SELEME İBNİ HİŞAM KİMDİR?

0

Seleme ibni Hişam radıyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in “ferrar değil kerrar” iltifatına mazhar bir sahabi!…

İslâm’ın ilk yıllarında müslüman olup müşrik ailesinin işkencelerine karşı sabırla direnen bir iman eri!…

O, Mekke’de doğup büyüdü. Kureyş kabilesinin en itibarlı kollarından Beni Mahzum’a mensuptur. Adı, Ebû Hâşim Seleme b. Hişâm b. el-Mugīre el-Mahzûmî el-Kureşî’dir.

İslam’ın azılı düşmanı Ebû Cehil’in ve Mekke’nin fethi esnasında müslüman olan Hâris ibni Hişâm’ın öz kardeşidir. Hâlid ibni Velîd radıyallahu anh’in amcasının oğludur. Annesi şair sahâbîlerden ve ilk müslümanlardan Dubâa bint Âmir’dir. Seleme hakkında söylediği şu mısralar meşhurdur:

Ey kendisine hürmet edilen, selam verilen Kâbe’nin Rabbı olan Allahım!
Seleme’yi bütün düşmanlarına karşı galib eyle, onu güçlendir.
Ey Allahım! Ona bütün işlerinde iki el ver!
Birisiyle devamlı versin cömert olsun, öbürüyle de ikram olunsun. (Üsdülgâbe II, 531)

Seleme ibni Hişam, Mekke döneminde İslâmiyet’i kabul etti. İslâm nurunun Mekke ufuklarını aydınlattığı ilk yıllardı. Hidayet nuru ile kalbler, gönüller aydınlanmaya başlamıştı. Cehalet ve zulüm karanlıklarında kalan insanlık, vahşetle paslanan ruhlar, zulmetten kurtuluyor ve bir bir huzura kavuşuyor, aydınlığa çıkıyordu.

SON DİN İSLÂM’A DÂVET

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz insanları gönülden fethetmeye çalışıyor, son din İslâm’a dâvet ediyordu. Yakın akrabalarını bir bir uyarıyor, insanlığı şirkin ve küfrün korkunç pençesinden kurtarmaya gayret ediyordu.

İslâm’ın muhabbet, merhamet ve şefkatiyle insanlar arasında o kadar güçlü, sağlam bir kardeşlik kurulmuştu ki, herkesin safı netleşmişti. Küfür cephesinde kalanlarla, îmân safında yer alanlar arasında daha önce mevcut olan kan bağı, akrabalık münâsebetlerinden hiç bir eser kalmamıştı. Müşrik baba, mü’min oğlunu en büyük düşman biliyor, îmânsız kardeş, İslâmiyeti seçen kardeşini en azılı hasım olarak görüyordu.

Bu tablo Hişâm’ın beş oğlu arasında çok açık bir şekilde müşâhede ediliyordu. Seleme ile Hâris, Peygamber efendimizin yanında yer alırken, aynı babadan gelen Ebû Cehil, Âs ve Hâlid küfür ve şirkin elebaşılığını yapıyorlardı. Bu nasîbsiz üçlü Bedir’de küfür üzere ölmüşlerdir. (İstiab II, 643; İsâbe III,130.)

Büyük kardeşi Seleme ibni Hişam radıyallahu anh’ın îmân ettiğini duyunca, Ebû Cehil’in hısımlığı hasımlığa dönüşüvermişti. Kendi âilesinden bir ferdin Allah Rasûlünün safına geçmesini hiç hazmedemedi. Onu vazgeçirmek için her türlü yola başvurdu. Fakat bütün çabaları boşa çıktı. Îmânın lezzetini kalbinde tadan bir kimsenin, tekrar dönüp küfrün zehirini ağzına alması hiç mümkün müydü? Elbette değildi.

İLK MÜSLÜMANLAR NEDEN HİCRET ETTİ?

