SÜNNETİ TERK ETMENİN HÜKMÜ NEDİR?

0

Sünneti terk etmenin hükmü nedir?

Büyük sahâbî Abdullah ibn-i Mes’ûd (r.a.) sünnet-i seniyyeye ittibâ etmenin ehemmiyetini şöyle ifâde buyurur:

“Yarın Allâh’a Müslüman olarak kavuşmak isteyen kişi, namazları ezân okunan yerde kılmaya devam etsin. Şüphesiz ki Allah, sizin Peygamberinize hidâyet yollarını açıklamış ve emretmiştir. Bu namazları cemaatle kılmak da hidâyet yollarındandır. Şâyet siz de cemaati terk edip namazı evinde kılan adam gibi yapacak olursanız, Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk ederseniz, sapıklığa düşmüş olursunuz…” (Müslim, Mesâcid, 257)

Ahmed bin Hanbel Hazretleri de:

“Mushaf-ı Şerîf’e baktım ve otuz üç yerde Resûlullah’a itaatin emredildiğini gördüm.” buyurmuş, sonra şu âyet-i kerîmeyi okumuştur:

فَلْيَحْذَرِ الَّذ۪ينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه۪ٓ اَنْ تُص۪يبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُص۪يبَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

“…Oʼnun (Rasûlʼün) emrine muhâlif davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar.” (en-Nûr, 63)

FİTNE NEDİR?

Ardından bu âyet-i kerîmeyi tekrar tekrar okumuş ve şöyle buyurmuştur:

“Âyette isâbet edeceği bildirilen fitne nedir? Şirktir, küfürdür. Herhâlde o fitne kişinin başına şöyle gelir: Bir kişi, Efendimiz’in bir sözünü reddettiğinde kalbine bir eğrilik gelir, kalbi kaymaya başlar. Sonunda o kişinin kalbi hidâyetten tamamen uzaklaşır ve sahibini helâk eder.”

Bunları söyleyen Ahmed bin Hanbel, daha sonra da şu âyet-i kerîmeyi okumuştur:

“Hayır, Rabbʼine yemin olsun ki aralarında çıkan herhangi bir anlaşmazlık hususunda Senʼi hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenmedikçe îmân etmiş olmazlar.” (en-Nisâ, 65) (İbn-i Batta el-Ukberî, el-İbânetü’l-Kübrâ, no: 99; İbn-i Teymiyye, es-Sârimü’l-Meslûl, Beyrut 1417, I, 59)

KUR’ÂN’I KERÎM’LE VE HADÎS-İ ŞERÎFLERLE AMEL ETMEK

Büyük Hak dostu Şâh-ı Nakşibend Hazretleri de şöyle buyurmuştur:

“‒Biz Allâh’ın lûtfu ile (mânen) her ne elde ettiysek, Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri ve Resûlullah Efendimiz’in hadîs-i şerîfleriyle amel etmek sûretiyle elde etmişizdir. Bu amelden bir netice alabilmek için de takvâ ve şer’î kāidelere riâyet etmek, azîmete sarılmak, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat prensipleriyle amel etmek ve bid’atlerden kaçınmak lâzımdır.”

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri sünnet-i seniyyeye ittibâ husûsunda çok hassas davranırdı. Küçük-büyük her hareketinde mutlaka Efendimiz’in sünnetine uyar ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye ederdi. Bir defasında şöyle bu­yurmuştur:

“Muvaffak olmamızda bizim gayretimiz de ne oluyor ki! Ne oluyorsa hepsi Allâh’ın lûtfudur. Ama buna bir sebep ve vâsıta gösterilmesi gerekirse o zaman derim ki bu sebep; öncekilerin ve sonrakilerin efendisi olan Resûlullah Efendimiz’e muhabbetle bağlanıp Oʼnun nurlu izinden git­mektir. Ben bütün muvaffakıyetlerimin sebebini buna bağlıyorum. Allah Teâlâ ne lûtfetmişse hepsi işte bu bağlılık ve Oʼnun peşin­den gitmem sebebiyledir. İnsana bir şeyin azı veya tamamı nasip olmamışsa bunun tek sebebi de, Efendimiz’e tam olarak uyma hususunda bir kusur ve noksanı olduğu içindir. Bir defasında gaflete düşerek abdesthâneye girerken önce sağ ayağımı attım. O gün birçok mânevî hâllerden mahrum kaldım.” (Kişmî, Berekât, s. 197)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar