TEVEKKÜL VE TESLİMİYET NE DEMEKTİR?

0

Tevekkül, “dayanma, vekîl tutma ve vekîle güvenme” demektir. Yâni, gönlü Allâh ile dolu olan kimsenin, yalnız O’na güvenmesi ve O’na sığınmasıdır.

Allâh’ın güzel isimlerinden biri de “el-Vekîl”dir. Bu ism-i şerîf, “işlerini usûlüne göre kendisine havâle edenlerin işlerini yoluna koyup, onların yapabileceğinden daha iyi bir şekilde yapan, kendisine tevekkül edilen, her şeyi idâre ve hâkimiyeti altında bulunduran” gibi mânâlara gelir.

ALLAH NASIL TESBİH EDİLMELİ?

Her hususta güvenilecek yegâne merciin, ölümsüz, ebedî ve Kâdir-i Mutlak olması zarûrîdir. Aksi takdirde îtimât etmenin bir mânâsı kalmaz. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Aslâ ölmeyecek, hakîkî hayat sâhibi ve dâimâ diri olan Allâh’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbîh et!..” (el-Furkân, 58)

Allâh Teâlâ, kullarının sâdece kendisine güvenip dayanmalarını arzu etmektedir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“…Mü’minler ancak Allâh’a tevekkül etsinler!” (İbrâhim, 11)

“…Allâh’a tevekkül edene, Allâh kâfîdir!..” (et-Talâk, 3)

Peygamber Efendimiz de:

“Eğer siz Allâh’a hakkıyla tevekkül edebilirseniz, sabahleyin karınları aç gidip, akşamları tok dönen kuşların rızıklandığı gibi rızıklanırsınız!” buyurmuştur. (Tirmizî, Zühd, 33/2344; İbn-i Mâce, Zühd, 14)

TESLİMİYET NEDİR?

Teslîmiyete gelince, o da boyun eğmek, başa gelen hâdiseleri îtirazsız kabûllenmek ve selâmete çıkmak mânâsına gelir. Teslîmiyet, kalbin bir fiili olup Allâh tarafından haber verilen hususlarla alâkalı şüphelerden, ilâhî emirlere ters düşen nefsânî arzulardan, ihlâsla bağdaşmayan isteklerden, ilâhî takdîre ve şer’-i şerîfe îtiraz illetinden kurtulmak demektir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Hayır, Rabbine and olsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Sen’i hakem tâyin ederek verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabûl edip teslim olmadıkları müddetçe tam mü’min olamazlar.” (en-Nisâ, 65)

Teslîmiyet, İslâm kelimesi ile aynı köktendir. Bu sebeple İslâm’ı hakkıyla yaşayabilmek ve hakîkî kullukta bulunabilmek, ancak teslîmiyetle mümkündür. Çünkü Allâh -celle celâlühû-, kulunun kendisinden başkasına râm olmasından hoşlanmaz.

Teslîmiyet, muhabbete dayalı bir itaat işidir. Bu itaat ve teslîmiyet bereketiyle İbrâhim’e -aleyhisselâm-, canı, malı ve evlâdı, yüce Rabbinin yolunda hiçbir engel teşkîl edemedi. Buna karşılık da hac ibâdeti, O’nun Rabbine tevekkül ve teslîmiyetinin kıyâmete kadar devâm edecek en güzel bir sembolü oldu. Çünkü İbrâhim’ın -aleyhisselâm- dili kalbine tercüman olarak dâimâ:

“…Ben Âlemlerin Rabbi’ne teslîm oldum!” (el-Bakara, 131) demekteydi.

İSLAM’IN ÖZÜ

Muhabbeti esas alan ve İslâm’ın özü olan tasavvuf, kulun ilâhî istikâmet üzere yaşayabilmesi ve her nefeste Rabbine daha ziyâde yaklaşabilmesi için, Hakk’a rızâ ve teslîmiyet duygusunu gönüllere yerleştirmeyi hedefler. Çünkü şu fânî âlemi kuşatan bin bir elem, keder ve çilelerin tesiri ve nefsânî aldanışların kesâfeti, ancak Hakk’a rızâ ve teslîmiyet netîcesinde azalmaya başlar. İbrâhim Hakkı Erzurûmî Hazretleri ne güzel söyler:

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Teslîm ol da rahat bul
Her işine râzı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler!

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

TEVEKKÜL NEDİR?

TEVEKKÜL NEDİR?

Paylaş.

Yorumlar