Seleme ibni Hişam radıyallahu anh, müşriklerden çok işkence gördü. Zâlim kardeşinin eza ve cefasına dayanamadı. İlk kafile ile Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldı. Orada dinlerini, inançlarını rahatlıkla yaşamaya başladılar. Memleketlerinden hicret edeli üç ay olmuştu. Kulaklarına; “Mekkeliler îmân etti, Velîd ibni Mugîre müslüman oldu” diye bir haber geldi. Bu haber üzerine içlerinden bazıları geri döndü. Fakat Mekke’ye yaklaştıklarında duydukları haberin asılsız olduğunu öğrenince hayâl kırıklığına uğradılar. Habeşistan’a tekrar geri dönemediler. Mekke’ye de kefilsiz girmek mümkün değildi. Mekke’ye girmek demek, müşriklerin revâ görecekleri ezâ ve cefâları peşinen kabûl etmek demekti.

Böyle bir tehlikeyi savuşturmak için bir kısmı Mekke’de bulunan akraba ve yakınlarının himâyesine girmeyi düşündü. Bir kısmı da himâyeyi kabul etmeyip Mekke’ye gizlice girdi ve uzun müddet saklandılar. Fakat bir süre sonra müşrikler tarafından yakalandılar. Seleme bin Hişâm, Velîd bin Velîd, Hişâm bin Âs, Abdullah bin Süheyl ve daha birkaç sahâbî müşrikler tarafından tutulup hapsedildiler.

BASKI VE ZULÜM GÖREN SAHABİ

İslâm’ın azılı düşmanı Ebû Cehil, kendi öz kardeşi Seleme ibni Hişâm radıyallahu anh’e işkence yapıyordu. Yoruluncaya kadar dövüyor, türlü hakâretler ediyor, aç susuz bırakıp günlerce acı ve ızdırap çektiriyordu. Bütün bu zulümleri, “Belki direnci kırılır da dîninden vazgeçer” düşüncesiyle yapıyordu. Halbuki iman nuru ile kalbini doldurmuş olan Seleme radıyallahu anh’de kâinâta meydan okuyacak kadar kuvvetli bir îmân, bitip tükenmez bir Rasûlullah sevgisi vardı.

Bu üç sahabi îmânda en ufak bir tereddüde kapılmadı. Kendilerine revâ görülen işkencelere aldırmadı. Sabrettiler!.. Direndiler!..

Bu îmân fedâîlerinin acıklı hâlini bilen, onların çektiği sıkıntıyı kendi rûhunda hisseden İki Cihan Güneşi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir ay müddetle her sabah namazında onlar için duâ etti ve: “Allahım, Velîd bin Velîd’i kurtar! Allahım, Seleme bin Hişâm’ı kurtar! Allahım, Iyaş bin Rebia’yı kurtar! Allahım, mü’minlerin zayıf olanlarını kurtar!” diye niyazda bulundu.

Peşinden şu âyet-i kerimeyi okudu: “Onların hiçbir çareye gücü yetmiyor, hiçbir yol bulamıyorlar.” (Nisa: 98)

Hadisteki Velid ibni Velid, Hazreti Hâlid’in kardeşi ve Velid bin Muğîre’nin oğludur. Bedir’de müşriklerin safındaydı, müslümanlara esir düştü ve fidyeyle kurtuldu. Sonra müslüman oldu, lâkin Mekke’den bırakmadılar.

Mekke müşriklerinin elinde bulunan bu üç sahâbî birbirlerinin amca çocuklarıydı. Mugîre üçünün de dedesiydi. Velîd ibni Velîd müslüman olup Mekke’ye gidince hapsedilmiş, Iyaş bin Rebia hicret esnâsında Ebû Cehil tarafından kandırılmıştı. Bu üç sahâbî de bir aradaydı. Üçünü birbirlerine bağlamışlardı. Seleme ibni Hişam, Iyaş ve Hişâm radıyallahu anhüm Medîne’ye hicret emri çıkınca bile esâret zincirinden kurtulamadı. Hattâ bu yüzden Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılamadılar. (İbn Sa‘d, IV, 130-131)

Bu dualar hürmetine Allah Teala onlara bir çıkış yolu lutfetti. Bir müddet sonra Velîd ibni Velid radıyallahu anh bir fırsatını bularak kaçtı ve Medîne’ye geldi. Sevgili Peygamberimiz onu görünce çok sevindi. Velîd’e diğer kardeşleri Seleme ile Iyaş’ın durumunu sordu. Velîd de, onların ayaklarının birbirine bağlı bulunduğunu, şiddetli azâb ve işkence içinde kıvrandıklarını haber verdi.

