TÜM DİLLERE HİTAP EDEN AYET

0

Acaba “Allah’a sarılın” mealindeki Kur’an ayeti Asya’da Avrupa’da, Türkiye’de İran’da, Türkler, Araplar ya da Kürtler nezdinde nasıl anlaşılır? “Allah’a sarılma”nın Türkçesi, Kürtçesi, Arapçası nasıldır?

“Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın(Âli İmrân-103) mealindeki Kur’an ayeti, Araplar ve Acemler nezdinde nasıl anlaşılır? “Allah’ın ipine sarılma”nın Farsçası, İngilizcesi nasıldır?

Acaba “Allah’ın elçisi sizin için en güzel örnektir. O ne verdiyse alın, nehy ettiklerinden de kaçının” mealindeki Kur’an ayetleri, dünyanın kuzeyinde güneyinde, doğusunda batısında nasıl anlaşılır, bu ayetlerin İspanyolcadaki ya da Kızılderili dilindeki manası nasıldır?

Acaba, Türkler ve Kürtler ve Araplar ve İbraniler farklı farklı misyonlarla mı yaratılmışlardır? Bu kavimlerin her birini farklı farklı tanrılar mı yaratmış, dünyaya göndermiştir? Her bir kavmin yaratılış gayesi farklı farklı mıdır?

Acaba, dünyaya farklı renklerle gelen, farklı dillerde konuşan kavimler, dünya hayatı sona erdiğinde farklı bir dünyaya mı giderler? Gittikleri dünyada yaşarken yapıp ettiklerinin değeri farklı terazilerde mi tartılır?

Acaba ebedi âlemde her kavmin cenneti, cehennemi farklı mıdır?

Acaba cennette ırk, renk, dil farklılığına bağlı ayrı statüler bulunacak mıdır? Acaba orada hangi kavmin köşkü diğerinden üstündür?

Kur’an’da yer alan “Sizin en keriminiz takva yani Allah’a yönelik bağlılık ve saygı itibariyle en yüksek derecede olanınızdır” kuralı, her kavim için farklı anlamlara mı gelmektedir?

Hazreti Peygmber’in “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak tavka iledir”  mesajı, Veda Hutbesi’nin sayfalarında kalıp unutulmak üzere mi söylenmiştir?

BİZİM CAMİ

Hani, Karadeniz’de bir Ramazan günü, akşama doğru bir ezan sesi gelir de baba oğula “Git bak bakalım, ses nereden geliyor?” der de, oğul gidip döner ve “Bizim camiden baba” cevabını verir de baba:

-Eyleyse aziz Allah, der ya…

Yani Allah’a secde edilecek camiyi bile ayırırız ya…

O secde nasıl bir secdedir, o cami nasıl bir camidir, o yürek nasıl bir parçalanmış yürektir!

BİZİM DİLİMİZDEN

Oysa başka bir ihtimal de vardır:

Adam gider Malezya’ya, bir ezan sesi duyar ve:

-Aaa, der, bunlar da bizim dilimizde ezan okuyorlar.

EZANIN DİLİ HERYERDE BİR

Ezan’ın yüreğe ulaşan dili bütün dünyada, bütün coğrafyalarda, bütün kavimler için aynıdır, Kur’an’ın dili, ona açılan bütün yürekler için aynıdır, Allah’ın Rasulü, ona bağlananların tamamı için aynı sevgi odağıdır….

-Allahü ekber sözcüğü bütün dünya Müslümanları için aynı yücelik ölçüsünü bildirir.

Peki o zaman “Allah’a sarılmaz mıyız” ki, böylesine savruluruz? Her birimizin sarıldığı tanrı farklı mıdır ki, darmadağın oluruz?

Peki o zaman tutunduğumuz ip Allah’ın ipi değil midir ki, parçalanıp dağılırız?

Peki o zaman, tuttuğumuz el Allah Rasulü’nün eli değil midir ki, her birimiz bir başka kılavuz edinmiş gibi davranırız?

Allah, Zatına sarılanları “kardeş” diye tanımlamışken, biz birbirimizin Habil ve Kabil’i oluruz! Neden?

Kur’an, müteaddit ayetlerinde, yüreklerimizi kardeşlik için dokumaya çalışırken, biz birbirimizle ilişkimizde ufunet soluruz! Neden?

Allah Rasulü, Mekkelilerle Medinelileri, Medine’nin on yıllarca birbirini kırmış iki kabilesi olan Evs ve Hazreç’i, kan bağından öte bir bağlılıkla birbirine bağlamış, dünyada emsaline rastlanmaz bir “Kardeşlik”  nümunesini hayata geçirmişken, biz bir türlü sevgiye, merhamete, birbirini arındırmaya, dert ortağı olmaya yol bulamayız! Neden?

Bir problem olmalı…

Ki, Müslümanlar arasındaki ilişkinin adı kardeşlik olmasın.

