TALHA BİN UBEYDULLAH (R.A.) KİMDİR?

0
 Talha bin Ubeydullah (r.a.) aşere-i mübeşşereden, Peygamber Efendimiz’in Cennet ile müjdelediği sahabilerden, Ahab-ı Şura’dan ve ashabın zenginlerindendir. 

TALHA BİN UBEYDULLAH’IN (R.A.) HAYATI

Gözle görülmeyecek, sayılara sığmayacak kadar Allah’ımızın pek çok nimetleri içinde yaşıyoruz. Kur’ân-ı Kerim’de buyruluyor:

“Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz.” (İbrahim, 34)

Sevgi de bu nimetlerden bir tanesi… Bedenî gıdamız için yiyip içmeye ne kadar ihtiyaç duyuyorsak ruhumuz için de o derece sevgiye muhtacız. Sevgisiz hayat kuru bir ağaca benzer. Sevgili peygamberimiz: “Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur” buyuruyorlar. Sevgi, insanların birbirleriyle yakınlaşmasını, kaynaşmasını, birlik ve beraberliğini sağlar.

Mümin Allah için sever ve sevilir. Zira o Allah ve Resûlü’nün sevgi halesinde yetişmiştir. O sevgi hayatlarına yön verir, dünyaya aldanmazlar. O sevgi nuru Müslümanı dünya sıkıntılarına karşı sabra, İslam’ın yücelmesi yolunda fedakarlıklara alıştırır. Malını, canını her şeyini Allah ve Resûlü için feda edebilecek bir kıvama getirir. Sahabe-i kiram efendilerimizin hayatına bakılacak olursa bu fedakarlıkların binlerce örneğini bulmak mümkündür.

Habib-i Kibraya (s.a.v.) Efendimiz’in kendisini çok sevdiği ve onu göremeyince: “Ne oldu ki ben o melîh, fasîh dostumuzu göremiyorum.” buyurduğu Hazreti Talha bin Ubeydullah (r.a.) bunlardan sadece biridir.

SADAKATİN YANSIDIĞI AYNA

Uhud günü, Sultanü’l-Enbiya (s.a.v.) Efendimiz’in etrafında pervane gibi dönmüş, onu müşrik hücumlarına karşı himaye etmeye çalışmıştır. Gelen oklara, taşlara, kılıçlara karşı vücudunu siper etmiş otuzdan fazla yerinden yara almıştır. Habib-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz’e yönelen bir kılıcı koluyla karşılayıp çolak kalmıştır. Sevgili Peygamberimizin: “Allah’ım Talha’ya şifa ver ve onu kuvvetlendir.” diyerek mübarek eliyle Talha’nın bütün vücudunu meshetmesi üzerine iyileşip kalkarak, hemen tekrar meydan-ı mübarezeye koşması unutulmayacak kahramanlıklardandır. Allah Resûlü (s.a.v.) Efendimiz onun hakkında: “Talha mustehıkkı Cennet oldu.” tebşiratında bulunmuşlardır. Yani, Cennet Talha’ya vacib oldu. Ayrıca ona “Talhatü’l-hayr,” “Talhatü’l-cud,” ve “Talhatü’l-Feyyaz” lakaplarını vermişlerdir.

Peygamber Efendimiz buyurdu:

“Uhud günü, yeryüzünde sağımda Cebrâil’den, solumda Talhâ bin Ubeydullah’tan daha yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha bin Ubeydullah’a baksın!”

Uhud günü gösterdiği fedakarlıkarı Hz. Aişe (r. anha) validemiz: “Her ne zaman Hz. Ebubekir’in (r.a.) yanında Uhud günü anılsa: “Bugün tamamen Talha’nın günüdür.” derdi diye söylerdi.

Onun cûd u sehasına dair bir misal çocuğundan naklen şöyle anlatılır:

“Talha (r.a.) güzel bir rida giyinmiş aramızda yürürken bir adam ridasını kaptı, kaçtı. Koşup başkaları onun elinden aldılar. Talha dedi ki: O ridayı ona veriniz. Adamın mahcubiyetini görünce: “Bunu al. Allah bunu sana mübarek kılsın. Ben üzerimdeki bir şeyi isteyen kimsenin arzusunu boşa çıkarmaya Allah Teala’dan haya ederim.” diyerek adamın gönlünü aldı ve ridayı ona verdi.

Hz. Ali (r.a.) onun hakkında: “İşte bu Ebu Muhammed Talha’dır (r.a.) ki, ekseriyetle kendinden bir şey istenmeden verir.”

Gönüllerinde zerre kadar gıll ü gış bulunmadan, her türlü kin, gazap, hasetten uzak, saf, berrak bir gönle sahip olmak ne büyük bahtiyarlıktır.

Hz. Ali (r.a.) Cemel Vakası’nda Talha’nın (r.a.) şehadetini duyunca çok ağlamış ve: “ey Talha! Benim ve senin şu ayette “Biz Cennet’teki müttekiylerin gönüllerindeki kin ve husumeti çıkarmışızdır. Kardeş olarak karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar ve birbirlerine yüz çevirmezler.” (Hicr: 47) buyurulan bahtiyar müttekiylerden olmamızı temenni ederim” demiştir.

Ehl-i Cennet’in gönüllerinde gıll ü gış kalmaz, hıkdü kin durmaz. Takvaya ermiş bir Müslümanın şiarından biri de kin tutmamaktır. Allah Teala mutteki kalplerde kin bırakmaz. Geçmişte olmuşsa siler.

Hz. Ali (r.a.): “Ümid ederim, Osman, Talha, Zübeyr ile ben bunlardan olayım” demiştir.

ASHAB-I ŞURA

Talha bin Ubeydullah (r.a.) aşere-i mübeşşereden olup ilk Müslüman olan sekiz kişidendir. Ashab-ı Şura’ya seçilmiş altı zattan biridir. Cemel Vakası’nda altmış yaşlarında olduğu halde Mervan’ın okuyla şehit olmuştur. Künyesi Ebu Muhammed’dir.

Cenab-ı Hak’dan şefaatini ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’e gösterdiği fedakarlıkların bizlere örnek olmasını niyaz ederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1991 – Nisan, Sayı: 062, Sayfa: 022

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
PEYGAMBERİMİZİN TUTTUĞU NAFİLE ORUÇLAR

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, farz olan Ramazan orucunu büyük bir şevkle edâ ettikten sonra, sık sık nâfile oruç tutmaya da devam...

Kapat