BEKLENEN KURTARICI

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu mağdûr ashabını müşriklerin elinden kurtarmak istiyordu. Bunun için ashabına dönerek:

“- Bunları kim kurtarıp Medîne’ye getirir?” diye sordu.

Velid ibni Velid radıyallahu anh hemen ayağa kalktı ve:

“- Onları ben kurtarıp size getiririm yâ Rasûlallah!” diye cevap verdi.

Mekke’ye giden Velîd radıyallahu anh gizlice şehre girdi. Bir kadından Seleme ile Iyaş’ın bulundukları yeri öğrendi. Geceleyin oraya varan Velîd, bağlandıkları ipi kesti, onları devesine bindirerek Mekke’den çıkardı. Sabahleyin onların kaçtıklarını öğrenen müşrikler peşlerine düştülerse de ele geçiremediler. Velîd radıyallahu anh iki arkadaşıyla birlikte Medîne’ye geldiğinde yürümekten ayak parmakları parçalanmış, kanlar içinde kalmıştı. İki mümtaz sahâbînin kurtulduğunu öğrenen Sevgili Peygamberimiz çok sevindi.

Allâh Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem onlar için on beş gün veya bir aya yakın dua etmişlerdi. Ramazan Bayramı’nın sabahında bu duayı bıraktılar. Hazreti Ömer radıyallahu anh bunun sebebini sorduğunda: “–Onların geldiğini bilmiyor musun?” buyurdular. Tam o esnâda yol açıldı, Velid ibni Velid radıyallahu anh arkadaşlarını getiriyordu. Velid nefes nefese Allâh Rasûlü’nün huzuruna geldi ve rûhunu teslim etti. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun hakkında: “–Bu kişi şehittir, ben buna şâhidim!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Vitir, 10/1442; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 200)

Seleme ibni Hişâm radıyallahu anh artık rahatlamıştı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in huzurunda bulunmanın mutluluğunu yaşıyordu. Mescid-i Nebi’de peşinde namaz kılıyor, yakın çevresinde yer alarak hizmetinde ve sohbetinde bulunuyordu. Gözünü İki Cihan Güneşi Efendimiz’den hiç ayırmıyordu. Kendisiyle birlikte savaşlara katıldı. Efendimiz’in vefâtına kadar Medîne’de kaldı.

FÜRRÂR DEĞİL KÜRRÂR

Mûte Savaşı’nda bir ara mücahidler geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Me­dine’ye dönünce bazı kimseler onlar hakkında “fürrâr” (savaştan kaçanlar) ifadesini kullandılar. Bu sözden rahatsız olan Seleme ibni Hişâm radıyallahu anh bir müddet insanların arasına ve mescide namaz kılmaya çıkmadı.

Bu durumun farkına varan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onlar hakkında: “Seleme ve arkadaşları savaştan kaçanlar (ferrârun) değil yeni bir saldırı için geri çekilenler (kürrâr)’dır” buyurdu ve Seleme’nin evden çıkmasını istedi. (Vâkıdî, II, 764-765; İbnü’l-Esîr, II, 284)

Seleme ibni Hişâm radıyallahu anh, Hazreti Ebû Bekir Sıddıyk radıyallahu anh’in hilâfeti döneminde Suriye tarafına gerçekleştirilen seferlere katıldı. Hazreti Ömer radıyallahu anh’in halîfeliği sırasında vuku bulan 14 hicri/ 635 miladi yılında Bizanslılar’la yapılan Mercissuffer savaşında şehîd düştü. (İbn Sa‘d, IV, 131)

Allah ondan razı olsun.

Rabbimiz cümlemize Seleme ibni Hişam radıyallahu anh’ın imânî heyecan,sadakat ve sabrından hisseler nasib eyleyip şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 362, Nisan 2016

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
ZAFERLER FEDÂKÂRLIĞIN İKRAMIDIR

Yüzakı Dergisi 135. sayısında  fedâkârlık muhabbetinin mahsûlü, zaferlerimizi işliyor. Yüzakı Dergisi basın bülteninde Mayıs 2016 sayısı şu şekilde tanıtılıyor: "Bu zulüm çağını...

Kapat