TASAVVUFUN KURANİ TEMELİ

0

Zühd, takvâ ve ihsân vâsıtalarıyla mânevî terakkî yolu açık tutulmayıp, sırf zâhirî hükümlerle yetinmek kesin olarak emredilseydi, istîdâdlı insanların Allâh’a vâsıl olabilme imkânı ellerinden alınmış olurdu.

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede: لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا “Her biriniz için bir şerîat ve “minhâc” tâyin ettik.” (Mâide: 48) buyurmuştur.

Buradaki “minhâc” kelimesine lügatlerde “münevver bir yol” mânâsı verilmektedir. Bu da, Cenâb-ı Hakk’a takarrub (yakınlaşma) niyetiyle sülûk olunacak kulluk yolu demektir.

Dînin gâyesi; güzel, ince rûhlu ve iç âlemini temizlemiş insan yetiştirmektir. Bu da, Hakk’a kulluğu idrâk ile olur. İslâm’a göre ideal insan, Allâh ve Rasûlü’nün ahlâkı ile ahlâklanmış olan kimsedir. Bu ideale varabilmenin yolu ise kalbî eğitimden geçer.

Kalb cevherini parlak bir ayna gibi Hakk’ın tecellîlerine mâkes kılmak, orada zikrin mekân bulması ile mümkündür. Kalbin bu güzel hâl ile Hakk’a yönelmesi, îmânın parlak tezâhürlerine vesîle olur.

“Zühd”, “takvâ” ve “ihsân” vâsıtalarıyla mânevî terakkî yolu açık tutulmayıp, sırf zâhirî hükümlerle yetinmek kesin olarak emredilseydi, istîdâdlı insanların Allâh’a vâsıl olabilme imkânı ellerinden alınmış ve insanoğlunun nihâî noktalardaki istîdâdı da gözardı edilmiş olurdu. Bu takdirde, hür irâde ve hükmünde hikmet sâhibi olan Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî tanzîmine -hâşâ- noksanlık izâfe edilmiş olurdu.

Kulun, Rabbini her an görüyormuşçasına kendisine çeki-düzen verip, o minvâl üzere hayatını tanzîm etmesi ve ilâhî müşâhedenin kalbde sabitleşerek şuur hâline gelmesi demek olan “ihsân” bir bakıma Allâh’a yakın kulların rûh mîrâcıdır. Bu açıdan ihsân; mânevî, rûhî, sırrî ve ilâhî hakîkattir. Mutasavvıfların hedefi de, işte bu hakîkate ulaşmaktır. Bu da, Allâh ile kurulan rûhî ve derûnî râbıtayı ifâde eder. Sıhhatli bir şekilde bu râbıtayı kuran kişi, Rabbin velî kulu hâline gelir. Böylece o, ilâhî ahlâk ile ahlâklanmış olur.

 Kaynak: Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf

Paylaş.

Yorumlar