağız, uluslararası ilişkiler çerçevesinde planlayacağız. Bu Ürdün üzerinden mi başka yerden mi yapılacak bunun imkânlarını hazırlayarak, en güzel bir şekilde vatandaşlarımıza inşallah bu hizmeti de sunacağız.” çağrısı

"MEKKE'YE GÖKDELENLER DİKMEKLE OLMAZ"

Prof. Dr. Mehmet Görmez, Mekke’deki mevcut şartların İslam âleminin hac talebini karşılayamadığını söyledi.

Görmez, "Bugün 25 milyon talep var. Umre ibadetine de talep sürekli yükseliyor. İslam dünyası bunu herhangi bir ülkenin milli meselesi olarak görmeden, birlikte görüşüp istişare ederek hac ibadetini 100 yıl sonrasına göre planlamalı.

Bunu sadece Kâbe’ye nefes aldırmayacak şekilde gökdelenler dikmekle çözemeyiz." dedi.

Kaynak : AA

SİYONİSTLERİN SİNSİ MESCİD-İ AKSA OYUNU

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.