Hatta kardeşlikten öte bir şey, bir ufunet olsun!

Nasıl olabilir?

Hayatımızda ve bilincimizde her şeyin içi boşalmış olur.

İslam, ana kardeşlik bağı ise, İslamımızın içi boşalmış olur.

Kur’an ellerimizi bağlamıyor olur.

Allah’a gerçekten sarılmıyor oluruz.

Allah’ın ipine tutunmuyor oluruz.

Peygamber’le el ele tutuşmuyor oluruz.

Peki o zaman dünyamızın anlamı ne olur, ahiretin anlamı ne olur? Biz niye var olmuş oluruz, bizi kim ve neden var etmiş olur? Bizi var eden Kudretin öncelikleri ne olmuş olur? O’nun öncelikleriyle bizim önceliklerimiz nerede buluşur nerede ayrılır ve bu ayrılışın izahı nasıl olur?

Allah “Zulmetme, zulmedenleri sevmem” diyorsa zulmetmeyeceksin. Kulağın ve yüreğin O’na dönükse böyle yapacaksın.

İSLAM KARDEŞLİĞİ

Allah, iman bağını kardeşlik bağı olarak nitelemişse, bir başka mü’mini kardeş bileceksin.

“Neden Müslümanlar arasında ucu kan dökmeye kadar uzanan büyük ihtilaflar var?” sorusunun cevabı, yüreklerdeki boşalmadan başka bir şey değildir.

İslam’la aramıza mesafeler girmesinden başka bir şey değildir.

Kulaklarımızı, Yaratıcı’dan başkalarına yöneltmekten başka bir şey değildir.

Dimağımıza Şeytanın çengelinin saplanmasından başka bir şey değildir.

Ne kimse İslam kardeşliğini, bir başkasına olan cevrini cefasını kamufle etmek için kullanabilir, ne de kimse, Müslümanlar arasında “kardeşlik” gibi bir bağ bulunduğunu görmezden gelebilir.

Zulmü, haksızlığı, kul hakkını ihlal etmeyi meşrulaştıracak hiçbir gerekçe olamaz.

Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunu ortadan kaldırmak da zulmün bir başka şeklidir.

Müslümanlar arasında kardeşliği yeniden inşa problemi, aslında İslam kişiliğini yeniden kuşanma probleminden ayrı düşünülemez.

Kardeşlik, herkesin içinde yeniden “Allah’a sarılma” tutkusunun oluşması demektir.

Kardeşlik, herkesin ellerini Allah’ın ipine uzatması demektir.

Kardeşlik, herkesin Allah Rasulünün sancağı altında buluşma tutkusudur.

Kardeşlik, herkesin Rasulullah’ın sancağı altına sığabilme heyecanıdır.

Kardeşlik, herkesin birbirini dünyada ve ahirette cehennemden kurtarma ve dünyada ve ahirette herkesin birbirine cennet sunma gayretidir.

Kardeşlik,  dudakları milyarlarca Müslümanla birlikte Kur’an pınarına dayayarak kana kana içme eylemidir.

Müslümanlar kardeşten başka ne olabilir ki?

Bir Müslümanın acısı, bir başka Müslüman için nasıl sevinç olabilir ki?

Bir Müslüman acı duyarken, diğerinin içi nasıl kan ağlamaz ki?

Allah Rasulü, asırlar ötesinden “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz!” diye seslenirken, Müslümanlar o sesi nasıl boşlukta bırakabilir ki?

O ses boşlukta kalmışsa, Mahşer ortamında O sesin sahibi ile nasıl yüz yüze bakılabilir ki?

Sök yüreklerindeki öfkeyi kardeşim. Buğzu sök. Hasedi sök.

Kini at.

Allah için sevgiyi kuşan.

Sevdiğini söyle kardeşine.

Dua et kardeşine.

“Kalbimizde iman edenlere karşı kin bırakma” diye yalvar yakar Rabbine.

Kurtul kardeşini içinde öldürmekten ve etini ağzında çiğnemekten.

Rahmeti kuşan kardeşine karşı.

Mağfiret dile onun için.

Arındır onu.

İçine en arı duru haliyle taşı kardeşini.

Acısını duy yüreğinde.

Onunla öylesine bütünleş ki, evrensel çapta bir kardeşlik anıtı kurulsun.

Şeytanı kov, nefsine gem vur ve sadece yüreğini konuştur.

Hep yüreğinle konuş.

Gör bak, İslam vatanları nasıl cennete dönüyor.

Kaynak: Ahmet Taşgetiren, Altınoluk Dergisi, 2008 – Aralik, Sayı: 274, Sayfa: 003

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
GÜNAHKÂRA EL UZAT GÖNLÜNÜ FETHET

Müslümanın vazifesi, günahkârı kendi hâline terk etmek değil, elinden tutarak nezih bir hayâta dönmesini sağlamaktır. Hazreti Mevlânâ mahlûkâta Hâlık’ın nazarıyla...

Kapat